Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Nisan 2009  
 
 
 

  Emir Kunt  
   

Kriz-Keriz mevzusuna devam
Belli ki arkasında tezgah olan bu kriz, tezgahı kuranları bile dumura uğratmaya devam ediyor. Balon bir türlü sönemiyor. Sönmeden krizin bitmeyeceğini bilenler direnenlerin direnişlerini kırmak için tahrik edici yöntemler bulmaya çalışıyorlar.

“Küresel Krizler ve Balondaki Kerizler” başlıklı bir yazı yazmıştım. Ekim-kasım ayları gibiydi. Çok ses getirmişti. Denizle ve teknelerle pek alakası olmamasına rağmen “Teknekondular” yazısından sonra en fazla geri dönüş alan yazımdı. Üstünden altı ay geçti. Geriye dönüp baktığımda o yazının içindeki tespitlerimin birçoğunun halen devam ettiğini görüyorum. Dünyada oluşan bu büyük balona nefes veren bireylerin çok azı telef olup giderken çoğunluğu direnmeye devam ediyor. Kıvrak zekalı olduğunu zanneden bir kısım şahıs veya hükmî şahıs balona verdikleri nefesleri geri almaya çalışıyorlar. Doğal olarak boğulma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyorlar. Sönmek için yer arayan koca balondan bir fırt geri çekmek her babayiğidin işi değil tabii. Malı olan malına yapışıyor, parası olan parasına yapışıyor. Direnebildiği kadar direniyor. Balona çok üfleyip baloncuk yaptıranlarla balondan nefes çekmeye çalışan Polyannalar beni ilgilendirmiyor. Beni direnenler, yani rüzgara tükürenler ilgilendiriyor. Reklamlarda dediği gibi “Sen kimsin ki kendi kendine taksit kampanyası yapıyorsun” diyebilirsiniz. 23 Nisan CEO’su da diyebilirsiniz. Haklısınız. Koskoca küresel krizi analiz etmek sana mı kaldı da diyebilirsiniz. Yine çok haklısınız. Ama bize kaldı. Bu krizi herkes kendi kendine analiz etmek ve çözmek zorunda bırakıldı. Bu kriz ekonomistlerin, hatta düzen koyucuların bile aptallaştığı bir boyuta geldi. Belli ki arkasında tezgah olan bu kriz, tezgahı kuranları bile dumura uğratmaya devam ediyor. Balon bir türlü sönemiyor. Sönmeden krizin bitmeyeceğini bilenler direnenlerin direnişlerini kırmak için tahrik edici yöntemler bulmaya çalışıyorlar. Ama bir eşeğin arkasına bir kere dolanırsın, ikinci de tekmeyi yersin. Direniş devam edecek. Zaten krizi tarif eden analizlerin keskin bir inişten sonra çizdikleri upuzun yatay çizgi bu direniş sürecini temsil ediyor.
Arabaların vergileri indi, hadi koşun araba alın. Kurtarmaz. Stokları bitiren fabrikalar tencerede pişir kapağında ye sistemine dönerse, görürüm ben o düşmüş araba fiyatlarını. Aynı şey tekneler içinde geçerli. Ya evler… Fiyatlar düşeceği yere kadar düştü diyen eksperlere bayılıyorum. Neymiş efendim, bilmem ne residanzında metrekaresi sekiz bin dolardan aşağı yer bulunamazken 5-6 bin dolara düşmüş. Aman ne büyük fedakarlık olmuş. Arsa sahipleri arsalarının altında petrol olmadığını anlayıp ayakları yere basana kadar ev fiyatları düşmez. Arsalar ucuzlayıp makul fiyatlı evler üretilmeye başlandığında fiyatlar düşmeye başlar. Her sektörde direniş kırılmalıdır. Kırılmazsa sürünmeye devam. Bu fiyatları şişmiş ürünleri alanlara bakın, çoğunluğu zengin insanlar. Parasıyla dövüp, deklare edilen mantık dışı fiyatları bir nebze olsun indirecek, sonra o mantık dışı fiyatın da üstünde bir başkasına toka edecek. Oh ne âlâ dünya! Olmadı. Bu çark bir iki tur döndükten sonra dişliler kırılmaya başladı. Işıklar yandığında ayakta kalıp sandalye bulamayanlar bir müddet daha mızıkmaya devam edecekler. Kaldıysa parasal güçleri onunla spekülasyon yapmaya çalışacaklar. Ama iki kere ikiyi hiçbir zaman beş ettiremeyecekler.
Peki ne yapacağız? Önce şöyle ayaklarımızı güzelce bir yere basacağız. Sakinleşeceğiz. Aynada kendimize sarılıp, insanlaşacağız. Madde bağımlısı gibi gözü kara davranmayacağız. Üstüne basıp geçtiğimiz yerlerden geri dönebileceğimizi unutmayacağız. Dostluklarımızı ve saygınlığımızı sağlam tutarak çalışanlarımızla kucaklaşıp üreteceğiz. Ali’nin külahını Veli’ye geçirip soluğu Laila’da alanlara itibar etme devrini bitireceğiz. Doğanın kanunu gibi üretken olmaya çalışacağız. Bir taş üstüne bir taş koymaya çalışacağız. Taşları koyarken harcından çalmadan koyacağız. Para kazanmak için her şeyin mübah olduğu bir düzen kurduğumuzda sonunda üzülenin biz olacağımıza inanacağız. Birdenbire zengin olmaya çalışmayacağız. Zamana yayarak, altını doldurarak zenginleşmeye çalışacağız. Zengin zenginliğini bilecek. Yoksul yoksulluğunu bilecek. Herkes durduğu yeri doğru tespit edecek ki nereden başladığını ve nereye gideceğini bilebilsin. Haddinden fazla üretim insanları nasıl bozuyorsa, haddinden fazla tüketim de üretenleri bozuyor. Zengin en iyi evi alacak ama otuz tane alıp sansarlığa soyunmayacak. En iyi arabayı alacak ama işi koleksiyona dökmeyecek. Zengin olmayanlar ucuz kredilere veya kredi kartı taksitlerine kanıp dört teker için torunlarını borçlandırmayacak. Önceliklerine öncelik vermeye öğrenecek. Kısacası herkes kendini ve haddini bilecek.
Bugün herkesin morali bozuk ve umutsuz. Krizden paçayı kurtaranların da ağzının tadı yok. Çünkü, ‘yaşadığın yerin havası kötü ise senin ciğerlerin istediği kadar sağlam olsun’, eninde sonunda soluyacağın hava bu. Nefesini tutman bittiğinde havayı temizlemek için elini taşın altına koymak zorunda kalacaksın. İçinizden, paçayı kurtaranlara kızmak için bahaneler bulmaya çalışmayın. Onları takdir edip saygı duyun. Etrafınıza iyice bir bakın. Bugün battı veya batıyor denen bütün firmalar ya çok hızlı büyüyenler ya da haddinden fazla büyümüş olanlar. Abidik gubidik işler kovalayan firmalar zaten konumuzun dışında.
Bu bölümde tekne imalatı ve ithalatı sektörüne parantez açmakta fayda var. Sektör düzenkoyucuların kontrolü dışında geliştiği için, içinde bulunduğumuz bugünlerde hallaç pamuğu gibi sallanıyor. Zevk için bu işe girenler birer birer kapılarına kilit vururken işini doğru yapanlar, bu firmaların yarattığı arz fazlasının altında ezilmekle meşgul. İki tekne siparişi için kaparo alıp kendini İstinye tersanesi zannedenlerin hali içler acısı. Yat dergilerinde güzel bir tekne veya ürün görüp, hadi bunun mümessilliğini alalım, diyenler mümessili olduğu üreticiyi detaylı inceleme zahmetine girmediği için bugün ortada kalmış durumdalar. Bu fuar da gösterdi ki belli başlı iyi firmaların dışında sektör özensiz ve düzensiz. İki ay önce bu konuları eleştiren bir yazı yazdığım için editörümüzü de yanıma alarak fuarda dolaştım. Ben de krize yeni bir tekne yaparken yakalanan bir vatandaş olduğum için birçok firma ile işim vardı. Başımıza gelen ve hâlâ bugün bile gelmeye devam eden olayları kriz var diye yazmıyorum ama, elbet bu kriz bitecek ve eski defterleri açacağız. Sektörün genel halini eleştiren yazımı insanların sessizce kulağıma gelip tebrik etmeleri de hayret verici idi. Kızanlar, sitem edenler de vardı ve olması doğaldı ama sevgili dostlar maalesef ben haklı çıktım. Size iyi firmaları seçin diye akıl verirken ben de tufaya düştüm. Neyse merak edenlere bizzat açıklamaya söz vererek sektördeki bilinçsiz imalatlarla konuyu toparlamak istiyorum. Lütfen eline bir plan kapan bu işe girmesin. Çünkü yakında iş bizim konfeksiyon piyasasına dönecek. Bir Lobster modası var ve yapımı nispeten kolay diye herkes hurra Lobster’a. Bir ön araştırma yapmadan kullanıcıların ihtiyacını karşılayıp karşılamayacağına bakmadan bir kamara eksik, bir kamara fazla ortalık Lobster çöplüğüne döndü. Harcanan paraya, emeğe yazık. Bu işi gerçekten hakkını vererek yapanlara yazık. Aynı şey ithalatta da geçerli. Herkes her istediğini ithal ediyor. Servisin var mı, yedek parça stoğun var mı diyen hiç kimse yok. Bu işleri konu arabalar olunca sorgulayanlar, sınırlamalar koyanlar bu sektörü niye başıbozuk bırakıyorlar anlamıyorum. Teşvik edici indirim paketleri niye bu sektörü teğet geçiyor yine anlamıyorum.
Bu sektör bu kadar gözardı edilecek kadar önemsiz bir sektör ise, bırakın bari isteyen teknesine Türk bayrağını ceza ödemeden takabilsin.
Örnekler çok, yerimiz dar olduğu için detayları bir başka yazıma bırakıyorum. Son olarak, bu krizin dip eğrisi bitene kadar yani balonun havası sönene, mızıkçıların direnci kırılana kadar lütfen işimize küsmeyelim. Bu süreci kalıcı olmak için araştırma ve geliştirmelere vakit harcayarak, ürün gamınızı gözden geçirerek ve en önemlisi salkım saçak büyümüşseniz kontrollü bir şekilde büzüşerek geçiriniz.
Tası tarağı toplayıp kış uykusuna yatanlar da bir gün baharın geleceğini unutmasınlar.

 

  


 
     
 
   
Emir Kunt'un Diğer Yazıları
Yat ! Kaptanları... (Haziran 2008)  
Tenekondular (Nisan 2008)  
SANDALcının torunu MUSTAFA (Mart 2008)  
Volitan: Made in Turkey (Şubat 2008)  
Tekne al, şamandırada yat... (Ocak 2008)  

 




         
 
 
  Boat Test
Yelkenli Test
Custom Yachting
Dosya
Akıl Hocası
Teknede Sohbet
Şimdi Ne Olacak Kaptan?
Özel
Dünyanın Ucuna Yolculuk
 
 
 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim