UZAKLAR CAFE
Uzaktan bakarak fikir sahibi olunmuyor. Bir yeri ve insanlarını tanımak için karaya çıkıp insanların arasına karışmak gerektiğini Graciosa Adası’nda bir kez daha anladım.
Osman Atasoy
Kıraç topraklarla kaplı zavallı bir adaymış gibi görünen Graciosa’nın beyaz kumlu sahilinde karaya ayak basınca ne kadar yanıldığımızı fark ettik. Dışarıdan bakıldığında çölü andıran alçak yamaçlar boyunca yürümeye devam ederken her adımda kumların arasında boy vermiş rengârenk çiçeklerle, tuhaf şekillere sahip sarmaşıklarla, yarı tropik bitkilerle karşılaşıyorduk.
Bir taş gölgesinden diğerine seğirten kertenkelelerin meraklı bakışları altında ilerleyip, milyonlarca deniz kabuğuyla kaplı kumul tepelerinin etrafından dolaşarak adanın yegâne köyüne vardık. La Sociad’ın denize inen kum sokakları boyunca yürüyüp köy meydanında güneşlenen yerlilerin karşısına oturduk. Ne kadar sakin ve huzurlu görünüyorlardı. Kiminin başında hasırdan örülmüş huni biçimli şapkalar vardı. Dışarıdan bakıldığında miskin miskin oturuyorlarmış gibi duran bu adamların tembel olup olmadıklarını düşünürken, aklıma Ma yelkenlisinden Yeşim Büber’in aylar önce bir akşam Tanca’da söyledikleri geldi: “Tembellik mi… Osman, herkesin ritmi birbirinden farklı değil mi? O zaman tembellik öğrenilmiş bir şey olmasın?”
Yazının tamamını MBY Ekim sayısında okuyabilirsiniz.
|