|
Romantik beslenip, öfkeli bir mizah kusuyorum…
Bir arkadaşım denizle ilgili yazılarımı ilk defa okuduğunu ve yazdığım konularla ilgili olarak bunları nereden bulduğumu sordu. Maksadı yazılarımı gırgır bulduğunu belirtmekti. Ama benim aklıma takıldı. Sahiden neden denizle ilgili yazılar yazıp, insanlara denizi sevdirmeye çalışıyordum. Kim attı beni bu denize diye düşünmeye başladım. Deniz konusunda çok romantik olduğumu ben biliyorum ama bunu ispatlayacak bir tane hariç hiçbir yazımı bulamadım. Romantik beslenip, öfkeli bir mizah kustuğumun farkına vardım. Bunun üzerine denizle ilgili, bilgisayarımda sakladığım en güzel şiirleri önüme koydum. Üstadların enfes romantik şiirlerini didik didik ettikten sonra ciğerlerini söküp, aşıkların atışması şeklinde bir potpori yaptım. Sizin anlayacağınız yazarınız bu ay başkalarının şarkılarını söyleyen kadife sesli bir solist kimliğinde. Ruhunuzu okşayacağım.
Bence güzel bir zamana da denk geldi. İnsanların soğuktan bunalıp yavaş yavaş denizi özlemeye başladığı ve ‘Issız Adam’ filminin romantik ağırlığının altında ezildiği bu ortam, rüzgarı arkadan almamı sağladı. Burcumun ayları olduğu için mi nedir, ben bu aylarda romantik bir adam oluyorum. Siz de olun istedim.
Bir hayli taraftarı ve fanatikleri oluşmaya başlayan ‘temalı kara mizah’ yazılarıma ara vererek, bu ay yazı bir sayfa olacak diye beni dürten Editörümü de protesto etmiş oluyorum. Onu üstadlar ağlatacak…
Ataol Behramoğlu: İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına…
Can Yücel: Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin…Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Nazım Hikmet: En güzel deniz: Henüz gidilmemiş olanıdır.
Can Yücel: Başka türlü bir şey benim istediğim: Ne ağaca benzer, ne de buluta.
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz, Havası ayrı hava…
Pablo Neruda: İşte, adayı çeviren deniz, fakat ne deniz: her zaman
taşıyor, evet veya hayır diyor, sonra tekrar hayır, ve hayır,
evet diyor mavide, deniz fıskıyesinde, öfkeden kudurarak,
hayır ve tekrar hayır diyor yeni baştan.
Durgun olamaz: kekeler “Benim adım Deniz,”
kayalara tokat atar ve ikna olmadıkları zaman vurur onlara ve iyice ıslatır
ve boğar onları öpücüklerle yedi yeşil dille, yedi yeşil köpeğin
ya da yedi yeşil kaplanın ya da yedi yeşil denizin,
vurarak göğsünü, kekeleyerek ismini. Ey deniz, bu senin ismin…
Elif Sezgin: Sen Marmara’sın ben Ege… Rüzgarın aşka fısıltısını duymak için,
Kulağını daya deniz minarelerime. Ayaza çekilmiş martıların çığlıklarını iliştir yakama…
Nazım Hikmet: Seviyorum seni, denizi ilk defa uçakla geçer gibi.
Ümit Yaşar Oğuzcan: Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Pablo Neruda: Biliyoruz ismini, baba deniz: martılar haykırıyorlar kumların üzerinde. Onun için kendine gel, havaya fırlatma yeleni, sıkıntı verme bize, kırma güzel dişlerini göğü devirmeye çalışarak.
Oğuzkan Bölükbaşı: Dostları olmalı insanın, Aynen gemilerin limanları gibi…
Zaman zaman uğradığın, Yükünü boşalttığın
Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda… Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla bazen rüzgara o açmalı yelkenini
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla halatlarını çözmeli…
Yahya Kemal Beyatlı: Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!
Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.
Ömrünün geçtiği sâhilden uzaklaştıkça Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,
Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık…Başka bir çerçevedir, git gide, dünyâ artık.
Pablo Neruda: Bir uzaklık gibi yuttun her şeyi. Deniz gibi, zaman gibi sende battı her şey!
Can Yücel: Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar, Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar.
Onların arasında bulacaksın beni.
Yazarın notu: Geçen ay Boat Show’da başınıza gelebilecek olumsuzluklarla ilgili olarak yazmış olduğum yazıya, sektörün değerli bir firmasından, yazınızda belirttiğiniz bu olumsuzlukların sektörümüzde işini iyi yapanlara da mal edilebileceği hususunda sitemkar bir geri dönüş aldık. Bu yazım, sektörün içinden bu hokkabazlıkları yapan çürük elmaların ayıklanması ve işini doğru yapanlarla haksız rekabet etmemeleri için yazılmıştır. Konunun özü, müşterileri bu hokkabazlıkları yapanlardan korumak ve kendilerini işinin ehli firmalara emanet etmelerini sağlamaktır. İşini en iyi şekilde yapmaya çalışan bu firmamız ve diğer iyi firmalarımızda hassasiyet uyandırdığı veya uyandırabileceği için bu notu düşmekte fayda gördüm. Ama şunuda unutmayalım ki sepetteki bir çürük elma diğer elmaları da bozar. Bu sebepten dolayı olumsuzlukların üstüne cesaretle gidip dile getirmemiz uzun vadede sektörün geleceği için çok önemlidir.
|