Hırvatların ödünç verdiği
Altın Madalya…
Qingdao’da 49er final yarışında yaşananlar bana eski yelkencilerimiz arasındaki dayanışmayı hatırlattı. Yarışlar arasında, hiç karşılık beklemeden rakibin yırtılan yelkenini dikmeye yardım edenler, hatta kendi yedek yelkenini, makarasını verenler hafızamın çok derinlerinden tek tek çıktı geldi...
Beijing Olimpiyat Oyunları yelken yarışlarında 49er sınıfında Hırvatların verdiği öyle bir ders var ki antrenörler yeni sporculara bunu anlatarak eğitime başlamalı. Hatta sadece sporculara değil geliştirme seminerlerinde bütün antrenörlere, hakemlere defalarca anlatılmalı.
49er sınıfında 17 Ağustos günü yapılacak final yarışlarında Danimarkalı Jonas Warrer ve Martin Kirketerp madalya şansı olan ekiplerden birisidir. Ama yarıştan yarım saat önce yaptıkları antrenmanda acımasız rüzgâr direği kafalarına indirir. Onca antrenman, günler, yıllar boşa gitmiş, kırılan direkle birlikte madalya rüyaları da suya düşmüştür.
Direği, yelkenleri güvertede neta ettikten sonra süklüm püklüm çekek yerine gelirler. Karşılayanlar arasında önceki yarışlarda elenerek final hakkını kaybeden Hırvatlar da vardır. Hırvat ekibi tereddüt bile etmeden teknelerini ödünç vermeyi teklif eder. Spor ahlakının son yıllarda unutulmaya başlayan temel kavramlarından birisi olan dayanışma ve kardeşlik duygusu bir anda Qingdao’nun gri göğünü aydınlatır.
Yarış başlamadan 15 dakika önce Danimarkalı yöneticiler tekne değişikliğini yarış komitesine bildirir. Tekne, yıldırım hızıyla hazırlanır ve yarışa beş kala denize indirilir, ama start hattı uzaktır. Varsın olsun. Hiçbir şey madalya tutkusundan hızlı olamaz ki! Rüzgârı bile geçerler, zaman sınırına sadece üç saniye kala start hattına vardıklarında diğer ekiplerin dört dakika gerisindedirler. Dakikalar geçtikçe hava sertleşir, hava sertleştikçe yeni trajediler sahnelenir. Peş peşe alaboralar, broşlar, yelken yırtılmaları… Önce, lider tekne konumunda olan Avusturyalılar (yanlış okumadınız, denize kıyısı bile olmayan Avusturyalılar) pupa seyrinde direk kırar. Ardından, liderliği devralan Avustralyalılar altın madalyaya birkaç yüz metre kala alabora olur, bir türlü tekneyi doğrultamazlar. Doğrulttuklarındaysa çok geçtir, beş tekne onları geçmiştir. Danimarkalıların çekeceği çile de henüz bitmemiştir. Yarışı yedinci sırada sürdürürken ki bu sıralama onlara altın madalya getirecektir, finişe 200 metre kala alabora olurlar. Ama tekneyi doğrultup yarışı bitirirler. Yaşananlardan habersiz sporcuların çoğu önceki yarışlarda elenmiş Hırvat teknesinin parkurda ne aradığını birbirine sormaktadır.
Sancılı bir bekleyiş başlar. Yarışçılara saatler gibi gelen dakikaların ardından sonuçlar açıklanır: Danimarkalılar korkulu rüyadan uyanmış, imkânsızı başararak birinci olmuşlardır. Ardından yarış komitesinin protesto verdiği haberi gelir. Söz konusu olan, ödünç tekneyle yarışmaktır. Toplantı geç saatlere kadar devam eder ama sonuç alınamaz. Ertesi sabah devam edilen toplantının ardından 11.30’da karar açıklanır: Danimarkalılar altın, İspanyollar gümüş, Almanlar bronz madalya almıştır. Bunun üzerine İtalyanlar ve İspanyollar temyize gider. Yıllar gibi geçen altı uzun günün sonunda Danimarkalıların altın madalyası tescil edilir.
Qingdao’da 49er final yarışında yaşananlar bana eski yelkencilerimiz arasındaki dayanışmayı hatırlattı. Yarışlar arasında, hiç karşılık beklemeden rakibin yırtılan yelkenini dikmeye yardım edenler, hatta kendi yedek yelkenini (o yıllarda yelkenler çok kıymetliydi), makarasını verenler, yine rakibin kırılan direğini tamir edenler hafızamın çok derinlerinden tek tek çıktı geldi. Çok derinlerden diyorum, çünkü çoktandır bu tür davranışları duymaz oldum. Duyduklarım ne mi? Birkaçını sıralayayım:
Çocuk yaştaki yarışçılara yalancı şahitlik yapmayı öğreten antrenörler olduğunu, centerboard yarışlarında, dereceye girme şansı olmayan yarışçıların diskalifiye olmayı bile göze alarak rakip takımın lider teknesini sıkıştırıp çıkış hattında veya şamandıralarda hata yapmaya zorladıklarını…
Büyüklerin anlı şanlı yarışlarında aynı renkte iki farklı yelken yaptırarak deklare etmedikleri yelkeni kullandıklarını, teknelere uydu konumlama cihazı takılan büyük yarışta rakiplerinin konumunu saptamak için karada bilgisayar başındaki mürettebattan(!) cep telefonuyla tüyo alanlar olduğunu…
Destek sınıflarında teknelerinin boyunu olduğundan kısa deklare edenler, şamandıra dönmeyenler, hatta motor çalıştırmayı marifet sananlar olduğunu duydum. Bir de ne duydum biliyor musunuz? İskelede yer kapma yüzünden yarıştaki rakibine kafa atanları!..
Bütün hepsi ne yazık ki sırf birinci olmak uğruna yapılıyor. Bunlar benim duyduklarım. Spor ahlakının yerle bir edildiği kim bilir daha neler oluyor da duymuyorum. Duymak da istemiyorum.
Son yıllarda birçok alanda olduğu gibi sporda da yitirdiğimiz değerleri yeniden kazanmak için çok zamanımız kalmadı. Sporcusundan federasyonuna herkes Hırvatların verdiği dersten payına düşeni bir an önce alsa ne mi kaybeder?
Sadece, hırsını spor ahlakının önüne geçirerek birinci olmanın göz kamaştırıcı hazımsızlığını!
|