Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Kasım 2008  
 
 
 

  Ali Adabeyi  
   

Çuvaldızı Kendimize…
Bu köşede şimdiye kadar denizcilik zarafetine, kültürüne, nezaketine uymayanları, denizi hoyratça kullananları, kıymetini bilmeyenleri, düşüncesizce kirletenleri, meşhur olmak için onu araç edenleri iğneledik. İskorpitin iğnelerinden payına düşeni alanlar arasında kimler yoktu ki? Yarışçılar, sonradan olma (aslında olamayan) denizciler, ‘en’ veya ‘ilk’ olma peşindekiler, federasyon, marinalar, tur tekneleri, yayınevleri, yazarlar… Başkasını iğnelemek en kolayı. Kolaysa kendini iğnele. Yani denizcilik dergilerini. Bu kez kendimize batırdık. Hem de çuvaldızı.
Sayın Sezar Atmaca, ADF için hazırladığı Denizcinin Günlüğü’ne şöyle bir not düşmüş:        “Yeni ufuklara yelken açabilmek için denizciliğin zenginlikleri kadar zaaflarını da gündeme getirmek, konuşabilmek, tartışabilmek gerekir.”  Haksız mı? Yapılan yanlışlar görmezden gelinirse yani rol yapılırsa birbirimizi ağırlamış olmaz mıyız? Madem denizciliğin içindeyiz, payımıza düşeni biz de alalım.
Denizciler için yayımlanan 4 dergiyiz. En büyüğü 24, en genci 1 yaşında. Birikim az değil. Hepsinde camiada sözü geçenler yazıyor. Görsel açıdan çoğu tatminkâr. Ya içerik? Burada duralım.
İsterseniz öncelikle bazı dergilerde çokça yer verilen, kıyılarımızı anlatan gezi anılarını ele alalım. Onlarca kez anlatılan, yüzlerce kez fotoğraflanan yerler için, özensiz biçimde kaleme alınmış, sıradan hatta bazıları kişisel reklam kokan, medyatik olmanın büyüsüne kapılmış insanların yazdığı gezi anılarından bahsediyorum. “Sabah …’de demirimizi aldık, rüzgâr …knot esiyordu, saat …’da hava artınca camadan vurduk, keyif alarak bilmem kaçta bilmem nereye geldik, …yedik, içtik, yattık”. Dostlar iyi yaptınız da bunlar bana bir şey vermiyor. Benim okumak istediklerim denizin size neler anlattığı, hissettirdiği, yaşattığı, başınıza gelen ilginç ve ders alınması gereken olaylar, sorunları pratik olarak nasıl çözdüğünüz, önerileriniz, hatta icatlarınız, keşifleriniz…  Bu tür yazıları görünce işte o zaman gezenlerin (ne yazık ki gezgin diyemiyorum çünkü gezgin olmak farklı bir şeydir) aynı konuda önceden yazılanları hiç okumadığına, sadece fotoğraflara baktığına hükmediyorum. Yoksa insan başkalarının yazdığını neden tekrar etsin. Bu yargım, Akdeniz’deki tekne transferi yazıları için de geçerli. Aynı şeyleri yaza yaza, eksik olmasınlar(!) bıktırdılar. Rotayı, yakıtı-suyu nereden aldıklarını, nerede, ne yediklerini, nasıl yüzdüklerini ezberledik. Ama yeter. Farklı şeyler okumak istiyoruz sevgili denizciler.
Gelelim dergilerde kullanılan dile, yani Türkçeye. Alman düşünür Heidegger’in beğendiğim bir sözü vardır: “Dil insanın evidir.”  İnsan evini inşa ederken, yenilerken, korurken, temizlerken gösterdiği özeni diline de göstermelidir anlamında söylemiştir. Denizcilik dergilerindeki yazıların edebi olmasını beklemek tabii doğru değil. Ama yazanlardan bazılarının da Karadeniz’in alaylı taka kaptanı veya Ege’nin, Marmara’nın gariban balıkçısı olmadığını yazının başına gururla koyduğu unvanlarından (unvanlarını neden koyduklarını da anlamamam ayrı konu), yani çoğunlukla iyi bir yüksek eğitim almış olmalarından anlıyoruz. Hatta bazılarının mesleği dergicilik, gazetecilik. Bu yüzden bir okur olarak yazanın diline de evi kadar özen göstermesini beklemek en doğal hakkımız. Bazı yazılar o kadar özensiz ve kötü bir Türkçeyle yazılıyor ki 2 yıl önce bir şairimizin bile dikkatini çekmiş, bir edebiyat dergisinde örnekler vererek yermişti. Okuyunca camia adına yüzüm kızarmıştı. Birkaç örnek de benden (durum takısı olan ‘-de’ ile bağlaç olan ‘de’nin, ‘ki’lerin yanlış kullanımından, ayrı yazılması gereken ‘mi’, ‘mısın’ gibi soru eklerinden hiç bahsetmeyelim):
-“Ben hayatımda tornavida tutmuşluğu olmayan bir insandım”.   
-“…hiçbirimizin tüm sorumluluğu alıp uzun sefer yapmışlığımız yoktu”.
-“…kolunda öyle hızlı bir şişme oluyor ki…”
-“Uyku pozisyonundan baygınlık durumuna geçiyorsunuz”.
Kısa, anlaşılır ve temel yazım kurallarına uygun cümleler kurmak varken sözü dolandırmanın mantığını açıklamak zor.  Dergilerin yeri, bizim de okumaya ayıracak zamanımız dar dostlar.
-“Kılıç balıklarının geçerli olduğu süre kış aylarıdır”.  Bu kılıç balığı denen şey kimlik gibi, mazeret gibi bir şey mi ki geçerli oluyor.  Ben anlamadım. Ya siz?
-“…direk lazerden başlayan çocukların…”. “Rotayı direk Kuşadası’na çevirdik.” Bahsedilen herhalde lazerin, Kuşadası’nın direği değil. O zaman da ‘direkt’ veya daha da güzeli ‘doğrudan’ şeklinde yazsak olmaz mı?
-“Huzur motivatörü”. Bu mesleği bilen beri gelsin. Yaratıcılığın(!) böylesine ancak şapka çıkarılır.
- “giriş yapmak, çıkış yapmak, dönüş yapmak, gecikme yapmak, kalkış yapmak, sıçrama yapmak, terleme yapmak…”.
Girmek, çıkmak, dönmek, gecikmek, kalkmak, sıçramak, terlemek dururken fiillerin yalın halini unutup her şeyi ‘yapar’ olduk. Bu yeni(!) Türkçe sadece bizim dergilerde değil edebî kitaplarda, radyolarda, televizyonlarda bile salgın. Böylelikle eylemin daha fazla vurgulandığı mı zannediliyor acaba! 
Yukarıdaki alıntıların hepsi ne yazık ki dergilerimizden. Özensiz ve yanlış ifadelerin hepsinin bu kadar olduğunu sanmayın. Bunlar not alabildiklerim ve kısıtlı yer nedeniyle yazabildiklerimin bir kısmı.
Bu özensizliği düzeltmek görevi de başta editörlere, redaktörlere, yayın kurullarına düşüyor. Hem de yetkilerini sonuna kadar titizlikle kullanarak. Ve tabii bir de biz yazarlara. Tamam, yazdığımız yer edebiyat dergisi değil ama birilerinin okuması için sayfalara dökülüyor, örnek olmak istiyorsak özenli ve düzeyli olmak sorumluluklarımız arasında değil mi? Yoksa dergilerdeki reklamlara konu mankeni olmaktan öteye geçemeyiz.
Fırsat buldukça ‘Kral çıplak’ diyeceğiz ama isim vermeden, yaralamadan, öldürmeden… Sadece acıtarak… 
Arif olan nasılsa anlar.


 
         
     




         
 
 
  Boat Test
Boat Test
Yelkenli Test
Start Hattı
Teknede Sohbet
Çevre: Yeşil Denizci
Bilgi: Radar
Dünyanın Ucuna Yolculuk
Şimdi Ne Olacak Kaptan?
 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim