HOPA-HATAY HATTINDA İKİ ÇILGIN
Onlar arkadaşlıkları ortaokul yıllarına dayanan iki eski dost. Orhan Özdaş ve Kerim Gürçay ikilisi birlikte geçen 30 yılın ardından gözlerini kararttılar ve şimdiye kadar kimsenin cesaret etmediği bir işe kalkıştılar: Figaro II’leriyle Hopa-Hatay hattını durmaksızın tamamlamak...
Barış AKPOLAT
Fotoğraflar: Dinçer DİNÇ
Orhan Özdaş, Kerim Gürçay ikilisi 13 gün süren bu maceralı yolculukta epey zorlandı, evet. Fakat kâh aniden bastıran fırtınalar, kâh birden durup yolda bırakan rüzgarlar derken kuş uçuşu 1400, sayısız tramola ve kavançayı da hesaba katarsak yaklaşık 1750 mil tutan bu zorlu etabı ilk kez onlar tamamlamış oldu.
Şimdi onların açtığı bu yolun devamının getirilmesi ve rotanın bir yarışa dönüştürülmesi tartışılıyor. Yani eğer Hopa-Hatay hattı bir Türkiye klasiği haline gelirse bu biraz da (hatta en çok da) onların başarısı olacak.
Hopa’dan başlayan çılgın macerada başlarından geçenleri, karşılaştıkları zorlukları ve rotanın bir yarış haline dönüştürülmesine ilişkin fikirlerini Kalamış Marina’da yakaladığımız ikiliye sorduk.
Figaro II’nin tuvaleti yok. Haliyle yolculuğunuzu bilen, duyan herkesin aklına gelen ilk soru tuvalet meselesiydi. Biz de sizi kızdıran bu soruyla başlayalım. Ne yaptınız?
Kerim: Kızdık ama biraz da espriydi söylediklerimiz. Tuvalet sorunu ilk üç sorunun arasına girebilir ama gerçekten yapılan o kadar yola rağmen bağırsakların ilk soru olması komik. Kimse o kadar yolu durmadan, tek etapta nasıl yaptığımızı anlamadığı için çok merak ediyor tabi. Açıklıyorum daha önce de söyledim. Tuvaletimizi kovaya yaptık. Bu kova âdeti eskiler tarafından iyi bilinir. Yeni nesil bilmediği için dikkat çekti sanırım.
Orhan: Figaro II’yi tanıtırken konforunun olmadığından özellikle de tuvalet olmadığından çok bahsettik. Muhtemelen milletin gözüne o kadar sokunca ilgi oraya doğru kaydı.
Çok beylik bir soru olacak ama bu işe neden kalkıştınız? Nereden aklınıza geldi? Kerim: Her şey bu tekneyi seçmemizle ilişkili. Bu tekne sonuçta denizlerin Formula 1 aracı sayılıyor. Türkiye’de en uzak mesafe neresi var diye merak edip o rotayı gitmek istedik. Route du Rhum, Vendée Globe, Volvo Ocean Race gibi yarışların en kısası bir ay, adamlar ağır dayak yiyip 24 saat yelken yapıyorlar. Biz bunları internetten, DVD’lerden ağzımız açık seyrediyoruz. Kısacasıhayalimiz hep vardı... Marşa ne zaman basacaktık esas soru oydu. Gece nöbetinde yelken değiştirmek, durmadan yelken yapmak, açlığa, yorgunluğa, uykusuzluğa dayanabilmek kolay değil. Üç gün dayanırsın ama 13 gün çok zor.
Rotanız tam olarak nerelerden geçiyordu?
Orhan: Mümkün olduğunca en kısa rotayı seçtik ama her yerde bu mümkün olmadı. Hopa’dan Sinop’a oradan da İstanbul’a geldik. İstanbul’dan Gelibolu üzerinden Bozcaada’ya gittik. Midilli’nin arkasından dolaşarak Çeşme’ye indik. Çeşme’den Kos Adası’na, oradan da Rodos’a geçtik. Rodos’tan dümdüz Knidos üzerinden Kaş’a oradan sonra Çavuşburnu’nu dönüp Antalya’ya geçtik. Anamur’dan da direkt İskenderun’u gördük. Kabaca ancak böyle anlatabilirim rotayı.
Röportajın tamamını MBY Ekim sayısında okuyabilirsiniz.