“OHİ”, ÇIĞIRTMA VE BOŞ ÇIKAN DOLAPLAR
Uzun yolculuğumuz süresince ana gıdamız balık olacak nasıl olsa, Türkiye’deki bu son yemeğimizde bari farklı bir şeyler tadalım, diyorum Kumlubük’teki lokantasında bizi ağırlayan Ahmet Ağabey’e. Ertesi gün, ağzımızda Çin makarnası tadı, yelken basıyoruz Yunan sularına doğru.
Anlaşılan Yunan Adaları’nı terkedene kadar kendimizi evde hissedeceğiz. ‘Tpata Taverna’da, meyhaneci ızgara edilmiş ahtapot bacağını masaya bırakırken ne içeceğimi soruyor. Yunanistan’da belki elli çeşit uzo var. Gözlerimi meyhanecinin yüzüne çeviriyorum, ucu kızarmış burnuna bakılırsa uzodan iyi anlıyor olmalı. “Sen ne içiyorsun” diye soruyorum. İngilizce soruma gülerek Türkçe cevap veriyor “Yeni Rakı”.
Canlı bir meltemin önünde girdiğimiz Simi Adası’nda, Uzaklar hemen arkamızdaki rıhtıma kıçtan kara bağlı. Sadece birkaç mil ilerisi Türk karasuları. Limandan bakınca görülen kara parçalarının hangisinin, hangi ülkeye ait olduğu belli değil. Adalılar da biraz böyle. Karşı yakadan gelen Türk ziyaretçileri sayesinde komşuları gibi düşünüp konuşur olmuşlar. Meyhaneci elindeki zeytinyağı şişesini ekmek banmamız için masaya bırakırken dert yanıyor. “Sezon kötü, millette para yok…” Bunu neredeyse aksansız bir Türkçe’yle söylüyor!
Simi tipik Yunan mimarisinin bozulmadan korunduğu adalardan biri. Limanın etrafındaki yamaçlar birbiri üstünde, set set yükselen sarı boyalı taş evlerle çevrili. Liman ve önündeki deniz devasa bir anfitiyatronun sahnesi gibi. Bu sahnede oynanan oyunun izleyicileri ise yamaçlardaki sarı boyalı kutu gibi evlerle, en tepedeki heybetli kilise.
Ohi ‘Hayır’ günü
28 Ekim sabahı bandonun çaldığı marşlarla uyandık. Yıllardır marş sesiyle uyanmamıştım. En sonuncusu 12 Eylül 1980’di sanırım. Korku ve uyku sersemliğiyle karışık elim radyoya gitti. Hasan Mutlucan’ın gür sesiyle okuduğu kahramanlık türküleri yerine, tiz sesli bir kadının anlamadığım bir dille bir şeyler söylediğini işitince memlekette olmadığımızı hatırlayıp rahatladım. Herhalde bugün Yunanlar’ın milli bayramı. Giyinip çıktık. Askerler, üniformalı okul çocukları, belediye zabıtaları marşlar eşliğinde sahil boyunca yürüyüş yapıyorlar. Ama hiçbirinde ciddiyet yok. Askerler bile güldüklerini zor gizliyor. Kortejin sonundaki siyah cüppeleri içinde şişman papazlar oflaya poflaya yürüyüşçülere ayak uydurmaya çalışıyor.
Sahildeki sünger satan dükkanın sahibine günün anlamını sorduk. Bugün ‘Ohi’ yani ‘Hayır’ günüymüş. İkinci Dünya Savaşı başlarında iki ülkenin müttefik olmasını teklif eden İtalya diktatörü Mussolini’ye ‘Ohi’ diyerek bu teklifini reddetmişler. Her yıl bu günü bayram olarak kutlarlarmış. İzahatını bitiren süngerci ellerini ovuşturarak, “Hepsi hikaye, bir başka tatil günü daha” dedi.