Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Haziran 2009  
 
Dünyanın ucuna yolculuk

Son günlerde Gökova’yı düşünür oldum. Halbuki Kanaryalar nere, Gökova nere! Herhalde okyanus tuttu. Teknenin içinde çalkalanmaktan yarı sarhoş zihnim hayal mi görüyor?.. İşte gene Gökova’dayım, biraz ilerimde Sadun Boro ve Kısmet…

Uzaklar II Atlantik Okyanusu’ndaki Kanarya Adaları’na demirledi. 
Kanaryalar güneşli ve ılıman havasıyla Kuzey Avrupalıların çok rağbet ettiği bir yer. Upuzun plajları ülkelerinde güneşe hasret kalmış turistlerle dolu. Bu çok anlaşılır bir şey. Ancak marinaların ağzına kadar tekneyle dolu olmasına ben şaşırdım. Bu teknelerin çoğu dışarıdan gelmiş denizcilere ait. Bir kısmı Karayipler’e veya bizim gibi Brezilya tarafına giderken uğrayanlar. Diğerleri buraya uzun süreliğine gelmiş. Adalar arasında dolaşıyorlarmış. Sırf bunun için binlerce mil yol kat edip, buralara kadar gelmelerini ben yadırgadım.
Çünkü gördüğümüz kadarıyla adalar arasında keyifli bir deniz hayatı yaşamaya pek imkan yok. Her şeyden önce demirlemeye uygun koy sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu koylar da okyanusun ölü dalgalarına açık. Bu koylardan birinde sözüm ona demirleyen bir tekne, sabaha kadar sallanıp duruyor. Volkanik adaların sahil şeridi boz renkli yamaçlar ve sarp kayalıklarla çevrili. Kendiliğinden yetişmiş tek ağaç yok. Adalar arasında rüzgar çok sert esiyor. Bir adadan diğerine giderken küçük bir fırtınanın içinden geçmek icap ediyor.
Bizimle birlikte aynı koyları paylaşan diğer teknelerdeki denizciler belki rahatsız olmuyorlar, ama benim bu sözde demir yerlerinde sallanmaktan içim dışına çıkıyor, aklıma hep Gökova’nın sakin koyları geliyor. İnsan yaşadığı yerlerin kıymetini içindeyken galiba tam olarak bilemiyor. Eğer bugün bir Gökova koyunda olsam, herhalde eğilir denizini öperdim! Gökova’yı düşünürken, aklıma Sadun Boro adının da geldiğini fark ediyorum. İkisi sanki birbirlerini tamamlıyor.   
Sadun Boro’nun çocukları
Kanaryalar’ın bu tuhaf demir yerlerinde aklımdan bunlar geçerken, seyahatimizin web sitesine gönderilmiş bir yazı dikkatimi çekiyor. Serkan Tilki adlı site takipçisi Gökova’daki Okluk koyuna ‘Sadun Boro’ adının verilmesini önermiş. (Bir başkası ise bu öneriye karşı çıkmış, ama niçin karşı çıktığı yazdığı yazıdan anlaşılmıyor.) Gökova ve Sadun Boro’yu düşünürken, üstüne bir de bu yazıları okuyunca, bu ay dergiye aşağıdaki konuyu yazmaya karar veriyorum. Tam da teknelerin Gökova’ya doğru yelken açtığı şu günlerde… Onlara gidecekleri koyların ve bu koyların korunması için hayatını vakfetmiş bir insanın kıymetini bir kez daha hatırlatır, diye düşünüyorum. Seyahat anılarımıza bir sonraki sayıda, kaldığımız yerden devam ederim nasıl olsa. 
Sadun Boro’nun kim olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek var mı? Bu büyük denizcinin önemini vurgulamak için, bugün denizlerde dolaşan Türklerin onun hakkındaki düşüncelerini bilmek yeter. Bu denizcilerin büyük çoğunluğu kendilerini Barbaros’un torunları olduğu kadar, “Sadun Boro’nun çocukları” olarak da görürler. Barbaros’tan bahsederken konu günümüze geldiğinde, çoğumuzun aklına hemen Sadun Boro’nun adı gelir. O adeta Barbaros’un çağdaşıdır. Acaba bugünün Türkiye’sinde, böylesine önemli bir tarihi kişilikle eş tutulan bir başkası var mıdır?    

Devamını Motor Boat & Yachting haziran sayısında okuyabilirsiniz.

 
 
 
  Karşılaştırmalı Test
Boat Test
Yelkenli Test
Yeşil Denizci
Akıl Hocası
Şimdi Ne Olacak Kaptan?
Start Hattı
Dünyanın Ucuna Yolculuk
Siz de Gidin
 
 
 
Editörden

Selcen Tanınmış


 
Herkes teknesinin önünü süpürsün
Birleşmiş Milletler Örgütü 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm'de 133 ülkenin katılımıyla düzenlediği zirvede, 5 Haziran tarihinin "Dünya Çevre Günü" olmasını oybirliği ile kabul etti.
 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim