| |
|
Aydınlatılan deniz mi, görgüsüzlük mü?..
Tebrikler ve sağ olsun teknoloji! Zavallı denizciler eskiden ne kadar zorluk çekmiş. Bildiğiniz gibi denizcilik tarihi, karanlıkta demirlerken kayalara oturan, tornistanda yanaşırken iskeleye çarpan, suyun altını göremeyen denizcilerle, geceleyin pasarelladan denize düşen misafirlerle doludur!
Geçen yıl, apartmanımızın asgari ücretli hizmetlisi Bayram Efendi sonunda, 1978’den beri üzerinden kim bilir kaç el geçmiş, yaşlı, yorgun bir araba alarak hem sınıf atladı hem de tüketim çılgınlığından payına düşeni aldı.
Bir akşamüstü arabamı park ederken yanarlı, dönerli bir araba otoparka dalıverdi. Meğer Bayram’ın askerden gelen oğlu Bahadır arabanın altını, tamponunun köşelerini, silecek fıskiyelerini, park lambalarını ışıkla donatmış. Hem de pavyon moru ışıkla. CD çalar da sonuna kadar açık. “Arabayı ne hale getirmişsin?” der demez Bahadır yapıştırdı cevabı: “Çok mu gördün be Ali Amca. Yıllar sonra bir araba sahibi olduk, dost, düşman fark edip parmak ısırmalı. Hem 9 numarada oturan Gıyasettin Bey de yatının altına ışık takmış. Ona niye takılmıyorsun” demez mi. Haksız mıydı? Onun, sonradan para dolayısıyla görgü(!) sahibi olup otobüsünü, kamyonunu, arabasını, yatını ışıklandıran insanlardan ne eksiği vardı. Boğaziçi Köprüsü bile 4 milyon 800 bin YTL harcanarak pavyon moru, çingene pembesi, türbe yeşiliyle donanmışken o niye arabasını donatmasın?
Zevklerin, duyarlılıkların, önceliklerin, sorumlulukların, özetle toplumsal değerlerin allak bullak olduğu günümüzde o insanların çoğunu anlıyorum ama teknelerinin altını, üstünü ampulle donatanları asla anlayamıyorum.
Donatanlarımızın bunu hem de dünyanın parasını harcayarak yaptıklarını dergimizin 2008 Kasım sayısında okuyunca şaşkınlığım bir kat arttı. Sualtını aydınlatmak amacıyla kullanılan bir ampulün bedeli 3 bin 500 doları buluyormuş. 15 metre boyunda bir motoryat veya gulete harcanan para nereden baksanız 25-35 bin dolar. Neredeyse mütevazı bir tekne parası.
Arkadaşlarımız teknelerin altının neden aydınlatıldığını da araştırmış, soruşturmuş. Bahane muhtelif: “Muhteşem görünüyorlar! Suyun altını görmeye yardımcı oluyor, aydınlatılmamış iskeleye tornistan yanaşırken çok işe yarıyor, misafirler geceleyin pasarelladan rahatça geçebiliyor, demirlerken kayalıkları görmeye yardımcı oluyor.” Sonuncu bahane daha da şahane: “Artık bir yat sahibi şayet gövdesinin altını aydınlatan bir halojen ışığı yoksa marinaya girmekten pek haz duymuyor.”
Tebrikler ve sağ olsun teknoloji! Zavallı denizciler eskiden ne kadar zorluk çekmiş. Bildiğiniz gibi denizcilik tarihi, karanlıkta demirlerken kayalara oturan, tornistanda yanaşırken iskeleye çarpan, suyun altını göremeyen denizcilerle, geceleyin pasarelladan denize düşen misafirlerle doludur! Yoksa siz okumadınız mı? Ya marinaya, limana girerken alınamayan hazlara ne demeli?
Bu arkadaşların kendi ceplerindeki paranın ne kadarını ne için harcayacakları tabii kendi bilecekleri iş. Parası olan borazancı başı ama ya bu iş deniz canlılarına kaça patlayacak? Işık yüzünden biyolojik ritimleri bozulan, gecesi gündüzüne karışan, üreyemeyen, uyuyamayan, dinlenemeyen, beslenemeyen balıklara, yengeçlere, denizminarelerine, deniztavşanlarına kim, nasıl hesap verecek? Ya gaz odalarına benzeyen şehirlerin gürültü ve ışık kirliliğinden kaçan, koylarda huzur arayan, ayın sudaki yansımasını seyretmek, yıldızlarla konuşmak isteyen denizciler ne yapacak?
Ne yazık ki o tür donatanlar (denizci demeye dilim varmıyor) fark edilmekten başka kaygıları olmayan insanlar. Yılbaşı ağacı gibi aydınlattıkları direkleriyle, gurcatalarıyla, bahçelerindeki havuzları gibi aydınlattıkları suyla koyda, marinada yeter ki fark edilsinler. Çünkü ihtiyaçları var buna. Eğer 100 binlerce dolarlık tekneleri görünmezse kendileri de karanlıkta yok olur silinirler.
Huzur ve nezaket kimin umurunda? Oysa onlar denizi, koyu, marinayı teknelerine taktıkları ışıklarla değil nezaket ve zarafetleriyle aydınlatırlarsa, çevrelerine ve doğaya saygı gösterirlerse işte o zaman gerçek denizci olurlar, teknelerinin kaptanı olurlar. Yoksa hırsları, kompleksleri onların kaptanı olur. Bunların da insanı, tekneyi ne zaman, hangi kayaya oturtacağı hiç belli olmaz.
Sözüm meclisten içeri.
|
|