Müşteriden yana bir tersane
Mengi-Yay’ın hikayesi Haliç kıyılarında, Ayvansaray’da sandalcılıkla başlıyor, Tuzla yat sanayinin en önemli şirketlerinden biri olarak devam ediyor...
Samet ÖZÇELİK
Fotoğraflar: Bahar ONAN
1980’lere kadar, herkesin denizci olduğu Ayvansaray’da sandal yapılırdı. Semt neredeyse küçük bir tersane görünümündeydi. Bedrettin Dalan’ın İstanbul’da belediye başkanı olduğu dönemde, dozerler Altın Boynuz’a girdi ve semt sandalcıları göç etmek zorunda kaldı. Göç edenlerden biri de, 1976’da sandalcılığa başlayan, bugün Tuzla yat sanayinin en önemli şirketlerinden biri olan Mengi-Yay’ın kurucusu Ramazan Mengi’ydi.
Ramazan Mengi, 1976’dan 1983’e kadar Ayvansaray’da sandalcılık yapmış, semtin yıkımıyla da Tuzla’ya taşınmış. Haliç’in dar sokaklarından Tuzla’nın alabildiğine geniş arazileri üzerinde (Yıl 1983, bugünkü gibi yer sıkıntısı yok...) 250 metrekare yer alan Ramazan Bey, işleri büyütmüş ve 7-8 metrelik sandallardan 20-30 metrelik guletlere geçmiş. O zamanlar babasının yanında çıraklığa başlayan Hüseyin Mengi de tekne yapımına dair her şeyi o dönemde öğrenmiş. Hüseyin Mengi, Tuzla’nın 250 metrekarelik arazisine geçtiklerinde “biz burayı nasıl doldururuz” telaşını yaşarken, bir de bakmış ki yetişemez olmuşlar... Tabii o zamanlar şirketin adı sadece Mengi; sonradan, 1993 yılında Muzaffer Yay’ın ortaklığıyla şirketin adı bugünkü halini almış. Mengi-Yay, şimdi Hüseyin Mengi, Mustafa Mengi ve Muzaffer Yay’ın sahibi olduğu, Tuzla’nın lider tekne şirketlerinden biri.
1996 yılına kadar maksimum 30 metreye kadar gulet ve yelkenli tarzı tekneler yapan şirket, kurucusu Ramazan Mengi’nin vefatından sonra yelkenli ve guletlerin arasına motoryat yapımını da katmış. 1998 yılında ilk motoryatını denize indiren Mengi-Yay, geçtiğimiz yıl saca girmeye karar vermiş. Şu an yapımı süren en küçüğü 21, en büyüğü 40 metre olan altı teknenin ikisi sac. Neden kompozite girmediklerini sorduğumuzda, Hüseyin Mengi “Kompozite girmedik, çünkü kompozit Antalya’da çok güzel yapılıyor. Ciddi miktarda talep geldi, ama bizim uzmanlık alanımız değil diye düşündük.” diyor. Rekabetin bu kadar fazla yaşandığı bir pazarda, Hüseyin Bey’in bu sözü, uzmanlığa verdiği önemi kanıtlıyor.