Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Şubat 2008  
 
 
 

  Celal Pir  
   

Mor bayrak mı çekelim?
Bir dostum beni uyardı
Gökova Körfezi’nde 50 metre derinlikten alınan dip çamuru örneğini gösterdiler. Bakınca bir şey anlamadım ama kokusu kötüydü…
Gözlerim beni uyardı
Pet şişe, çöp torbası, balık ağları, paçavra, otomobil lastiği ve hatta koltuk takımı iskeleti…
Bir deniz biyoloğu da beni uyardı…
Yoğunluğu 5 g/cm3’ten daha yüksek olan gözle görünmeyen kurşun, kadmiyum, krom, demir, kobalt, bakır, nikel, cıva ve çinko gibi metallere dikkat et dedi…
Deniz sevdalısı bir kimyager arkadaşımız araştırmış… O da dikkat çekiyor...
Türkiye’de 900 belediye var. Sadece 141 tanesinde kanalizasyon sistemi mevcut. Ve sadece ve sadece 43 tanesinde arıtma tesisi var.
Yani kanalizasyon sularının %99.85'i arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere akıyor ve sularımızı en çok deterjanlar kirletiyor.
Balıkçılara sordum. Güldüler
Erdek, Avşa, Gemlik ve İzmit Körfezleri ile tabii ki İstanbul dediler… 1980’de yılda 500 bin ton balık avlamıştık. Şimdi 100 bin ton diye eklediler…
Biri de bana “ötrofikasyon” dedi.
Köyceğiz Dalyan Gölü’nde varmış… Aslında bir şey anlamadım. Ama sonradan öğrendim. Enerji santralleri çevresinde, soğutma suyunun devamlı olarak boşaltılması yüzünden deniz suyu ısısı yükseliyor, eko-denge bozuluyor, su yosunlaşıyor, yeşil ve bulanık renge dönüşüyor.
Çipuralar öldüler.. Onlar bir şey anlatamadan gittiler.
Sonradan soruşturdum. Antik çağdan beri Ege’de yaşayan Çipura’lardan 500 bin tanesi oksijen yetersizliğinden gitmiş…
Balığa da “Allah rahmet eylesin” denir mi bilmem ama sonunda anladım. Hem de Marmara’nın soğuk suyunda küçük teknemin kıç aynasından bir parça koptuğunda…
Gece Kalamış’a doğru gelirken; insan hali bir otomobil lastiği, dıştan takma motoru teknemden aldı götürdü. Otomobil lastiğine bir şey diyemedim. Bilmiyorum ki; nereden kopmuş ya da kim onu suya atmış…Zar zor kıyıya varınca araştırdım, okudum, öğrendim ve sizinle paylaşmak istedim…
Hepsi teker teker bir şeyler söylemiş ama ben dinlememişim. Deniz-güneş-kum edebiyatına takılmışım gidiyorum.
Denize ne olmuş?
Su yosun mu tutmuş?
Balıklar fazla yemden oksijensiz mi kalmış?
Santraller denizi mi ısıtmış?
Evde yıkadığım çamaşırın deterjanı suya mı karışmış?
Pet şişe, naylon torba, gemi sintinesi, deniz kazaları, kıyılarımıza kurulan kimya-petrol-kağıt sanayi atıkları, kanalizasyon ve çipura…. Anlamamış, anlayamamışım..
Bunlara toprak kaymaları, rüzgar, atmosferik, hayvansal ve tarımsal kirlenmeyi de ekleyin….
Hani; “Kaz” denen hayvana ayıp olmasa ne kaz kafalıyım diyeceğim; ama demedim. Bizim Temel’in hikayesine sığındım:
Temel ölmüş mezar taşına yazdırmış… “Hastayım dedum dedum, inanmadular. Ha şimdu gördüniz mu ne oldu?"
Ben “kaz kafa” değilim.
Olan çok açık ve net… Su önemli bir taşıyıcıdır. Denizlerdeki hayatın devamlılığı oksijen, ışık ve suyun ısısına bağlı.
Oksijen olmayınca çipura ölüyor.
Işık olmayınca dipte hayat ölüyor.
Deniz yüzeyi berrak olmazsa, denizde eko-denge bozuluyor. En kaba tabiriyle kirli marinadan çıkıp; kirli körfezlerde dolaşıp geri dönen teknede ben de mutsuz oluyorum.
50.000- 100.000- 200.000- 400.000- 750.000 veya 1 milyon euro ve üstünde fiyat verip yat ve motorbot alanlar sıcak mevsimleri bekliyorlar.
Türkiye’nin marinaları neredeyse tam kapasite çalışıyor. Herkes birkaç ay içinde yeniden teknelerin bakımını yapıp denize açılacak.
Bu ay İstanbul’daki Tekne Fuarı’nda birbirinden göz alıcı modeller yüreğimizi hoplatacak.
Peki sonra ne olacak?
Kirli-kokan bir deniz, ölen balıklar, iki ayda sakal tutan karinalar ve belki de benimki gibi hasarlı tekne ile keyfin kaçması… Bu bize yakışmıyor…
Bir de şöyle anlatalım. Yazımın başında ağır metallerden bahsetmiştim. İçlerinden birini seçtim; Kurşun…
İnsan vücudu, normalde günde 1-2 mg kadar kurşunu atabilme yeteneğine sahip. Ama yapılan araştırmalar, günümüz insanı kemiklerinde, atalarımızdakinin 500-1000 katı kadar fazla kurşun bulunduğunu ortaya koydu.
Kemiklerde biriken kurşun zamana bağlı olarak (yaklaşık 20 yıl) çözünerek böbreklerde tahribata neden oluyor ve bu metal “nörotoksin”. Türkçesiyle; anormal beyin ve sinir sistemi bozuklukları yaratıyor.
Denizseverlerden ricam; hadi çipuralar gitti anlamadık; bari Temel’in sözünü unutmayalım. Tekne almakla denizde bayrak dalgalandırmakla iş bitmiyor.
Temiz deniz için çekilen “Mavi Bayrak”lar morarmadan güçbirliği yapalım. Turmepa’dan Greenpeace’e, marinalardan tekne yapım ve satıcılarına kadar herkese ulaşan örgütlü bir karşı duruş gerekiyor. Unutmayın; bunun aksi “Mor Bayrak”…..


 
         
     




         
 
 
  47FT Mega TEST
Tazman Denizi’nin Birincileri
Araştırma
Yeni Tekneler
Süper İkili
Sigorta Sistemi
Seyir Defteri
Teknede hayat
Akıl hocası
 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim