PAPALAGI’DEN İSKORPİT’E
Jeanneau Türkiye temsilcisi Top Leisure’ın ortaklarından İskender Akbaş’la sohbet ettik...
Dışarıdan bakanlar onu ciddi, disiplinli, başarılı bir işadamı olarak tanıyorlar. Jeanneau Türkiye temsilcisi Top Leisure’ın ortaklarından İskender Akbaş’la denizci babasından, İ.T.Ü. Denizcilik Yüksek Okulu deneyiminden, bir tesadüfle değişen kariyer planlarından ve farklı ilgi alanlarına rağmen, bugüne kadar yaptığı her işte yanında duran eşinden konuştuk.
Irmak Foster
Fotoğraflar: Ahmet Karatün
Her röportajı teknede yapacak değiliz ya… Hafta içi ikimizin de işleri izin vermedi, hafta sonu araya başka programlar girdi ve bir türlü İskorpit’te buluşamadık. Sonunda İskender’in eşi Tülay duruma müdahale ederek ‘Yahu bu ne resmiyet? Şu röportajı evde yapın, hem bahane olur, bir arada oturur iki lokma bir şeyler yeriz’ deyince aklımda Tülay’ın nefis yemekleriyle, uça uça yola düştüm. Bir yandan da 20 küsur senedir tanıdığım iki arkadaşla ‘röportaj’ yapmanın aslında ne kadar zorlayıcı bir şey olduğunu düşünerek, geriliyorum. Aklım çıkıyor, ortaya yapay bir sohbet çıkacak diye. Allahtan korktuğum gelmiyor başıma, İskender bugüne kadar duymadığım hikayelerle beni şaşırtıyor.
Eve bir giriyorum ki Tülay nefis bir sofra hazırlamış, şarap nefes alması için önceden açılmış bizi bekliyor. Karınlar güzelce doyup, bir iki kadeh şarap da içilince gerginlik falan kalmıyor çok şükür. İskender kahvelerimize eşlik edecek olan mastikayı da masaya koyunca hepimizin dili iyice çözülüyor. Anlatacak hikaye çok, ama yerimiz dar.
Babanın denizci olduğunu biliyorum. O da kaptan mıydı?
Yok, babam telsiz zabiti. O zamanlar biliyorsun Deniz Nakliyat var, babam da gemilerde çalışıyor. Senenin dokuz ayı seferde. Biz de çocukken annem ve kardeşimle onun yanına gemiye gidiyoruz, Amerika, Avrupa, artık sefer nereye götürürse.
Zehri küçük yaşta alıyorsun desene...
Bizim ailede dedemden kalma bir deniz tutkusu var. Eğer gemiye gitmediysek yazın Kumburgaz’a, amcamın yazlığına giderdik. Amcam da müthiş bir adamdı. Küçük bir teknesi vardı kıçtan takma motorlu, ben daha 10-11 yaşlarındayken her sabah beşte beni de kaldırır, balığa götürürdü. Dalardık, ağ atardık, oltayla avlanırdık... Yazlıklar malum, ev sürekli misafir dolu. Amcam öğlen yemeğine balık siparişini alır, ne istendiyse beraber tutar, sofraya getirirdik. Öğleden sonra biraz siesta yapıp, bu sefer de akşam yemeği için sipariş ettikleri balığı tutmaya gider, eli boş dönmezdik. Kırlangıç, İskorpit, Barbun, Eşkina, aklına ne gelirse...Misafirler inanamazlardı.
Yani baban ve amcan senin rol modellerin?
Evet. Bir de gemiye gittiğimizde genç stajyer kaptanlar olurdu, 19-20 yaşlarında genç çocuklar. Yaşım biraz daha büyüdüğünde onlarla arkadaşlık etmeye, vardiyalarda onların yanında takılmaya başladım. Onlara da pek özeniyordum.
Bir de babam acayip ilkeli bir adamdı. Bazı şeylerden hiç ödün vermezdi. O yaşlarda bazen bu bana ters gelse de şimdi çok iyi anlıyorum bazı şeyleri neden yaptığını, o yönüne çok saygı duyuyorum.
Mesela bir keresinde, orta okuldayken, yaz tatilinde kalktım gemiye gittim babamın yanına. Ama karnede 7-8 zayıf var, yalan söyledim tabi, yoksa babam hayatta izin vermez gitmeme. Neyse daha seferin başlarında, sanırım biz Finlandiya’dayken, bir telefon babaannemden. Meğer okuldan aramışlar, öğrenmiş benim karnenin gerçek durumunu. Babam hemen çantamı, uçak biletimi, biraz da harçlık tutuşturdu elime, hoop gerisin geri İstanbul’a. Ne kadar yalvardıysam da kalmama izin vermedi.
O zamanlar mı karar verdin Denizcilik Yüksek Okulu’na?
Valla istiyordum ama lise sonda durumum çok vahimdi. Moda Koleji’ndeydim. Üniversite sınavına gireceğim ama karnede dokuz zayıf var. Bir yandan amcam ‘gel Paris’te oku’ diye bastırıyor, kafam karışık. Neyse, ben öylesine girdim üniversite sınavına. Tek seçenek olarak Denizcilik Yüksek Okulu’nu işaretledim ama kazanma umudum yok. Sonuçlar bir geldi, sondan ikinci sırada kazanmışım. Dokuz zayıfı bizim okulda vermemin imkanı yok. Sağolsun rahmetli dedem beni alıp Burdur’a götürdü, iki ay kasıp bütünlemeleri orada verdim.
Muzaffer bir edayla dönmüşsündür eve?
Tabi canım, bir komutan edasıyla karşılandım! Sabah İstanbul’a bir vardık sokaklarda in-cin top oynuyor, her köşe başında bir tank. Harem’de otobüsten inince darbe olduğunu öğrendik. Cemselerle bizi evlere dağıttılar. Askeri darbenin dolaylı da olsa eğitimimi etkileyeceği aklıma bile gelmedi tabi o zaman.
Devamını Motor Boat & Yachting Nisan sayısında okuyabilirsiniz.