| |
|
Tramolalar, kavançalar, stres ve ter...
Yıllar önce centerboard’da yarışırken Bölge Şampiyonaları ve Türkiye Şampiyonaları, temmuz ayının sonuyla eylül ayının ortalarında, rüzgarın en şiddetli olduğu zamanlarda yapılırdı. Bu yarışlar sonunda kazananlar milli takıma girip o zamanlar en önemli dış temas olan Balkan Şampiyonası’nda yarışırlardı. Mayıs ve haziran aylarında ise önemli hiçbir yarış olmaz, İstanbul’un rüzgarı yarışların yapılmasına el vermezdi. Bu eskidendi...
Temmuz ayı ortalarında yapılan, Deniz Kuvvetleri Kupası ya da başka bir deyişle Güney Yarışı, hepimiz için sezonun en önemli yarışı, o yüzden de diğer tüm yarışların tarihi bu büyük yarışa göre belirleniyor.
Güney’e inen tekneler yukarı gelene kadar ciddi bir yarış düzenlenmediği gibi birçok tekne de eylül sonuna kadar İstanbul’a geri dönmüyor. Yat yarışları İstanbul’da en az iki ay uykuya yatıyor.
Mayıs ile temmuz ortası ise yarış programının en yoğun olduğu zamanlar. Her hafta sonu tüm ekiplerin kazanmak istedikleri önemli yarışlar var. Shop and Miles Cup, Naviga Cup, Kahve Dünyası, Marmara Adası ve sayamadığım birçoğu.... Hepsinin ortak kaderi ise “rüzgarsızlık”. Yarışlar ya stabil olmayan rüzgarlarda yapılıyor ya da rüzgarsızlıktan yapılamıyor.
Yoğunlaşan yarış programı yüzünden bu rüzgarsız dönemde birçok yarış yapılmaya çalışılırken, rüzgarın çılgın gibi estiği ağustos ayında İstanbul’da hiçbir organizasyon yapılmıyor. Oysa Güney Yarışı’nın tarihi temmuz ortası yerine ağustos ayının ortalarına kaydırılsa, güzel rüzgarların olduğu üç, dört hafta sonunu kazanabilir, sezonu uzatabiliriz. Elit yarışların da rüzgarın daha stabil olacağı dönemlerde yapılmasını sağlayabiliriz.
Bodrum İnceburun’daki Match Race bu ayın en önemli yarışıydı benim için. Geçen yılki trofenin kazananı olarak bu yılki serinin birincisiyle trofeyi koruyabilmek için yarışacaktık. Daha önce yapılan ayaklardan birini Şükrü diğerini de Arif kazandı. Bu son ayakta aralarında kim geçerse trofeyi ona karşı koruyacaktık. Selim ikinci ayağa katılmadığı için genel birincilikte şansı yoktu, tek amacı bu ayağı kazanmaktı. Elemeler çok keyifli yarışlara sahne oldu. Selim elemeleri birinci tamamladı, rakip olarak da Cemre’yi seçti, Arif’le Şükrü ise erken finalde buluştular. Selim Cemre’yi, Şükrü’de Arif’i 2-0’la geçti. Büyük Final’deki rakibimiz belli olmuştu, finali Şükrü ile yapacaktık.
Cumartesi akşam yarışlardan sonra bir saat kadar antrenman yapma şansımız oldu. Tekneye alışmak için çok kısa olan süremizi mümkün olduğu kadar verimli geçirip tekneyi tanımaya çalıştık. Manevralarda kimin ne yapacağını, nasıl önceliklerle hareket edeceğimizi bulmaya çalıştık, olası senaryolarda neler yapacağımızı planlamaya çalıştık. Daha ilk pupa gidişimizde gönderin pimi kırıldı ve tüm balon setlerimizi göndersiz yaptık. Bu arada bir de knock down yedik. Hava kararmaya yakın, bir iki start öncesi manevra antrenmanı yaptık, ilk ayakta bunun sıkıntısını çekmiş start öncesi kaçışlarda ve ataklarda eksik kalmıştık. Mümkün olabilecek start öncesi durum taktiklerini standart haline getirmeye çalıştık. Rakibimiz zorlu bir seriden çıkmıştı, ekip olarak hem tekneyi daha çok tanıyorlar hem de daha motiveydiler.
Finallerde, Şükrü rahat bir seri sonunda Selim’i 2-1’le geçti. Start öncesi çok kontrollüydüler, hepsini rahatça kazanıyorlardı. Aramızdaki matchlerde startlarda çok dikkatli olmamız gerekiyordu. Serinin finali de yapıldıktan sonra verilen arada antrenman yapma şansımız oldu. Hafif bir ısınma, manevra ve set sonrası start hattında rakibimizle karşılaşmak için beklemeye başladık. İlk startta iskele çıktık, klasik bir dial-up pozisyonu oldu. Şükrü bu tip pozisyonlarda kontrolü hiç bırakmıyordu, biz de onlara karşı atak yapmaya karar vermiştik. Denemelerimiz sonuç verdi, iskeleye tramola atmayı başardık ve arkalarından geçerek kapandan kurtulduk. Starta bir, iki tekne boyu önlerinden çıktık, neredeyse tüm yarış bu farkla gitti. İkinci orsadaki tramola savaşını ise bir aksilik yaşamadan atlattık. Match race’te geri kalınca yapılacak en iyi atak rakibi hataya zorlamak, onlar da bizi bu şekilde geçmeye çalıştılar. Finalin ilk yarışını kazanmıştık.
İkinci yarış, startta sancak avantajı bizdeydi. Dial-up pozisyonunda orsalamaya çalışırken uzatma koptu, yeke iyice orsaya basılı şekilde takılı kaldı, ben yekeyi kurtarmaya çalışırken sürüklendik ve Şükrülere dokunduk, ceza aldık. Ekip moralini hiç bozmadı, hemen hızlanıp tekrar dial-up’taki kontrol pozisyonumuzu geri kazandık, tabii cepte bir cezayla. Startta biz bot, onlar şamandıra tarafından çıktı, ilk kros’ta önlerindeydik. Daha sonra biz tramola atarak iskeleye döndük, onlar ise sancağa gitmeye devam ettiler. Şamandıraya yaklaşırken farkın yeterli olduğuna karar verip cezamızı yaptık ve en kritik kros’a doğru ilerlemeye başladık. Rakibi kros ettikten sonra ise markaj yarışına başladık, tramolalar, kavançalar, stres ve ter... Sonuçta trofeyi bir yıl daha konuk edeceğimiz kesinleşti.
Match race’in organizatörleri yarışın formatını önümüzdeki yıl değiştirmeyi düşünüyorlar. Yapılması düşünülen yeni formatta, tırnaklarımızı yiyerek yarış izlemek yerine biz de rakiplerimizle tüm elemelere katılıp trofeyi bir kez daha kazanmaya çalışacağız.
|
|