Olimpik Biraderler
Benzerlikleri, dostlukları ve uyumları kardeşten öte ama kardeş değiller. Yelken camiasının filo yarışlarından tanıdığı Arif Gürdenli ve Haluk Babacan’ı başarılarla dolu sporcu geçmişleri ve günümüz yarışlarındaki ustalıklarıyla tanıyoruz.
Ayrı teknelerde amansız rakip, aynı teknede geçilmez ikili, özel hayatlarında ise çok iyi arkadaşlar. Olimpiyatlarda ülkemizi başarıyla temsil eden ikili bugün de yarış camiasında beyefendi ve iddialı kişilikleriyle parlıyor. Haluk Babacan diş hekimiliği yapıyor, Arif Gürdenli ise endüstri mühendisliği okumuş ama ekip çalışması, yönetim ve iletişim konularında outdoor eğitimler veriyor. Vazgeçilmezleri olan yelkencilik, deniz ve dostlukları üzerine konuştuk.
Barış Demir
Birbiriniz için hayattaki en iyi dostum, arkadaşım, sırdaşım diyorsunuz. Ne zamandır tanışır, yarışır ve sır paylaşır oldunuz?
Arif: 1980’li yıllardan beri tanışıyoruz ama samimiyetimiz 1984’te başladı. Ben o yıl fin’e binmeye başladım. Haluk uzun zamandır biniyordu ve bana göre çok tecrübeliydi. Hatta onlar Türkiye şampiyonalarında sürekli birinciliğe, ikinciliğe oynuyorlardı. Ben çömezdim.
Onlar?
Haluk: Yılmaz vardı o zamanlarda, benim rakibim. Yılmaz Canözer. Sonra o bir trafik kazası geçirdi. Bıraktı. Ben tam rahat ettim derken bu çıktı karşıma. Tam ‘Oh, yırttım. Artık 15 sene rahatım’ derken Arif Bey çıktı ortaya.
İkinizde aynı yaştasınız.
Arif: Çok enteresandır, bizim Haluk’la, hem yaşlarımız, hem bedenlerimiz, hem huyumuz, suyumuz, birçok şeyimiz benzer birbirine.
Bir yandan da yarışlarda, özellikle match race’de kıyasıya rekabet var aranızda.
Haluk: Yarışa çıktığımızda, rakibiz. Haliyle geçmek istiyorsun. Aynı teknede beraber yarıştığımız zaman, çok iyi bir ekip oluyoruz. Katıldığımız yarışların büyük bir bölümünü kazandık.
Peki, beraber yarışırken görev bölümünde sorun çıkıyor mu?
Haluk: Hiç öyle bir şey yok. Ben gözüm kapalı, Arif ne yapıyorsa güvenirim, o dümendeyse çok rahat ederim.
Tersi de geçerli mi?
Arif: Aynen. Aslına bakarsan öyle ki, belki uzun yıllardır yarışmanın getirdiği bir şey, biz teknede adeta birbirimizin düşüncelerini okuyoruz. Mesela tam o bir şeye bakıyordur, ben o sırada bir halatı çekmeye hareketlenirken Haluk “Şu halatı çekelim mi?” der. Böyle aynı anda aynı şeyleri görürüz, bakarız, düşünürüz. Birbirimizin düşüncelerini okuyoruz diye tahmin ediyorum.
Haluk: Hatırlıyor musun, ilk kez Cheese’de yarışa girmiştik. O zamana kadar da hiç aynı teknede yarışmamışız, fin’de hep rakip olmuşuz. İlk Cheese teknesiyle Kuşadası yarışlarına girdik. Olimpiyata gitmemiştik daha, 85-86 yılları. Bakıyorum daha ben söylemeden benim düşündüğümü yapıyor. Sonra, yarışın sonuna doğru bir ara güvertede kimse kalmadı, bir tek ikimiz kaldık, herkes nakavt olmuştu. O zaman konuşmuştuk “Ne enteresan değil mi, sen benim düşündüklerimi yapıyorsun, ben de sen hiç konuşmadan senin düşündüklerini yapıyorum” diye.
Röportajın devamı ve özel fotoğrafları eylül sayısında...