Ölümsüzlük ve Altın Peşindeki Güvercin
Duyfken, 1595’te kızaktan indirilir; hafif silahlarla donatılmış, pahası ağır yükler için tasarlanmış, 20 kişilik mürettebatın kullanabildiği hızlı bir keşif gemisi, bir barko…
Yılmaz A. Bayazıtoğlu
“Tarçın satın almaya gücü yeten ölümsüzlüğü de satın alır.” Avrupalının, dünyayı kendi çiftliği haline getirirken mezbahaya çevirmesinin nedenini en iyi açıklayan 15. yy. özdeyişlerden birisi…
O yıllarda Avrupa sanatta, düşüncede, dinde belki aydınlanmaya başlamıştır ama ya Avrupalının o doymak bilmeyen aç gözleri, mideleri? Osmanlı, ipek -ve baharat- yolunu kestikten sonra Avrupa saraylarının mutfakları tatsız, baloları renksiz, hanımları kokusuz, hekimleri ilaçsız kalmıştır. Tarçın, karanfil, yenibahar, karabiber, küçük hindistancevizi, zencefil, kınakına, kâfur Avrupalı için en az altın, gümüş, porselen, pamuk, ipek kadar önemlidir. Bedenlerinin ve ruhlarının sağlığı için ne yapıp edip ulaşmalıdır onlara. Yani doğuya, Uzak Doğu’ya, Baharat Adaları’na (Molukka)…
Önce Avrupa’nın ‘külkedisi’ Portekizliler açılır bilinmeyene, görünmeyene. Ekvator’a yaklaştıkça kaynamaktan ürkerek, Nuh’un oğlu Ham’ın soyundan geldiğine inanılan lanetli(!) kara Afrikalılardan, deniz canavarlarından korkarak Ümit Burnu’nu dolaşır, baharata ulaşırlar. Portekizliler ulaşır da İspanyollar kıskanmaz mı? Onlar da doğuya açılan geçidi ararken dünyayı batıdan yağmalamaya başlar. Çatışmalarına ramak kalmıştır. Ama Papa VI. Alexander, dünyanın o güne kadar bilinmeyen topraklarını sanki Vatikan’ın arka bahçesinden topladığı elma gibi bıçakla ikiye bölerek sadık iki çocuğu arasında paylaştırır.
O yıllarda, Okyanus Denizi’nin kenarına sıkışıp kalan bir ülke vardır: Hollanda. Tüccarlıkları iyidir ama İspanya’ya bağlıdırlar. Sadece İngiltere, Fransa, Almanya ve Baltık ülkeleriyle ticaret yapmalarına izin vardır. Ama yetinmezler. Doymak nedir bilmeyen gözler… Hollandalıların denizcilikleri tüccarlıkları gibidir, iyidir. Okyanusun saldırgan gri sularında pişmişlerdir. Hattâ Flaman denizci Ferdinand Van Olmen, Portekiz Kralı II. João’nun desteğiyle 1488’de batı geçidini bulmak için Atlantik’e açılmış ama geri dönememiştir.
Protestan Hollandalılar, Willem van Orange liderliğinde 1567’de Katolik İspanyollara başkaldırır, Sekiz Yıl Savaşları’ndan sonra 1581’de bağımsızlıklarını kazanırlar. Önce Kuzey Avrupa’daki yerlerini sağlamlaştırırlar. Sonrasında ticaret sayesinde Akdeniz’deki yerlerini… Yine yetinmezler. Değeri gümüşe yakın karabiber dururken Ortadoğu’nun gülyağıyla, pamuğuyla, kavunuyla kim uğraşır? 1594’de Baharat Adaları’na ulaşırlar. Hiç kolay değildir Hollanda’dan yola çıkıp Uzak Doğu’ya varmak. Batavia’ya kadar sekiz ay, binlerce mil boyunca hiç demirlemeden, ‘doldrumlar’da kavurucu güneşin altında hastalanmadan, delirmeden, ölmeden… Hollandalı denizciler sonunda doğru rotayı bulur; Ümit Burnu’nu aştıktan sonra sert ve düzenli ticaret rüzgârlarının estiği 40. enleme, ‘Kükreyen Kırklar’a kadar inip Doğu’ya kırarlar dümeni. Bin mil sonra Uzak Doğu… Avrupa’ya getirdikleri karabiberin %400 kâr getirdiğini görünce bu işi sürekli hale getirmek için bir şirket kurmaya karar verirler.
Devamını Motor Boat & Yachting Mart sayısında okuyabilirsiniz...