Kar taneleri
Yakışıklı sümsük, ‘aç kanatlarını, kavra, uçur beni’ der gibi kur yapıyor. Buketi eşine sunduktan sonra gagasını ve boynunu eşinin boynuna uzun uzun sürtüyor, doluyor. Birbirlerine sarılarak bale yapan çift gibiler.
Yazı: Yılmaz A. Bayazıtoğlu Fotoğraflar: Belma Bayazıtoğlu
15’inci yüzyılın sonundan itibaren Bask ve Portekizli denizcilerin morina ve uskumru avlamak için geldikleri Newfoundland’in güneydoğusu… Rüzgârın çığlıklarına dalgaların karıştığı Fırtınalar Burnu; balıkçıların taktığı adla Cabo de Tormenta. Buz gibi suda kaynayıp giden gemiler, yardım etmek istercesine üzerlerinde çığlık atarak uçan binlerce kuştan medet uman denizciler… Ah bir tutunabilseler o kanatlara, kuş olsalar, uçsalar, konsalar kayalara. Ama ne mümkün… Ancak tuzlu su ciğerlerini doldurduktan sonra kanatlanıp çabileceklerinin onlar da farkında.
Fırtınalar Burnu o kadar çok gemi öğütür, can alır ki Meryem Ana’ya sığınan denizciler burnun adını 1536’da Cabo de Sancta Maria (Meryem Ana Burnu) olarak değiştirir. Ama bu da derman olmaz dertlerine. Fırtına ne azize dinler ne de dua. 1600’lerden itibaren gelen Fransız balıkçılarla, 1800’lerden sonra gelen İrlandalı balıkçılar da aynı kaderi paylaşır. İnanç dinlemeyen fırtına, gemileri ve denizcileri dişlerinin arasında öğütmeye devam eder; Shamrock, SS George Cromwell, Galatea ve daha yüzlercesi… Adalarında kıtlıkla ve İngilizlerle başı dertte olan İrlandalıların bölgeye yerleşmesiyle burnun adı Cape St. Mary’s olarak değiştirilir.
Newfoundland’in tarlası
Denizdeki zengin balık ve ıstakoz av sahaları, karadaki otlaklar… Hem deniz hem kara o kadar bereketlidir ki bir süre sonra ‘Newfoundland’in Tarlası’ adı verilir bölgeye. İrlandalılar mutludur yeni topraklarında. Ama o fırtınalar ve kahredici burun yok mu?.. Balıkçıların, denizcilerin hiç olmazsa açık havaların tekinsiz gecelerinde burnun yerini daha rahat belirleyebilmesi için 1860’da buruna bir fener dikmeye karar verilir. İki de fenerci görevlendirilir yolu bile olmayan burunda. Geceleri işleri yoğundur ama ya gündüzleri?.. Fenercilerden yörenin bitki örtüsü tundranın bekâretine vurgun olan Robert Oke, nöbet sonrası alışkanlık edindiği uzun yürüyüşlerinden birinde uzaklarda kar yağdığını görür. Hem de baharda… Hem de çığlık çığlığa… Yaklaştıkça sevgilisinin teni kadar ak binlerce kuşun kayalıkların tepesinde telaşla süzüldüğünü görür. Kar taneleri gibi… Nefesini sert esen rüzgâr değil gördükleri keser; sümsükler kıyıdaki uçurumun 10-15 metre uzağındaki kayada yuva kurma telaşı içindedir. Yalnızca sümsükler mi?.. İlk anda gözünü alan kuzey sümsüklerinden başka yüzlercesi daha; kara ayaklı martılar, kalın gagalı alkler, yaygın alkler, usturagagalılar, karabataklar… Ama en çok sümsükler. Hava uygun olduğunda Kuş Kayası adını verdiği kayalığa gitmeye devam eder. Sonraki hafta, sonraki ay, sonraki yıl… Her geçen yıl gelen kuşların sayısı artmaktadır. Yüzler olur binler, sonra on binler…
Devamını Motor Boat & Yachting Ocak sayısında okuyabilirsiniz. |