Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Mayıs 2009  
 

AKDENİZ’DE YILDIRIMLI BİR GECE


Gece vardiyasında havuzlukta oturuyorum. Gözcülük yaparken teknenin gidiş istikametine doğru bakmak gerekir. Ama ben tersini yapıyorum; kafam arkaya çevrili. Tekne ilerledikçe peşinde bembeyaz bir iz bırakıyor. Işıktan bir iz…


Dümen suyundan çıkan ışık demeti sanki milyonlarca inci tanesiyle dolu. Suların içinde kıpır kıpır parıldayan inciler etrafa sihirli bir ışık saçıyorlar. Gözlerimi yakamozların ışıklı yolundan ayıramıyorum. Baktıkça bakasım geliyor. Haftalardır kükreyerek her yandan üzerimize gelen Akdeniz bu gece ne kadar sakin.
Sabah erkenden Formentera Adası’ndan demir alıp batıya doğru yol vermiştik. Rotamız İspanya anakarasındaki Palos burnunun birkaç mil açığından geçiyor. Burnu bordaladıktan sonra sahili takiben lodos istikametinde inip, Almerimar’a gireceğiz. Yolumuz fazla uzun değil. Hepsi hepsi 250 mil. Bir aksilik olmazsa iki günde alırız. Almerimar’da bir başka Türk teknesiyle, Ma yelkenlisiyle randevumuz var. Mehmet ve Yeşim bizi orada bekleyecekler. Bir an evvel buluşmak için sabırsızlanıyoruz.
Bayram sabahı
Vardiyayı devredeli ne kadar olmuştu farkında değilim. Derin uykumdan Sibel’in sesiyle uyandım. “Günaydın, iyi bayramlar…” Bugünün bayram olduğunu öğrenince aklıma çocukluğum geliyor. Yorganı başımın üzerine çekerek sıkı sıkı tutuyorum. Bayram sabahları babam yattığım odaya gelir, üzerimdeki yorganı çekerek uyandırırdı. Hava henüz aydınlanmamış ve genellikle de buz gibi soğuk olurdu. Soğuk sularla abdest alınırdı. Sonra babam iki küçük oğlunu ellerinden tutarak karanlık sokaklardan geçirir, bayram namazının kılınacağı camiye götürürdü.
Gidişin aksine cami dönüşü pek keyifli olurdu. Evde bekleyen şekerlemeler, çikolatalar, kavurmalar… Uzaklar II’deki bu ilk bayram sabahı oldukça sade, biraz da hüzünlü geçiyor. Belli etmesek de, sevdiklerimizden gittikçe uzaklaşıyor olmanın hüznü içimizde bir yerlerde. Sibel yaşça benden küçük olduğu için tabakla çikolata tutuyor, kolonya ikram ediyor. Birbirimize iyi bayramlar diliyoruz. Daha sonra Sibel telefonla babasını arıyor. 80 yaşındaki Mesut Bey İzmir’de tek başına yaşıyor. Sibel hemen her gün mutlaka babasını arar, halini hatırını sorar. Çeşitli rahatsızlıkları bulunan yaşlı adamın ilaçlarından, evine gelecek temizlikçinin ayarlanmasına kadar her türlü ihtiyacıyla bizzat ilgilenir. Üstelik aralarındaki binlerce kilometre mesafeye rağmen… Kız çocuk hayırlıdır, babaya düşkündür, derler. Bu sözün doğruluğuna yaşayarak şahit oluyorum. İyi ki benim de kızım var.  

Devamı Motor Boat & Yachting Mayıs sayısında...


 




 
 
 
 

Boat Test
Yelkenli Test
İlk İzlenim
Dosya
Akıl Hocası
Teknede Sohbet
Şimdi Ne Olacak Kaptan?
Deniz ve Çocuk
Dünyanın Ucuna Yolculuk

 
 
 
Editörden

Selcen Tanınmış


 
Gözümüz yükseklerde!
Bu alışkanlığı ne zaman edindiğimi hatırlamıyorum ama gece gözlerimi gökyüzüne kaldırdığımda önce Büyük Ayı'yı ararım. Büyük Ayı yerinde duruyorsa her şey yolunda gibi gelir. Şehir ışıklarından arınmış bol yıldızlı bir geceyse Küçük Ayı'yı ve Kutup Yıldızı'nı da yerinde bulduktan sonra, içim rahat bir şekilde uyuyabilirim... .
 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim