Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Haziran 2009  
 
 
 

  Emir Kunt  
   

UFUKTA “BAYRAK TÖRENİ” 

Devlet vatandaşının arkasında dolanmak yerine ona kucak açacak kararları hayata geçirse ve bunu yaparken dünyadaki uygulamaları incelese konu kökünden hallolacak. Denizlerin karayolları gibi bir düzeneği olamayacağını anlamakla işe başlanabilir.

 

Yabancı dergileri karıştırırken 2008 yılında İtalya’da en iyi dergi seçilen bir tanesinin kapağında ‘Megayatların doğduğu yer, Türkiye’ başlığını görünce heyecanlandım. Kafamdaki yazı için düşündüğüm konuya ayna tutuyordu sanki. Yıldız Gemi – Perini Navi, Dünya Yat, RMK, Proteksan Turkuvaz, Troy Marin, Yay Gemi, Numarine ve Ulutaş... Hepsine 1-2 sayfa yer ayrılmış ve sahipleri, yöneticileri ile röportajlar yapılmış. Her biri birer gurur abidesi gibiydi. Eloğlu bizim reklamımızı yine bizden iyi yapmış dedim içimden.
Yukarıda bilhassa isimlerini yazdığım büyük tersanelerimiz ve bunlara ilaveten daha birçoğu ülkemize lider konumda olabileceği bir sektör yaratmış durumdalar. Ülkemizi yıllardır sırtında taşıyan klasik sektörlerin bir bir telef olmaya yüz tuttuğu değişen dünyada bu gelişimin kıymetini bilmemiz ve koşulsuz desteklememiz gerektiğine inanıyorum. Hükümet yetkilileri de bunu görmüş(!) olmalı ki yıllardır yüz karamız olan bayrak konusuna yeni bir açılım getirdiler. Açılım diyorum, çünkü yine her kanunumuzda olduğu gibi karanlık noktalarla dolu. Herkes nasıl tebliğ edileceğini ve detaylarını merak ediyor. Gazete haberlerine bakarsanız sorun halledildi. Konuyu anlatan yazılara baktığınız zaman aynı cümlelere ve kelimelere rastlıyorsunuz. Konunun detayları ve getireceği sonuçlar belirsiz olduğu için kimse net anlayamamış, aynı metni haber olarak yayınlamışlar.
Acaba bu kanun sadece tekneleri haraca bağlamak için mi çıkarılıyor, yoksa aynı zamanda sektörün gelişimine katkıda bulunabileceği düşünülüyor mu? Detaylar ve uygulama şekilleri belirginleştikçe göreceğiz. İşçi çıkarmasınlar, üretimi durdurmasınlar diye otomotiv sektörüne her türlü kolaylığı sağlayan devlet, tersanelerimize ne gibi kolaylıklar düşünüyor merak ediyorum. Üretimle ilgili hiçbir netice vermeyen bu karar sonrası stokları eriten ve kapıda insanları kuyruğa dizen bir sektörün karşısında tamamen yurtdışı açılımları ile ayakta durmaya çalışan ve önü çok açık bir sektör... Karar vericiler şapkalarını önlerine koyup düşünmeliler. Ayrıca şunu unutmamalılar ki, bu milyon dolarlık megayatları alan insanlar genellikle uluslararası işler yapan büyük şirketlerin veya holdinglerin sahipleridir. Bu insanların ülkemize ayağının alışmasının getireceği artılar da işin cabası. Yasada desteklenmesi gereken ama bahsi geçmeyen başka konular da olmalı. Mesela yakıt. Yabancı bayraklı tekneler ülkemizden yakıtı vergisiz bir şekilde 0.87 Amerikan Doları’na alırken Türk bayraklı tekneler iki katı fiyatına alıyorlar. Bir megayatın yapımının ortalama birbuçuk-iki yıl sürdüğü ve yapıldığı tersanede yüzlerce kişiye iş imkanı sağladığı düşünülürse daha sağlıklı ve teşvik edici kararlar alınabilir.
“Eşekle münasebete giren yellenmesine katlanır” zihniyetiyle madem milyon dolarlık yata biniyor mazotunu da düşünmesin, demek insanların Türk bayrağına geçmesine engel teşkil edecektir.
Ayrıca Türk bayraklı tekne olmanın getirdiği bürokratik zorluklar giderilmeden kimse koşa koşa gelmeyecektir. Örnek verecek olursak, günümüzün teknoloji harikası elektronik beyinli makinalarının bulunduğu bir tekneden ‘yağcı’ adı altında ekstra personel bulundurmasını isterseniz, nasıl olacak bu iş. Yağcı mı kalmış artık yahu! Hangi çağda yaşıyoruz? Bu arkadaş bu makinelere elini bile süremeyeceği için ancak patrona yağ çekerek maaşını hak etmek zorunda kalacaktır.
Zaten birkaç yıldır fişleme mantığı ile liman ve bayrak veren belli başlı ülkelere yazılan ‘sahibi Türk olan tekneleri bize bildirir misiniz’ çalışmaları herkes tarafından biliniyor. Ayrıca Türkiye’deki sigorta şirketlerinden istenen ‘yabancı tekneleri sigorta ettiren Türk vatandaşları listeleri’ hâlâ hafızalarda taze.
Devlet vatandaşının arkasında dolanmak yerine ona kucak açacak kararları hayata geçirse ve bunu yaparken dünyadaki uygulamaları incelese konu kökünden hallolacak. Denizlerin karayolları gibi bir düzeneği olamayacağını anlamakla işe başlanabilir. Her ülkenin deniz sınırları vardır ama denizler herkesindir. İnternet gibi sınırları mecburen kırılmış özgürlük alanıdır denizler. Fazla kısıta, kurala, sıkmaya gelmez. Öyle bir fırtına gelir ki, bir ülkenin kıyılarında gezerken kendinizi bir başka ülkenin kucağında bulabilirsiniz. Denizciler, deniz sevdalıları da özgürlük arayan, özgür ruhlu insanlardır, fazla sıkarsan kuş olup uçarlar. Sonra ara ki bulasın.
Mesela Türkiye’de yapılan teknelerde ayrı bir statü olabilir. Milyon dolarları yurtdışına gönderip tekne alanla, Türk tersanelerinde tekne yaptıranı fazla abartmadan ince ve nazik bir çizgi ile ayırabiliriz. Ama bunun yanında yabancı tekneleri de Türkiye’ye gelmeleri için teşvik edecek birtakım hazırlıklar yapabiliriz. Yeni marina bölgeleri oluşturarak işe başlayabiliriz. Ama mevcutları da başıboş bırakmamalıyız. Bazı marinalar konusu günümüzde tekne sahibi olmanın önündeki en büyük kabuslardan biridir. Yeni marina yapılamadığı veya gerektiğinden çok az yapıldığı için bütün marinalarda kuyruk var. Tek tük yer açılıyor. O açılan kısıtlı yerlere de bir küçük tekne alacak kadar yıllık aidat isteniyor. Anlaşmaları devam eden tekne sahipleri ise heyecanla yıldönümünde Euro bazında ne kadar fahiş bir zam geleceği korkusunu yaşıyorlar. Bazı marinaların çoğunun devletle uzun dönem anlaşması var. Ödeyecekleri para ve artış oranları belli. Ama tekne sahiplerine her sene hiçbir matematiğe uymayan zamlar yapıyorlar. Çünkü gidecek başka bir seçenek yok. Daha öncede bir yazımda bahsettiğim gibi, sokaktaki butiklerin bile ne zaman indirime gireceğini, ne zaman çıkacağını belirlemeye çalışan devlet bu marinaların zalim muamelesini görmezden geliyor. Bakın, bunları kimse yazmaya cesaret edemiyor veya zahmet edip yazmıyor. 29 yıllığına veya 49 yıllığına devletten kiralanan bir marinanın yatırım masraflarını 3-5 yılda çıkarmaya çalışıyorlar. Bunu da, tekne sahiplerini tekne aldıklarına pişman ederek yapıyorlar. Kimse ne oluyor burada, diyemiyor. Onlara da kızamıyorum çünkü yeni marinalar yapılamadığı için karşılarında gidecek yeri olmayan, kaderine razı olmuş, vur ensesine al parasını tekne sahipleri var.
Fazla detaylara girmeye, konuyu evirip çevirmeye hiç gerek yok. Her şey ortada... Birkaç soru ile bitirelim ve üstünde düşünelim. Ülkemizde denizcilik ve kıyılarımızda turizm gelişsin istiyor muyuz? İnsanları tekne sahibi olmaya teşvik edip, tekne imalatı sektörünü dünyada lider konuma getirmek istiyor muyuz? Tekne sahibi olan kişilerin dünyanın en pahalı yakıtı ile dolaşmasını istiyor muyuz? Kıyılardaki başıboşluğa dur demek istiyor muyuz?  Marinalardaki tekele son vermek için yeni marinalar yapılsın istiyor muyuz?
Benim çok samimi bir önerim var. Cumhurbaşkanına ve başbakana çok güzel bir tekne alınması için kampanya başlatalım. Bir sürü uçağın yanında bir tekne almışız çok mu? Belki o zaman bir nebze olsun derdimizi anlarlar.

 
     
 
   
Emir Kunt'un Diğer Yazıları
Yat ! Kaptanları... (Haziran 2008)  
Tenekondular (Nisan 2008)  
SANDALcının torunu MUSTAFA (Mart 2008)  
Volitan: Made in Turkey (Şubat 2008)  
Tekne al, şamandırada yat... (Ocak 2008)  

 




         
 
 
  Boat Test
Yelkenli Test
Custom Yachting
Dosya
Akıl Hocası
Teknede Sohbet
Şimdi Ne Olacak Kaptan?
Özel
Dünyanın Ucuna Yolculuk
 
 
 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim