| |
|
Volitan: Made in Turkey
Yeni Zelanda teknesi “Earthrace Both”, nasıl dünyanın bir ‘hız’ sembolüyse, “Volitan” da dünya denizciliğinin ‘çevre’ sembolü olabilir. Tabii bunun için önce maket olmaktan çıkması gerekiyor. Dr. Hakan Gürsu, “Volitan keşke Türk tersanelerinde yapılsa… Mesela Rahmi Koç’un yapmasını çok isterim” diyor.
Gündemi yoğun ülkemizde insanlar, her gün yeni bir keşif, icat ve yaratıcılık haberi duymaktan sıkıldıkları! için gazetelerimiz ve televizyonlarımız bu tür haberlere yer vermeyi pek sevmiyorlar. Örneğin bu ay yazımıza bahis olacak bu alelade başarı haberi için, bir büyük gazetemizin muhabiri ekim ayında heyecanla röportajını yapıyor, baskıya veriyor ama bakıyor ki bir “ayı haberi”, ülkemiz için vukuat-ı adiyeden olmuş müthiş başarı öyküsünü anlatan röportajının yayınlanmasına mani olmuş. Binlerce defa özür diliyor utana sıkıla; Bir adam diyor… Datvi diye yavru bir ayı bulmuş da… Profesörler açıklama yapmışlar; “Onu bulduğumuzda 'Datvi hayır' denildiğinde hemen oturuyordu...” Kahramanımız Dr. Hakan Gürsu bu tip şaklabanlıkları ülkemizde çok gördüğü için yadırgamıyor, “Sağlık olsun bir daha hafta inşallah” diyor. 4 hafta sonra bir çok yeri budanarak yayınlanıyor. Peki neydi bu yavru ayıcık Datvi’nin makaslattığı röportajın konusu…
32 ülkeden binin üzerinde projenin yarıştığı IDA 2007 Uluslararası Tasarım Yarışması’nda, Dr. Hakan Gürsu ve ekibi “Volitan” adını verdikleri tekne tasarımı ile birinci oluyor. Bu tekne, güneş ve rüzgar enerjisi kullanarak hareket ediyor, deniz suyundan tatlı su elde ediyor, karbondioksit üretmiyor ve yakıt bağımlılığı bulunmadan sürekli yol alabiliyor. Proje, geleceğin en yenilikçi ve çevreci teknesi olarak IDA 2007’de büyük jüri tarafından iki başlık altında birincilik ödülüne layık görülüyor. Ülkemizde sık sık duyduğumuz cinsten!…
Volitan, nokta dönüşü yapabilen ilk deniz aracı. Yakıt bağımlılığını tamamen ortadan kaldıran, 18-20 deniz mili ile gece ve gündüz sürekli yolculuk yapabilen ayrıca yüksek manevra gücüne sahip, 32 metre boyunda bir yolcu teknesi. Kurşun şarj pilleri yerine jel akü kullanımı ile çevre duyarlılığını pekiştiren tasarım, yelkenlerin tasarlandığı şekli itibariyle mevcut denge sorunlarına getirdiği çözümlemeler başta olmak üzere, tekne tasarımında devrim kabul edilebilecek pek çok yeniliği içinde barındırıyor. Nasıl Yeni Zelanda teknesi “Earthrace Both” dünyanın bir ‘hız’ sembolüyse, “Volitan” da dünya denizciliğinin ‘çevre’ sembolü olabilir. Tıpkı Earthrace Both gibi Volitan da dünya limanlarını gezip, önünde kuyruklar oluşturan ziyaretçilere sunulabilir. Tabii bunun olabilmesi için Volitan’ın maket olmaktan çıkması gerekiyor. Hakan Gürsu, “Volitan keşke Türk tersanelerinde yapılsa… Mesela Rahmi Koç’un yapmasını çok isterim” diyor. Ben de tabii yapsın ama devlet de desteklesin ve teşvik etsin diye ilave ediyorum. Hatta belki çevreci kuruluşlar da…
Akdeniz’de bir balık...
ODTÜ öğretim üyesi ve Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Dr. Hakan Gürsu ve yardımcı tasarımcı Sözüm Doğan, çizimleri yaparken bir yandan da “Neye benziyor, neye benziyor” diye düşünüyorlarmış. Ansiklopedileri karıştırdıklarında karşılarına “Volitan” çıkmış. Latince “hızlı yol alan” anlamında. Bir bakmışlar ki aynı isim de balık da varmış. Üstelik bizim Akdeniz sularında. Gümüş balığının kanatlısı gibi. Üstelik hayvanın saygı duyulacak bir performansı var. 200 metre suyun üzerinde gidiyor. Tam bize göre demişler. Fonetik olarak dilimize de uygun. Bırakın her şeyi bir yana, bu tasarım harikası tekneye şu ismi bulabilmek bile bana göre bir büyük zekanın ürünü. Tasarımla bu kadar mı uyumlu olabilir. Teknenin özellikleri ile balığın özelliklerini örtüştürerek bu ismi bulup çıkartmak bile bence ulusal bir başarı iken basınımız hatta buna denizcilikle alakalı dergilerimizde dahil bir iki küçük istisna hariç yaklaşık 3 aydır tamamen ilgisiz. NİYE?
Adam, Fransız Seaquest yatırım fonu ile kontrat imzalamak üzere, bizim geleceğin büyük sektörünü oluşturacak dev tersanelerimizden tık yok. Gerçekten Hakan Bey’den bugüne kadar tasarımları ile ilgili başına gelen olayları, ilgisizlikleri, bihaberlikleri dinledikçe dehşete kapılıyorum. Lokumdan başka kendine has hiçbir ürünü olmayan (Onu da yakında Rumlar kapacak) ülkemizde geleceğin teknesini bırakın üretmeyi, duymaya bile kimsenin tahammülü yok herhalde. Volitan, ocak ayında bir hayırseverin hazırladığı power point sunumla internet ortamında elden ele dolaşmaya başlıyor. Masa başı gazetecilerimiz de önlerine armut piş ağzıma düş gelen bu habere tabii ki balıklama atlıyorlar ve olay yeni gerçekleşmiş gibi Hakan Bey’i telefon yağmuruna tutmaya başlıyorlar. Bu sunumun bir kaç elden geçmiş bir tanesi bana da ulaştı. Üzerinde, birbirine ileten arkadaşların yorumlarını hiç abartmadan size aktarıyorum: “Gerçek mi ulan bu?” , “Oğlum heriflere bak uçmuş?”, “Bundan bir iş çıkar mı?” , “Bu ne yavvvvv?”, “ Bu gerçek mi, hayal mahsulü mü?”. Ben okumadım ama emin olun ‘üstünde fazla güneşlenecek yer yok bu tekne iş yapmaz’ diyen de vardır.
Neyse konuyu fazla dağıtmadan Hakan Bey’in yaşadığı trajikomik bir olayı anlatmak istiyorum. Esasında tekne hakkında daha çok yazmak istiyordum ama bunu anlatmadan geçemeyeceğim. Hakan Gürsu tasarımcı ve idealist bir insan olduğu için ileride bu memleket yangınları söndürecek su bulamayacak diye susuz yangın söndürme cihazı tasarlıyor. Bu tasarımı Tübitak’a götürüyor ve oradan devletten bu projeyi sahiplenecek bir kişi veya kurum bulması halinde bir trilyon verebiliriz cevabını alarak ayrılıyor. Tübitak, prosedür icabı direkt sahiplenemiyor herhalde diye düşünerek, projeyi anlatmak üzere bir cuma günü Orman Bakanlığı Yangın Bölümü’nün en başındaki kişiye çıkıyor. Başlıyor heyecanla anlatmaya. Bu alet şöyle yapıyor, böyle yapıyor ve ihtivasında su olamayan şeyler püskürtüyor derken, yangınlar bölümünün başı “Su da püskürtsün ama diyor”. Hakan Bey cinleri tepesine çıkmış vaziyette bunun zaten susuz çalışmak için tasarlandığını anlatırken bölüm başı “Cumayı nerede kılacaksın?” diye soruyor. Hakan Bey için konu kapanmış ve toparlanacakken bölüm başı “Hayırlısı ile bir büyük yangın çıksın bak seni götürürüz, görürsün bu iş susuz olmaz.” diye ısrar ediyor.
Bu hikayelerden Hakan Bey’de çok olduğu için iyice sıtkı sıyrılmış ve tasarladığı şeyleri ülkesinde yapsınlar diye özel bir çaba içine girmiyor. Ben nasıl olur, şuna gidin, buna gidin dedikçe daha komik bir hikaye anlatıyor. Allahtan yabancılar kıymetini biliyor ve kendisinin peşinde koşuyorlar ama gönül bu tasarımın Türk tersanelerinde yapılmasını istiyor. Benim bu konuyu gündeme getirmem tamamen bundandır. Belki sesimizi duyan bir tersane çıkar.
Yazdıkça, bu teknenin Türkiye’de yapılamıyor olmasına ne kadar taktıysam, “Yavru Ayı Datvi” haberinin arkasında kalmasına da fena halde takmışım. Bunu fark ettiğim için intikam olsun diye daha özel ve ilgi çekici bir haber ile yazımı herkes tarafından okunur hale getirmek istiyorum.
Denizden gelen domuzlar balıkçıları şok etti!
“Ordu’nun Perşembe İlçesi’nde tekneyle avlanmaya çıkan balıkçılar, denizden balık yerine domuzla döndü. Perşembe Balıkçı Barınağı’ndan hamsi avlamak için ‘Kadir-2’ teknesiyle denize açılıp, kıyıdan yaklaşık 3 mil açıldıktan sonra ağ attılar. Sabahın ilk ışıklarıyla ağ toplamaya başlayan balıkçılar, hiç ummadıkları bir sürprizle karşılaştı. Ağ topladıkları bölgede ne olduğunu bilemedikleri bir sürüyle karşılaşan balıkçılar, bunun ilk başta yunus balığı sürüsü olduğunu sandı. Ağ toplamaya ara verip sürünün peşine düşen balıkçılar, Yunus zannettikleri sürünün yaban domuzu olduğunu görünce şok yaşadı. Kadir-2 Teknesi’nin kaptanı Necati Reis, “Şaşırdık, 8-10 tane vardılar. Suyun içerisinde bazı karartılar gördük. İlk başta korktum, sonra çok heyecanlandım. Önce yunus balığı sandım. Daha sonra su aygırı zannettik. Yaklaştığımızda karartıların domuz olduğunu anladık. Çok şaşırdık. Hemen küçük tekneyle domuzlardan birisine yaklaştık. Boynuna ip atıp canlı yakalamayı başardık. Domuzu tekneye almak da çok kolay olmadı'' dedi. Tekneye alınan yaban domuzu, halatlarla bağlanarak etkisiz hale getirildi. Daha sonra ağ toplama işlemlerini de tamamlayan Kadir-2 teknesi, yaban domuzuyla birlikte kıyıya döndü. Balıkçılar, “Bu bölgeye yaban domuzlarının denizden geldiği söylentisi vardı. İnanmıyorduk ama gözlerimizle gördük.'' diye anlattı.Yaban domuzu Tarım İlçe Müdürlüğü yetkililerine teslim edildi. Domuzların ise neden denizde olduklarına kimse anlam veremedi...”
Bu haberi ben uydurdum zannetmeyin, gerçektir. Yazmamın bir sebebi de geçen ayki yazımda değindiğim ıssız koylarda kıçtan kara yapmış teknelerinden beylik tabancası ile zevk olsun diye yaban domuzlarına ateş edenlerin kulağına küpe olsun diyedir. O vurduğun domuzun hısım akrabası yüzerek kıç platformundan kan parası için gelirse… Allah muhafaza!
|
|