Mistral'in Rotasında
Osman Atasoy, yolculuğuna devam ediyor...
Kış ilerledikçe Akdeniz’de havalar kötüleşiyor. Mistral fırtınası Batı Akdeniz’de seyreden teknelerin korkulu rüyası. Rhone Vadisi’nden kopup gelen soğuk rüzgârlar Lion Körfezi’ni geçip, Akdeniz’in ortasına kadar iniyor. Soğuğun etkisiyle ağırlaşmış havada, 7 kuvvetinde esen rüzgâr tekneyi ve yelkenleri 9 kuvvetindeymiş gibi etkiliyor. Mistral ise genellikle çok daha kuvvetli esiyor...
Minorca Adası artık dümen suyumuzda kaldı. Fırtınanın önünde doludizgin batıya doğru giden Uzaklar II’nin kamarasında yorgun ve uykusuz otururken, haftalar sonra Kanarya Adaları’nda karşılaşacağımız Fransız çiftin, bizden yalnızca birkaç gün önce bu sularda neler yaşadığını tabii ki bilmiyorduk.
Mangaia adlı 13 metrelik sac yelkenlileriyle Minorca’dan sadece 40 mil batıda bulunan Mallorca Adası’na giderken başlarına gelenleri, Pierre ve Laurence’la Las Palmas’taki tanışmamızın hemen başında dinleyecektik.
Teknelerinin havuzluğunda oturup kahvelerimizi içerken Pierre, Akdeniz’de, çıktıkları dünya seyahatinin daha başında yaşadıklarını, hâlâ üzerinden atamadığı bir heyecanla anlatmıştı. Biz de o zaman, Mallorca’ya iyice yaklaştıkları sırada aniden bastıran çok şiddetli bir ‘Mistral’ fırtınasına yakalandıklarını, saatte 60 knot hızla esen soğuk rüzgârın küçücük bir fırtına yelkeninden daha fazlasını açmalarına izin vermediğini, güverteyi aşan dev dalgalarla denize sürüklenmemek için burunlarını kamaradan dışarı çıkartmaya dahi cesaret edemediklerini, iki uzun gün sonra fırtına hafiflediğinde, kendilerini 180 mil güneydeki Cezayir sahillerinin biraz açığında bulduklarını öğrenmiştik. Pierre sözlerini bitirdiğinde, önce onlar gibi şanssız olmadığımızı düşünerek sevinmiş, sonra da böyle düşündüğüm için gizli bir utanç duymuştum.
Mistral mi geliyor?
Fırtınaya rağmen Uzaklar’da her şey yolunda. Minorca’da duramayacağımız anlaşılınca haritaya bakmış, Mallorca Adası’nın doğusundaki Porto Colom adlı koyu gözümüze kestirmiştik. Yeni rotayı çizip tekneyi yoluna koyduktan sonra üzerimdeki ıslak muşambalarla kamaranın tabanına, direğin dibindeki yerime uzandım. Pupadan gelen kuvvetli havanın önünde tekne kanatlanmış uçarken, akşam hava kararmadan koya girip demirleyeceğimizi, hemen sonra da kendimi yatağa atıp deliksiz bir uyku çekeceğimi hayal ediyordum.
Göz kapaklarım ağırlaşıp, yavaş yavaş kapanmaya başlarken dışarıdan gelen fırtınanınkinden farklı seslerle irkildim. Yukarıdan yapraklanmaya başlayan yelkenlerin ve güvertede koşuşturan Sibel’in birbirine karışan sesleri geliyordu. Yarı uykulu vaziyette güverteye çıktığımda rüzgârın yön değiştirip karayele döndüğünü fark ettim. Sibel çırpınan yelkenleri toplamaya çalışıyordu.
Deliler gibi savrulan ana yelkeni ve cenovayı sarıp trinketi açtık. Rüzgârın bu kadar çabuk ve keskin yön değiştirmesine daha önce çok az şahit olmuştum. Rüzgâr kısa sürede 45 knot’a kadar yükselerek, kuvvetli fırtına şiddetine ulaştı. Bu rüzgâra karşı gitmemiz mümkün değil. Tek çare tekneyi orsa alabandada eğlendirerek havanın sakinleşmesini beklemek…
Haritayı incelediğimizde fırtınanın bu şekilde esmeye devam etmesi halinde, Afrika sahillerine doğru itileceğimizi gördük. Yelkenleri ayarlayıp, tekneyi rotasına soktuktan sonra yapacak fazla bir şey kalmıyor. Ben de havuzlukta oturup etrafı seyrediyorum. Güneş çoktan doğmuş olmasına rağmen gözükmüyor, gri gökyüzü yağmurlu boralar geçerken daha da kararıyor. O zaman rüzgârın hızı biraz daha artıyor. Rüzgâr göstergesinin ibresi kısa süreliğine 49.7 knot’a kadar yükseliyor. 10 kuvvete eşit bir hava demek bu… Rüzgârın zirveye yükseldiği bu anlarda denizin üzerinde, toz tabakasını andıran bir pus perdesi oluşuyor. Minik su damlacıklarından oluşan bu perde rüzgâr yönünde savrulurken, alttaki deniz yüzeyinin üzerinde enlemesine uzanan beyaz çizgiler görülüyor.
Devamını Motor Boat & Yachting Nisan sayısında okuyabilirsiniz...