Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Ocak 2012  
 

Dünyanın Ucuna Yolculuk

Horn Burnu’nda tsunami

Miguel’in telsizde söylediklerine kulak kabartıyoruz. Deprem dalgalarının bu gece yarısından sonra bulunduğumuz sulara ulaşması bekleniyormuş. Tam Horn Burnu’nu kazasız belasız geçtik derken başımıza bu mu gelecekti.

Horn Burnu dendiğinde, çoğu kişi gibi ben de burayı Güney Amerika’nın okyanusa doğru uzanan en uç noktası sanırdım. Meğer tam olarak böyle değilmiş. Dünyanın sonu olarak bilinen bu efsanevi burun, anakaranın 50-60 mil açığında yer alan bir dizi adacıktan en güneydekinin, yani Horn Adası’nın ucundaymış!

Yanından geçerken çok dikkatli baktık. Horn 10 mil uzunluğunda 1.5 mil genişliğinde boz renkli bir ada. Kuzeyden başlayan tatlı bir eğim güney ucunda 400 metrelik dev bir kayalığa dönüşüyor. Dünyanın en uzak köşelerindeki denizcileri bile kendine çeken meşhur burun, işte bu görkemli kayalık. Ancak kayalık deyip geçmemek lazım… Bana bu kayalığın gizemli bir enerjisi varmış gibi geldi. Ya da kimilerini kendine çeken tuhaf bir gücü... Belki de bir nevi manyetizması!

Burnu bordaladıktan sonra üzerimde bir ferahlık hissediyorum. Sanki nötr hâle geliyorum. Yoksa Horn kayalığı ruhumu serbest mi bıraktı? Aklımdan bunlar geçerken Sibel sesleniyor: “Karaya çıkabilecek miyiz?” Horn Burnu’na çıkmak! Birkaç gündür bu konuyu konuşuyorduk. Eğer hava uygun olursa burada karaya çıkmayı denemeye karar vermiştik.

Rüzgâr hafif olmasına rağmen tekne güneyden işleyen iri soluganların arasında bazen kayboluyor. Ancak bu sular için bu koşullar ideal sayılır. Adanın doğusundaki Leon adlı girinti sahile çıkılabilecek yegâne yer. Teknenin pruvasını oraya çeviriyoruz. Koyun önüne gelince buranın karaya çıkmak için pek de müsait olmadığı görülüyor.

Horn Adası’na sadece Sibel çıkıyor
Su çok derin. İçerde 20 metrelik bir sığlık var, ama orası da sahile çok yakın. Üstelik dip kayalık, demir ya tutmaz, ya da kayalara takılır bırakmak zorunda kalırız. Her yerde dev kelp yosunları yüzüyor. En gözü kara denizci bile teknesini burada başıboş bırakıp karaya çıkmaz. Hava şimdilik sakin görünse de bu sularda ne zaman ne olacağı belli olmaz.

Sibel’in botla karaya çıkmasına, o dönene kadar benim teknede kalmama karar veriyoruz. Demirlemeyip tekneyi sahilin biraz açığında eğlendireceğim. Çabucak botu hazırlayıp suya atıyoruz. Bota inerken Sibel’e tekrar hatırlatıyorum: “Yarım saat sonra bekliyorum, hava her an bozabilir.”

Fotoğraf ve video kameralarıyla dolu çantasını sırtına takıp küreklere asılıyor. Soluganların çatladığı sahile doğru uzaklaşıyor. İnşallah dalgalar botu devirmeden karaya çıkar. Ölü denizlerin kırıldığı sahile atlayıp botu karaya çektiğini görüyorum. Yukarıya çıkan merdivenlerden hızla çıkarak gözden kayboluyor.

Şili’ye ait Horn Adası’nda bir fener ve fenerin hemen yanında bu sularda hayatını kaybetmiş denizcilerin anısına dikilmiş albatros şeklinde bir anıt bulunuyor. Adada fenerci ve ailesinden başka kimse yaşamıyor. Şili donanmasına ait bir savaş gemisi her yıl aralık ayında yeni bir fenerciyi ve ailesini getirip adaya bırakıyor. Fenercinin buradaki görev süresi bir yıl. Bir yıl sonra aynı gemi tekrar geliyor. Görev süresi biten fenerciyi alıp yenisini bırakıyor. Fenerciler 12 ay boyunca albatrosları ve tek tük geçen gemileri izleyerek dünyanın ucundaki bu ıssız adada gün sayıyorlar.

Bir saat geçmesine rağmen Sibel görünmeyince meraklanmaya başlıyorum. Tekne akıntıyla sahile yaklaştıkça motorla biraz açığa çıkıyor, tekneyi yeniden rüzgâr ve dalgalara bırakıyorum. Yavaş yavaş batı ufku kararmaya başlıyor. Gri renkli bulutlar birbirleri üzerine yığılıyor. Havanın bozacağı artık iyice belli..

Sibel dönmeden hava patlarsa ne yapacağımı düşünüyorum. Aslında yapabileceğim fazla bir şey yok. Onu adada bırakıp yola devam etmekten başka seçenek bulunmuyor. Eğer rüzgâr 5 kuvvetin üzerinde eserse (ki esecek gibi görünüyor) sular birden azgınlaşacak. Böyle bir havada botla tekneye gelmesi imkânsız… Benim de gidip onu almam mümkün değil. Tekneyi bir an evvel bu tehlikeli yerden uzaklaştırmam gerekecek.

Devamını Motor Boat & Yachting Ocak sayısında okuyabilirsiniz.
 
 
 
 
  Teknede Sohbet
Viking Marin 405 Fly
Günübirlik Yelkenliler
Yük Gemisiyle Seyahat
Start Hattı
Kışlama
Kar Taneleri
Horn Burnu'nda Tsunami
Dil Balığı
 
 
Editörden

Selcen Tanınmış


 


Denizci dilekler
Yeni yılda Noel Baba’dan medet umulur, bazen bir mum yakılır, bir kağıda dilekler yazılıp şişenin içinde denize atılır. 2012 için benim de dileklerim var. Üstelik birçoğunun gerçekleşmesi için ilahi bir yardıma da gerek yok.

 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim