Yüzakı

İsveç'in ünlü savaş gemisi yüzakı Vasa“Su zifirî karanlık. Hiçbir şey göremiyorum ama önümde kocaman bir nesne olduğunu hissediyorum. Sanki gemi bordası. İşte bir top lumbarı, bir tane daha. İki sıra halinde. Bu Vasa olmalı!”

Yazı: Yılmaz Bayazıtoğlu – ybayazitoglu.mby@gmail.com Fotoğraflar: Belma Bayazıtoğlu

Büyük Güç Çağı olarak adlandırılan dönemde İsveç’in görkemini Baltık’ta göstermek için inşa edilen ama ilk seferine çıktıktan sadece yedi gomina sonra batan Vasa’nın kaptanı anlatmayı sürdürüyor: “Suda kimsenin kalmadığından emin olduktan sonra karaya çıktım. Kral duyduğunda neler olacağını düşünmek bile istemiyordum,” derken bir ses müzeyi çınlatıyor. Adını duyan Kaptan Hansson giysilerinden sızan suyun oluşturduğu gölden yüzerek çıkarken “yandığımın resmidir,” diyor. Peşinden seğirtirken Vasa arkamdan sesleniyor: “Kaptanı çağıran, Kraliyet Konseyi’nin yargıcı. Git de seyret müsamereyi, gör sorumluların suçlamalardan kurtulmak için attıkları taklaları!” Salona girdiğimde yargıç 17 üyeli konseyin önünde sorguya başlamış bile: “Sarhoş muydun? Topları bağlatmayı mı unuttun?” Kaptanın bacakları titriyor: “Eğer yalan söylüyorsam cehennemde yanmaya razıyım. Bütün tedbirleri aldığıma, emirleri zamanında verdiğime, herkesin ayık olduğuna yemin ederim.” Savunmasının sonunda da gemideki dengesizliği daha ilk esintide hissettiğini söylüyor.
Konseydekilerin tavrından batan saltanat olunca gemiye dolan suyu öyle ya da böyle boşaltmaya kararlı olduklarını hissediyorum. En azından kralın gazabından kurtulmak için… Ama olay herkesin gözünün önünde olduğundan işleri hiç kolay değil. Sıra filo komutanına geliyor. Kurtarıldıktan sonra günlerce ölü gibi yatan Erik Jönsson denizcilikle ilgili soruların cevabını bilmediğini ama dengeyi sağlamak için fazladan konan safranın lumbarları su seviyesine yaklaştırdığını söylüyor. Armadan sorumlu teğmense “soruları gemiyi inşa edenlere sormak gerek,” diyor. Sonra kendilerini temize çıkaracak bahaneler uydurmakta mahir zabitler sırayla konseyin önüne çıkıyor. ‘Kabahat samur kürk bile olsa kimse üstüne almaz’ özdeyişini sanki hepsi ezbere biliyor.

Onarımı tamamlanan Vasa eski bir kuru havuzun üzerine inşa edilen müzeye yerleştirilirken (1988).

Onarımı tamamlanan Vasa eski bir kuru havuzun üzerine inşa edilen müzeye yerleştirilirken (1988).

Kimi suçu gövdenin dar olmasına, kimi su üstünde kalan kısmın ağır olmasına atıyor. Sıra safradan sorumlu Birinci Kaptan Jöran Matsson’a geldiğinde adamcağız elinde kandille taşların tek tek yerleştirilmesine nezaret ettiğine yemin ediyor. İfadesinin sonundaysa sözü Amiral Fleming’in önünde yapılan denge testine getirerek baklayı ağzından çıkarıyor: “8 ya da 9 Temmuz’du. Geminin tehlikeli biçimde yatması üzerine testin amiralin emriyle durdurulduğuna şahidim. Komutanlığın sorundan habersiz olması mümkün mü?” Fikri sorulunca karinanın çok dar olduğunu ve bunu amirale de söylediğini anlatıyor. Komutanınsa kendisini fazla safra yüklemekle suçladığını ve “Vasa’nın omurgası inşallah karadan uzak olur,” deyince de amiralin “merak etme, inşa edenler işini biliyor,” diye azarladığını ekliyor.

Yılmaz Bayazıtoğlu’nun İsveç’in ünlü savaş gemisi Vasa ile ilgili yazısının devamını Ağustos 2017 sayımızda okuyabilirsiniz.

Dergimize Abonelik Merkezi web sitesinden hızlı ve kolayca abone olabilirsiniz.

Yorumunuzu yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir