| |
|

Yat ! Kaptanları...
Küçük veya büyük bir tekne sahibi olduktan sonra, teknesi olan her canlı gibi kaptanlık müessesesi ile tanışma faslı başlar. Önce, sizden daha kıdemli tekneci olan arkadaşınızın hafif kaşarlanmış kaptanının siz tekneyi almak üzereyken verdiği gazlar aklınıza gelir.
“Abi sen tekneyi al kaptan işi kolay…”
Günümüzde gerçekten ciddi bir sorun olan yat kaptanı bulmak, tekne almanın heyecanıyla fazla irdelenmeyip, önemsenmez ama tekneniz size teslim edilirken bir karabasan gibi üstünüze çökebilir. Arkadaşınızın hafif kaşarlanmış kaptanına “Ne oldu o söylediğin çocuk ne zaman geliyor?” diye sorduğunuzda alacağınız cevap çok klasiktir.
“Abi o işe girmiş. On iki ay, iki bin dolar maaşla iş bulunca hemen başlamış.” Tahmin edebileceğiniz gibi büyük bir ihtimalle öyle bir çocuk esasında yoktur. Bu hayali diyalogdan maksat sizin verebileceğiniz taban ve tavan fiyatın şekillendirilmesinden ibarettir. Bu hayali diyaloğun devamında hafif kaşarlanmış kaptana verilecek doğru cevap “İyi olmuş ben zaten o kadar maaş vermeyi düşünmüyordum.” olmalıdır.
Yeni tekne heyecanı ve acemiliği ile boş bulunup “Biz de verirdik o parayı keşke bir haber verseydi işe girmeden...” derseniz taban fiyatınız kendiliğinden teşekkül etmiş olur. “Peki abi o zaman bizim falanca vardı. Daha önce çalıştığı yerden iki bin dolar alıyor, ona bahsetmemiştim. İstersen onunla konuşayım…” diye bir replik duyarsanız umut köpükleri su üstüne çıkıyor demektir. Büyük ihtimalle o falanca gelecek size ölümü gösterdikleri için sıtmaya (sıtma = iki bin beş yüz dolar / ay) razı ederek kurtarıcı edasıyla işe başlayacaktır. Falanca olmaz ise bundan sonra hafif kaşarlanmış kaptanın getireceği en cühela kaptan bile ayda iki bin dolar isteyecektir. Aradan bir kaç gün geçip siz ayılmaya başladığınız zaman, “Kaptan, bari tanıdığın, bildiğin güvenilir biri olsun… Tecrübeli olsun… İki bin dolar az para değil ona göre…” gibi fiyatın içini doldurmaya çalışsanız da hızla yaz mevsimi yaklaştığından siz her geçen gün çaresizleşeceksiniz.
Birçok kez şahit olduğum bu tiyatroda figüran durumuna düşmek kuvvetle muhtemeldir. Çünkü çoğunlukla kaptana ihtiyaç duyulan tekneler keyif yapmak için alınır. En ufak bir zahmete girilmemesi, mümkünse giderken motor sesi bile duyulmaması için çuvalla para gözden çıkarılmıştır. Kesinlikle sorun istenmemektedir. O arka minderlerde yatıp püfür püfür uyuyabilmenin bedelidir kendi teknende figüran olmak.
ÇOK BEKLERSİNİZ...
Kaptan alma faslı bittikten sonra “Bu kadar parayı verdik ama hiç olmazsa kafamız rahat edecek” diyorsanız çok beklersiniz diyorum. Teknede çıkacak veya çıkma ihtimali olan her sorun size falanca kaptan tarafından sürekli getirilecektir. Kendinizi püfür püfür uyurken hayal ettiğiniz arka minderlerin üstünde bağdaş kurmuş, arpacık kumrusu gibi anladığınız veya anlamadığınız bu sorunlara çözüm üretmeye çalışırken bulacaksınız.
Bazı konular temcit pilavı gibi tekneye her bindiğinizde yinelenecek, niye halletmedin kaptan diye sinirlendiğinizde “Size sormadan bir şey yapmak istemedim efendim” cevabıyla karşılaşacaksınız. Biraz ukala bir kaptana denk geldiyseniz sizin bulduğunuz çözümleri de parmaklayacak, kafanızın iyice bulanmasına sebep olacaktır. Şimdi okudukça amma abarttın yahu diyenler olacaktır. Ama ben seyre çıkmamak için teknenin arızasını bütün bir yaz bulamayan kaptanları gördüğüm için abartmaya devam edeceğim. Marinalarda bütün yaz hareket etmeyen tekneleri hiç görmediniz mi, duymadınız mı? Daha önceki bir yazımda bahsettiğim “teknekonducularla” hiç karşılaşmadınız mı? Bunların içinde teknesinin bitmeyen ve çözülemeyen sorunlarından bıkmış olanların, kaptanının yüzünü bile görmek istemeyenlerin oranı sizce yüzde kaçtır? Hiç unutmuyorum annemin teknesinin hayli kaşarlı, yaşlıca bir kaptanı vardı. Herkesi, teknenin sancak makinesinin iflah olmaz, uğursuz bir makine olduğuna inandırmış ve bütün yaz teknenin arkasında gazete okuyup çay içmişti.
Şimdi lütfen bütün kaptanlar alınıp da beni topa tutmaya kalkmasın. Benim bahsettiğim ‘Yat ! Kaptanları’ azınlıkta olanlardır. Azınlık da olsa, bu konuya değinmek istedim. Kendi kaptanım ise sakın üstüne alınmasın. Vallahi ben öyle “etrafta neler oluyor halimize şükredelim” demek için yazıyorum…
Bu azınlıktaki ‘Yat! Kaptanları’ bu ay niye benden nasibini aldı biliyor musunuz?
Benim oğlum sekiz yaşında ve son günlerde okuldaki arkadaşları ile beraber soğuk esprilere merak sardı. Her akşam ona soğuk bir espri yapmamı istemeye başlayınca dağarcığımı genişletmek üzere internette bir araştırmaya girdim. Orada yakaladığım bir espri bana bu yazıyı yazdırdı desem yalan olmaz.
Kaptan Ali ne diye bağırmış ?
“Çıkarın beni bu kaptan”
Not: Sevgili editörümüzün biz yazarlara ilettiği e-mailde bir okuyucumuz, tekne sahibi olmanın zorluklarından sıkça bahsettiğimiz için dergimizi okuyan insanları tekne sahibi olma fikrinden soğutabileceğimizi dostane bir şekilde ifade etmiş. Sevgili okurumuz, bu dostane uyarınızı çok düşündüm ve yine sizin deyişinizle soğutacak bir yazı yazdım. Çünkü bu yazılarla tekne sahibi olmayı düşünenleri soğutmaktan çok ısındırdığımız fikri bende ağır bastı.
|
|