LANGUEDOC’UN BİNBİR RENGİ
Fransız kıyılarının unutulmuş bu köşesi şaşırtıcı güzellikte sayısız liman, koy ve tuzlu su göllerini barındırıyor. Kalabalık İspanyol sahillerinden ya da telaşlı Côte d’Azur’dan yorulanlar için Akdeniz’in bu köşesi gerçekten keşfedilmeye değer.
Fransa’nın farklı yüzlerini sevenler için harika bir seyir alanı olan güneşli Languedoc sahili, Montpellier ve İspanya sınırı arasındaki Golfed du Lion çevresinde uzanır. Güneydeki sınır yakınındaki tepeler sırtlarını Pireneler’e yaslar, kasaba ve limanlarda güçlü bir İspanyol etkisi hakimdir. Daha kuzeyde, çok sayıda marinası olan Leucate ve Sète arasındaki tuz göllerini geçince kıyı alçalarak düzleşir. Languedoc kendine özgü canlı bir kültüre, karakteristik bir mutfağa ve Fransa’nın en iyi şaraplarından bazılarına sahiptir. Kalabalık İspanyol sahillerinden ya da telaşlı Côte d’Azur’dan yorulanlar için Akdeniz’in bu köşesi gerçekten keşfedilmeye değer.
Akdeniz seyirlerinde deneyimli olanlar Golfe du Lion’un rüzgarlı bir körfez olduğunu bilirler. Dağların ötesinden gelen efsanevi kuzeybatılı rüzgarlar hiçbir işaret vermeksizin aniden çıkarak, onbeş dakika kadar kısa bir sürede fırtına süratine yaklaşır. Ancak süratli motor yatlar hızla değişen bu koşullara cevap verebilir. Languedoc rüzgarlarının en güzel yanı, yaz ortasında limanların Riviera marinaları gibi bunaltıcı sıcak olmaması.
Languedoc sahilini ilginç kılan kullanışlı bir özelliği de İngiltere’den Akdeniz’e ulaşmak için gerekli olan su yollarına bağlantısı. Grau du Roi’deki renkli balıkçı limanı seyire müsait olan bir kanalla eski hisarlarla çevrili Aigues-Mortes kasabasına bağlanıyor, burası da Rhône’e. Daha batıda Sète, Grau d’Agde ve Port-la-Nouvelle’de midi kanalların olduğu bağlantı noktaları var.
Sınırdan Grau du Roi’ye olan 100 millik mesafe iki ana bölüme ayrılır. İspanya’ya en yakın olan Côte Vermeille vahşi tepeler, saklı koylar ve eski Katalonya’nın bir karışımıdır. Collioure’den sonrasında ise Languedoc kıyıları çoğunlukla epey alçaktır, bazı kısımları Golfe du Lion’un karakteristik özelliği olan geniş tuzlu su gölcükleriyle sınırlanmıştır.
La Côte Vermeille
Côte Vermeille’yi ilk kez Sète’den Barselona’ya doğru seyrederken sabahın erken saatlerinde gördük. Deniz göz kamaştırıcı bir mavilikteydi ve Collioure ve Port Vendres’in kiremit damları yeşil tepelerin önünde parlıyordu. Kıyı platosunun üzerinde doğu Pireneler’in omurgası yükseliyor, güneşin yarattığı gölge oyununda tarih öncesi koca bir sürüngeni andırıyordu.
İspanya’dan birkaç mil önce kuzeydoğuya bakan geniş koy Banyuls-sur-Mer, Île Grosse ve Cap d’Osne arasında yer alır. Yüzyıl önce Banyuls birkaç ailenin ikamet ettiği, beyaz kulübelerin süslediği bir kasabaymış. Erkekler balığa çıkar, akşamları da yerel şaraplar eşliğinde laflarmış. Kadınlar bağlara bakar, bostanları işler, ekmek pişirir ve eşlerinin yakaladığı balıkları tuzlayarak Akdeniz güneşinde kuruturmuş.
Banylus şimdilerde müreffeh bir tatil kasabası ve mekanın kendine özgü hoş ve medeni bir havası var, tepeye doğru kurulan eski evlerin önü beton binalarla fazla kapanmamış. Kumsal palmiyelerle çevrelenmiş ve marina turistik keşmekeşten uzak bir yerde kurulmuş. Kasabanın üzerindeki tepenin yükseklerinde, zeytinlikler içinde yükselen beyaz bir şapel var. Banyuls en çok Côtes du Roussillon bölgesinin güneydoğu kesimlerinde üretilen kendine özgü şaraplarıyla tanınıyor. Doğal tatlı Banyuls bunların içinde en ünlüsü; güneyin sıcaklığıyla lezzetlenen mis gibi üzüm kokusuyla dolu şişeler…
Port Vendres, Cap Béar’ın bir mil doğusundaki minik bir körfezde yer alan, mütevazı bir marinaya sahip çekici bir Katalan kasabası. Liman girişinin batısında, Napolyon döneminde ciddi bir savunma noktası olan Fort du Fanal’da önemli bir fener yer alır. Daha içeride villaların oluşturduğu mozaik balıkçı koyuna bakar, kilisenin kulesinde ise Fas esintileri görülür. Marina ise kasabanın merkezine yakın minik bir koyda, kafe teraslarının karşısında.
Port Vendres’den ayrılıp Cap Gros’u döndükten bir mil sonra Collioure’un Château Royal’inin koca burçları bütün görkemiyle karşınıza çıkar. Collioure, eski kale surları ve arnavut kaldırımı rıhtımıyla kartpostallardan fırlamış, denizden gelmek için muhteşem bir yer olan Côte Vermeille’in cevheri aslında. Kuzey dalgakıran Presqu’île de St Vincent’den dışarı uzanarak dağlardan esen rüzgara karşı koruma sağlar. Bir set St. Vincent ile şimdilerde 17. yüzyıl kilisesinin çanlarına ev sahipliği yapan ve süslemeli taş işçiliğine sahip bir kule olan eski Collioure fenerini birbirine bağlar. Sonrasında kasabanın plajı kıvrılarak, sığ ve içerde kalan dalgakırana doğru uzanır. Burası adeta Collioure’un logosu olan, canlı renklere boyalı balıkçı kayıklarına ev sahipliği yapar. Turistik gezi tekneleri buraya, şatonun yüksek surlarının altına gelir. Collioure’da bir marina yoksa da eski fener kulesinin güneyindeki kasaba kumsalının karşısında, Boulevard du Boramar’da sıralanan bistrolara nazır demirleyebilirsiniz. Ayrıca koyun güney kısmında alargada demirleyebilirsiniz. Yazın sakin havalarda Collioure’da bir iki gece kalabilirsiniz ancak rüzgar dağlardan esecek gibi görünüyorsa Argelès’e geçin.
Argelès-sur-Mer’den Cap Leucate’ye
20 millik bu mesafe uzun kumsallara sahip alçak ve düz bir bölümdür. Argelès-sur-Mer’deki 800 yat kapasiteli marinanın hoş bir atmosferi vardır ve güney limanı dağlara bakar. Argelès’deki eski yerleşim bir kilometre içerdedir, burası arnavut kaldırımlı caddeleri ve popüler yerel pazarıyla geleneksel bir Languedoc kasabasıdır.
Devamı Motor Boat & Yachting haziran sayısında..