Hayko Cepkin

Deniz benim için zor bir serüven

hayko-cepkin-denizdeGökyüzünde 473 km’yi görmüş, motor tepesinden inmeyen, sahnede bile rahat duramayan bir adamı yelkenli bir tekneye bindir, sonra da keyfini çıkarmasını bekle… Mümkün değil. Bize dinginlik veren deniz bile Hayko Cepkin’i dizginlemeye yetmiyor.

Röportaj: Zeynep Yayınoğlu Fotoğraf: Batuhan Kıran

Ona sahnelerin asi çocuğu diyorlar, bir müzik dehası, çılgın ve de elbette hiperaktif. Hemfikiriz. Ama bundan çok daha fazlası var Hayko Cepkin’de. Lütfedilen hayatını hakkıyla yaşamayı bilen, kendini, insanları, hayvanları ve doğayı seven bir güzel insan. Böyle bir adamın denizi sevmemesi mümkün mü? Elbette değil. Şaşırtıcı olan bu değil. Her türlü ekstrem sporla ilgilenip, bir sürü insan için oldukça çılgın şeyler denemesine rağmen denizi korkutucu bulması. Bir poyraz günü denize açıldığımızda tedirginliğini anladım. Ama korkularının kendini dizginlemesine izin vermeyecek kadar da cesur olduğunu söylemekte yarar var. Poseidon Yelken eğitmeni Berk Otuç’un bunda katkısı büyük elbette. Denizle olan mesafeli ilişkisine bir daha göz atmasını sağladı Cepkin’in. Kimbilir, bundan 10 yıl sonra bir yelken yarışında bile görebilirsiniz onu.

Bugünü nasıl özetlersin?
Denizle şaka olmaz.

Biraz korkutucu bir başlangıç olmadı mı?
Ama öyle. Dünyadaki en ekstrem sporların başında dalgıçlık geliyor. Bence de en zoru. İkincisi de skydiving, o da bizimki. İkisiyle de uğraşıyorum. Skydiving profesyonel, dalış amatör olmak üzere. Paraşütte daha profesyonele doğru gidiyorum. Şunu artık biliyorum ki; deniz hata kabul etmez. Panik yapmamalısın. Dalışı baz alarak konuşuyorum ama deniz üstünde yapılan taka, tekne, yelken işlerinin de aynı derecede tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Havanın bozabilme ihtimaline göre çok büyük bir profesyonellik gerektiriyor. O yüzden denizle şaka olmaz.

Çocuklukla ilgili bir korku olabilir mi bu?
Ben çocukken atlamayı çok severdim denize. Öyle sakin sakin yüzemezdim. Kulağıma kaçırdığım suların sonrasında orta kulak iltihabına yol açması ve bayram dönemine denk gelip günlerce o acıyı çekmeme vesile olması da etkili olmuş olabilir. Ki böyle çok vaka yaşandı. Hipnoz yaparsanız kesin alt dünyamda böyle şeyler çıkabilir. Hatta alt dünyama inmeden de bunu söyleyebilirim. O yüzden deniz benim için zor bir serüven.

Herkes de her şeyden zevk almak zorunda değil, değil mi?
Elbette ama korkunun nedenini anlamaya çalışıyorum. Sonuçta dalıyorsun, o dünyayı sevmesen girmezsin.

Denizin üstünde senden güçlü bir şeyle başettiğini mi düşünüyorsun acaba?
Evet. Biz buna “sana ait olmayan bir yerde var olabilme heyecanı” diyoruz. Gökyüzü de öyle, deniz de. Orada varolabilmek, tanımak inanılmaz bir heyecan. Ama deniz, gökyüzüne göre daha yavaş bir heyecan.

Bir yandan da seviyorsun anladığım kadarıyla.
Çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Deniz insana dinginlik veriyor. Kafanı boşaltıp görsellikten keyif alabiliyorsun ama ufak bir panikte başına çok büyük belalar açılabilir diye düşünüyorum.

Gören de seni çekingen biri sanır. Paraşütle rekor kırabilecek kadar işin içindesin. Extreme G diye bir program hazırlıyor ve burada bir sürü insanın deneyemeyeceği şeyler yapıyorsun. Sonra denizi korkutucu bulduğunu söylüyorsun.
Paraşütte de panik yapabilirsin ama telafisi var. Hiç paraşütünü açmayabilirsin mesela panik yapıp ama paraşüt otomatik olarak bir yerden sonra açılır. Motorda da telafisi yok mesela. Son sürat giderken yalpalamaya başlarsan makinayı durdurabilme ihtimalin yoktur. Kesin uçacaksındır üstünden. Deniz de öyle diye düşünüyorum. Telafisi olan işleri daha çok seviyorum sanırım.

hayko-cepkin-vinc-basindaMotorda da paniğin telafisi yok ama kullanıyorsun…
Evet, yaşam alanımda en zirvede diyebilirim hatta. Dokuz senedir kullanıyorum. Ben aslında araba müptelası bir adamım. Ve sadece İstanbul trafiğinde rahatlık olsun diye başladım motora. Rahatlığına hasta oldum. Sonra biraz daha uzun yola gidebilirim diye düşündüm. 150 CC’yle başladım, şimdi 800 CC kullanıyorum. Benim için en önemlisi gün içinde üç farklı lokasyona rahatlıkla gidebiliyor olmam. Bu çok büyük bir özgürlük. Trafiğin zinde olduğu saatlerde karşıya geçeyim de bir stüdyoya uğrayayım diyebiliyorum mesela.

PARAŞÜT BENİ FRENLEDİ
Hep koşuşturan bir adamsın, sürat yapmayı seviyorsun. Denizdeki yavaşlık sana hoş gelmiyor olabilir mi?
Evet, yaptığım tüm sporlarda sürat var. Denizde ise dinginlik var ve bu bazen hoşuma gidiyor. Ama bir yerden sonra “Ehhh yeter be” diyebilirim. Gerçi eskisi kadar da sürat sevdiğimi söyleyemem. Paraşüt o anlamda beni frenledi. Önceden paraşütcü hocalarım benim arabama bindiklerinde “Aman Hayko yavaş” derlerdi. “Allah allah” derdim, “paraşütle uğraşıyorsunuz, nerde adrenalin” ama sonradan anladım. Karadaki güvensizliği sevmiyoruz biz. Artık daha temkinliyim.

hayko-cepkinHavada 473 km’yi gördüğünü söylemiştin. Bu sana ne hissettirdi?
Bunu kelimelerle anlatmak mümkün değil. Aslında videoya bile çeksen tam olarak anlatamazsın. İnanılmaz bir zevk.

Bu bir gençlik heyecanı olabilir mi?
Değil. Tam tersi yaşın geçse de kendini genç hissettiğin bir şey. Bedeninle yaptığın bir anlaşma gibi bence. “Ben sana iyi bakıyorum, sen de bana ona göre davran” gibi. Şu an yaptığım şeylerin bir kısmını beş sene sonra yapamazsam çok üzülürüm. Siyatiğin var mesela, romatizman var. Yapamazsın. Ve ben buna çok üzülürüm. 60-65 yaşında paraşütçülerimiz var, gülerek atlıyorlar. Muhteşem bir şey bence bu.

Adrenalin ihtiyacını paraşütle karşılıyorsun. Sence bu ihtiyaç nereden geliyor? Neden sende var da bende yok mesela?
En temel belirleyici şey ekonomi. Ne olursa olsun bu tür ekstrem sporlar hem zamanınızı hem de paranızı ayırmanız gereken bir iş. İstersen fitness yap sadece, o spor salonuna gitmek için bir para ayırıyorsun. Ayakkabı almak için uzun uzun düşünüyorsan bu tür şeyleri yapman zor. Ekonomin buna izin verse de çevren önemli. Bunlarla uğraşan bir tane arkadaşın varsa onun bu konuda vereceği bilgi önemli. Hayata ne için geldiğini bilmiyorsan ya da hayatı sadece A noktasından B noktasına gitmek olarak düşünüyorsan, hemen helalin olan kızla evlenip çoluk çocuğa karışıp ölümü bekleyeceksen bunları yapmazsın. Ben öyle bir adam olmak istemiyorum. Yaşadığım süre boyunca yapabileceğim her şeyi yapmam gerekiyor gibi hissediyorum. En azından bu kısıtlı zamanı iyi geçirmem gerekiyor diye düşünüyorum. Bana faydası olacağına inandığım şeyleri denemek isterim. Kafam zaten arızalı. Hiperaktifim ve değişken bir ruhum var. O yüzden beni kötüye yöneltecek bir şeye bulaşmak istemem.

Kimilerine göre normal şeyler yapmıyorsun ama…
Evet ama benim normalimle senin normalin arasında bir fark olacak elbette. Kimileri elbette benim yaptıklarımın yanından bile geçmemiştir. Ama benim için çok normal bunlar.

HAVADA 29 KİŞİLİK REKOR
29 Ekim’de 29 amatör paraşütçü olarak bir rekora imza attınız. Bu da birçok insana göre inanılmazdı. Fikir nerden çıktı?
Amatör paraşütçü arkadaşlarımızla verdiğimiz bir karardı bu. Levent Gürcan, Rusya’da 60’lı bir rekor denemesine katılmıştı ve Türkiye’de de bunu yapmak istedi. PTT Genel Müdürlüğü’ne ulaşıp oradan Türk Hava Kurumu’yla birebir iletişime geçti. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bize rekor denememiz için kasa tipi uçaklarından birini tahsis edip edemeyeceklerini sordu. Ki 29 Ekim gösterileri sebebiyle o gün vermeyebilirlerdi. Yine de Silahlı Kuvvetler güzel bir amaç için yapıldığından ön ayak olabileceğini söyledi, Türk Hava Kurumu da destek olacağını söyledi. Bu üç organizasyonun ortak çalışması ve bizim çabalarımızla böyle bir şey başladı. Rusya’da rekoru gerçekleştiren hocayı davet ettik. Onlar bize bir hafta eğitim verdiler. Daha önce Türkiye’de 17 kişilik bir rekor vardı. Ama biz onu kırdık ve 29 kişi atlayıp bir yıldız oluşturduk havada. Çok zordu bu.

Devamı gelecek mi?
Evet. Hatta daha büyük hayallerimiz var artık. Askerler, Türk Hava Kurumu çalışanlarıyla ortak bir rekor kırmak istiyoruz. 60’lı, 90’lı Türkiye rekorları kırmak istiyoruz. Öğrenciler için de bir hedef oldu. Daha hızlı ilerlemek istiyorlar artık. Paraşütçülük denen zıkkımı tanıtmak için her şeyi yapacağım. Extreme G’de bu işi göstermeye çalışıyorum. Bu işin gelişmesini, kulüpleşebilmesini istiyorum.

Normal normal paraşütle atlasan olmuyor muydu? Spor anlamında bir dipsomanyak olduğunu söyleyebilir miyiz?
Sonuna kadar gitmeyi elbette isterim. Motora da, paraşüte de geç başladım. Daha önce başlayabilirdim ve denemek istediğim şeyleri daha cesurca deneyebilirdim. Şimdi daha ufak adımlarla, daha temkinli ilerliyorum. 20 yaşında başlasaydım daha çok şey yapardım, daha büyük bir paraşütle atlıyor olabilirdim mesela.

hayko-cepkin-dumendePeki ya dalış… Ne hissettiriyor sana?
Uçmanın başka bir türlüsü. Benim yaşadığım şeyin çok yavaşı elbette. Ama güzel bir görsel varsa karşında, bence yeter. Mesela hiç batığa dalmadım ama çok isterim. Muhtemelen acayip bir şeydir.

Beni kayıkta otur otur düşünebiliyor musun? Deniz altını biliyorsun. Üstü nasıldı bugün?
Çok eğlendim. Berk Hoca da süperdi. Taka içi keyifli bir muhabbet oldu. Halatları çekmek, toplamak, yelkeni açmak filan… O uğraşmacalar çok keyifli. Ama karşında bir ada var, gitmek istiyorsun, bir türlü gidemiyorsun. Deniz mili yavaş bir mil. Beni delirtiyor. Ben denizde de paletle yüzüyorum mesela. Kuduruk bir adamım.

İyi de deniz motoru var, jetski var… Denizde sürat yapmak mümkün. Bunları denedin mi?
Denemedim. Belki ilerde deneyebilirim.

Hep bir aksiyon olacak, değil mi?
Olmasın mı be Zeynep… Sen beni kayıkta otur otur, düşünebiliyor musun? Ben çalışmayı seviyorum, oturmayı sevmiyorum. Oturursam anla ki bir problem var demektir. Mesela bazı insanlar emekli olur, hâlâ gider dükkanını açar ya. Git değil mi evine, emekliliğini yaşa, dinlen. Yok. Adam eve giderse biter çünkü. Ben de öyleyim.

Tatilde neler yaparsın?
Tatil mi? O da ne? Ben hiç tatil yapmadım.

Hiç ara vermiyor musun?
Gidip atlayış yapmak ya da dalış yapmak benim tatilim. Peynir gibiyim o yüzden. Bu yaz bir gün güneşe çıktım, farkettim ki pigmentlerim bitmiş, yanamadım bile.

Hayatını oranlarsan müzik kaçta kaçı, paraşüt kaçı?
Yüzde yüz müzik. Paraşüt hobi. Bir zamanlar annemler “Bir mesleğin olsun, müzik de hobin olsun” derlerdi. Şimdi benim mesleğim müzik, hobim paraşüt. Zamanlamamı iyi yapıyorum. Yazı biraz daha boş bırakıp konser ve programa zaman ayırıyorum.

Bir sürü insan bir yaştan sonra şehirden uzaklaşıp bir sahil kasabasına yerleşmek ister. Sende var mı böyle bir hayal?
Evet bu ara düşünüyorum. Ama inziva gibi değil. Zaten sürekli bir yere gidip geliyorum. Döndüğüm nokta da hep kaos noktası. O yüzden işlerimi yapıp sonra daha sakin bir yere dönebilmek istiyorum.

Deniz kenarında bir yer mi?
Yok, tsunami olur filan. Rutubetli de olur hem deniz kenarı. Şaka bir yana daha karacı olduğum için komün yaşamlı bir kamp hayatı hayal ediyorum. Daha yeşillikli bir sükunet alanı, rahat rahat kudurabileceğimiz bir yer. Ve elbette bolca hayvanlarla dolu.

10 sene öncesine göre daha temkinli olduğunu söylüyorsun. Peki ya 10 yıl sonrası? Yelken yapıyor olur musun sence?
Elbette, olabilir. Kesin olabilir. Ya da belki de yaşlandıkça daha da kuduracağım. Bilmiyorum. Hayat çok değişken. Hiç yaşıma başıma bakmadan belki acayip acayip şeyler denerim. MBY

Yorumunuzu yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir