| |
|
Teknene karar veremiyorsan, bu yazıyı oku!
Son zamanlarda tekne almak için araştırma yapan insanları dinledikçe yelkenli mi, motoryat mı sorusu kafama takılıyor. Biraz eşinden dostundan, biraz Boat Show’ların pırıltılı cazibesinden etkilenerek yola çıkan bu grup oldukça kararsız. Ortak özellikleri yıllarca bir sandal sahibi bile olmamanın verdiği ürkeklik. Bir yaz, arkadaşının yelkenlisi ile mavi tura çıkmış, öbür yaz gulet kiralamış, bir başka seferinde ise bir motoryatta misafir edilmiş. Yelkenlinin denize yakın duruşundan, denizle mücadele eden sporcu ruhundan etkilenmiş onu hatırlıyor. Guletin arka minderlerinde yapılan sefasını hiç unutamamış, canı çok sıkıldığı veya yaz aylarını özlediği zamanlarda kendini o arka minderlerin üstünde hayal ediyor. Motoryatın heybeti, bastım mı gaza denizleri ezerim duruşu, varsa flybridge’den bütün koya ve teknelere tepeden bakma hazzı, erkeksi ve seksi görünüşleri çok cazip geliyor. Herkese tepeden bakma hissi bu karmaşık düşüncelerde olan kişinin bir bacağını motoryata doğru çeker. Araba konusunda da öyle değil mi? Herkes en iri cipe sahip olmak istemiyor mu? Kimin cipi daha iriyse onun duruşu, oturuşu daha bir farklı oluyor. Bu tekne ve araba işi günümüzde biraz statü, biraz olduğundan daha palazlı gösterme aracı değil mi? Yani alınması düşünülen ‘denizde yüzerin’ karizmayı çizmemesi ve verilen tonla paranın karşılığı olarak etrafa karşı gerekli olan algıyı yaratması da yapılacak alımda bir kısıttır.
Motoryatta ve yelkenlide teknoloji harikası, baş döndürücü modelleri her fiyat seviyesinden bulmak mümkün. Ama guletlerde durum aynı değil. Kendinizi Türk tersanelerine emanet etmek zorundasınız. Geçenlerde bir tersane sahibi arkadaşıma “Bu guletlerin arkasını, müşteriye çektirdiğiniz cefayı, orada sefa sürerek yatıp unutsun diye bu kadar rahat yapıyorsunuz değil mi?” diyerek takılmıştım. Esasında gövde yapımında çok sanatkar olan bu tersanelerimiz, mühendisliğe ve onun kaçınılmaz bir sonucu olan mühendislere, programlara inanmadıkları ve para vermek istemedikleri için çıkan işin de hiçbir zaman garantisi olmuyor. Örneğin Türk tersanelerinde yapılan bir teknenin biraz kıçı havada olma ihtimali yüzde 90 mertebelerindedir. Aynı şekilde zamanla tuvalet kokusu olmayacağının garantisini kimseden alamazsınız. Birisi bana bu tekne Türk yapımı mı yoksa yabancı mı diye sorduğunda refleks olarak kıçına bakarım. Kalkıksa Türk olduğuna bahse girerim. Yok eğer değilse ve hala yabancı olduğu anlaşılamıyorsa içine girip koklamak gerekir. Ama bu risklerin yanında yinede Gulet çok keyiflidir. Ayrıca piknik düzeneğinde, homini gırtlak tatili yapmak isteyen kalabalık aileler için fiyatları ekonomiktir. Çünkü motoryatlarda ve yelkenlilerde 2 - 3 odanın üstüne çıktığın zaman fiyat ışık hızıyla artmaya başlar. Çok iyi marka teknelerde üç odadan sonra dördüncü odanın bir milyon dolar fark ettiğini görürseniz şaşırmayın.
Bir de, doğru mu, yanlış mı bilmem ama Guletçilere hep çakma denizci gözüyle bakmışımdır.
Yelkenliler, fiyatları daha uygun olduğu ve denizci göründükleri için kararsız alıcının gündeminden bir türlü düşmüyor. Ama baktığı yere üç günde gitme fikri canını sıkıyor. İpi çek, vinci sar, dümeni tut, tramola atarken kafana dikkat et bumba çarpmasın, aman çocuklar makaralara takılıp denize düşmesin gibi stresler, işi zorlaştırıyor. Hanımı deniz tutuyorsa, keyif mi yapacağız, eziyet mi çekeceğiz soruları aile içinde dolaşıyorsa yelken açmaya sakın heveslenmeyin. Yelkenli olayı teknik bir konudur ve meşakkatlidir. Az da olsa bir denizcilik geçmişi ve bilgisi ister. Aile bireylerinin en az bir veya ikisinin olaya iştirak etmesi icap eder. Aynı zamanda bol vakit ister. Sadun Baba, karısı ve kedisinin yaptığı yolculuktan sakın kendinizi cesaretlendirmeyin. Ama unutmayın, denizin ve rüzgarın keyfi de en iyi yelkenlide alınır. Yelkenli hayatı zordur ama gerçektir. Ben hep yelkenlisi olanlara bir başka gözle bakarım. Onların denizcilik bilgisine daha çok saygı duyarım. Mesela, siz hiç dünyayı guletle gezen bir denizci gördünüz mü?
Küçüklüğü hep yelkenlilerde geçmiş, babası tarafından cebren yelkenli sevdirilmiş, denizle ilgili bildiği her şeyi yelkenlide öğrenmiş biri olarak size yelkenli almayın diyemem. Ancak korkutabilirim. Ama gulet almayın derim. Çocukluk anıları, yelkenin üstüne indirilmesi ile boğulma tehlikesi geçirmek, yandaki teknenin direğini bile göremeyecek kadar dalgalı bir havada telsize kusmak, yarış teknesinin dümeni ile birlikte dönerek kafayı patlatma tehlikesi gibi yelkenlide geçirdiği kaza ve belalarla dolu olan biri olarak yine de yelkenliyi severim. Bir de rüzgarlı havalarda çatır çatır direğe vuran halatların sesi geceleri uyutmaz. Rüzgar hızlandıkça çoluk çocuğa tatlı bir korku bile salabilir. Tecrübe konuşuyor...
Motoryata gelince; ihtişam, heybet, sürat, konfor hepsi onda. Zamanı dar olanlar için ideal. Ama kaptanın ve ustaların esiri olduğun vahşi bir düzen. Bence ilk defa tekne sahibi olacak bir kişinin uzak durması gereken bir düzen. İnsan ne kadar zengin olursa olsun deniz işine ufaktan başlamalı ve az çok bir şeyler öğrendikten sonra büyük tekne işine girişmeli. Keyifleneyim derken hayıflanmamak için basamaklar ağır ağır çıkılmalı. 11 – 12 metre lobster veya 13 – 14 metre trawlerlar zengin başlangıçlar için düşünülebilir. 9- 10 metre yelkenliler, Offshore tekneler veya balıkçıdan bozma boğaz tekneleri mütevazi başlangıçlar için benim önerilerim. Genel olarak deplasman, yarı deplasman teknelerini ve guletleri Türkiye’de yaptırabilirsiniz ancak sürate dayalı tekneler ile yelkenlileri yaptırmanızı tavsiye etmem.(İstisnalar hariç)
Ama tersanelerimiz ve sektör o kadar hızlı gelişiyor ki siz kararsız kalmayı bir kaç yıl daha sürdürürseniz onları da Türkiye’de yaptırabileceksiniz.
|
|