TEKNESİZ DENİZSEVER:LATİF DEMİRCİ
Denizseverliği sadece tekne sahipliği ya da denizcilik üzerinden okumamak gerek. Tekne sahibi olmayan denizciliği profesyonel yapmayan ama tekne adabı bilen denizseverler de var, bir kenarda denizciliklerini saklarken her fırsatta denizle ilişkilerini keyifle yaşarlar. Birçok teknecinin böyle dostları vardır ve onlarla birlikte olmaktan onları ağırlamaktan son derece memnundurlar. Onların ellerine iş yakışanlarından, usta çizer Latif Demirci’yi ağırlıyoruz biz de…
Semt neresi sizin? Çocuklukta denizle ilginiz var mıydı?
Fındıkzadeliyim ben, çocukken denize gitme durumu var tabii. Evden biraz nevale yapıp kayalıklardan denize girerdik. Sonra biraz büyüyünce Yeşilköy’e gitmeye başladık, yine kayalıklardan giriyoruz denize. Sabahtan akşama kadar kalırdık.
Sonra mavi turcu oldunuz sanırım. Nostalgia ve Mehmet Kaptan fenomeni var bir de... Sezen Aksu’dan Latif Demirci’ye pek çok ünlü çıkmıştır bu tekneyle değil mi?
Evet epey bir tur yaptık 1990’ların başından beş sene önceye kadar, bazen yılda üç kez olmak üzere. Nostalgia ve Mehmet Kaptan’la epey tur yapanlardan biri de benim. Arya’ydı değil mi o ekip, bir de Akın A diye bir tekneleri vardı, onunla da çıktım. Mavi yolculukta en çok muhabbeti seviyordum. Sonradan ağır gelmeye başladı tabii, kahvaltıdan kalkmadan biri elinde bardaklarla çıkagelir “Hocam inceleri hazırladım” diye... Artık gece yarısına kadar iç dur. Yorgunluk olmaya başlamıştı, turdan gelince birkaç gün dinlenmek gerekiyordu hatta.
Nasıl bir tatil anlayışınız var?
Gidip bir yerde kalmak şeklindeki tatili sevmiyorum. Denize çıkılmayacaksa da gezmeyi isterim, bir yere gidilir seversek biraz kalınır sonra başka bir yer, mümkünse doğa olsun. Turla tatil bana göre değil, teklif oldu birkaç kere ama itibar etmedim.
Teknelere bir sevginiz ya da onlarla ilişkiniz var mı?
Tekne aldım bir kere. Beş metrelik yarım kamaralı, pancar motorlu, pat pat pat çalışan bir şey. Ama denizci olmak için değil, denize de çıktım, boğazda balık da tuttum, o balıkları yedim, dağıttım. Arnavutköy’deydim o zaman, mahalleden birkaç kişi çıkıyorduk denize. Ama dediğim gibi derdim denize açılmak değildi, ahşabıyla oynamak için almıştım tekneyi. Onu karaya çekip sağını solunu düzelttim, uğraştım. Orasına bir şey takayım, şurasını yenileyeyim gibi işler. Ahşapla oynamayı seviyorum, ahşaptan işe yarayan bir şeyler yapmayı seviyorum; masa, sehpa vs. Ahşap tekne ideal bu durumda. Ahşapla oynamak kadar aletlerini de çok seviyorum, her fırsatta yurtiçi-yurtdışı nalburları gezip aletlere bakarım. Rende, çekiç, başka el aletleri… Çocukluktan da belliymiş; herkes ağlar top al, bisiklet al diye, benim ille de alınacak diye tutturduğum şey ‘kıl testere’! O alınacak mutlaka, sekiz-dokuz yaşındaydım balkonda raf gibi bir şeyler yapmaya çalışıyordum...
Nerede şimdi bu tekne, fotoğraf var mı hiç?
Bir sene sonra verdim tekneyi. Baş edemedim, çağırıyorlar durmadan; rüzgar çıktı gel, halat koptu gel. Ne güzel bağlı duruyordu oysa, ama denizde öyle olmuyormuş. Sattım ben de, fotoğraf yok hiç ne yazık ki. E cep telefonu yoktu o zaman, olsa çekerdik bol bol şimdiki insanlar gibi…
Elinizden iş geliyor; çiziyorsunuz, ahşap işliyorsunuz, yemek yaparım, tarifsiz tuttururum elim iyidir diyorsunuz, okul durumu nedir, ne okudunuz?
Seramik okudum akademide, en kolayıdır diye seçtim ama öyle çıkmadı; oklavalar, hamurlar, çamurlar, yoğur, aç-kurut epey işmiş meğer. Grafik, heykel, resim gibi başka bölümler de kazandım ama tuval, yağlı boyalar daha zor, seramiğe git kolay olur dediler.
Devamını Motor Boat & Yachting Mart sayısında okuyabilirsiniz...