Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Aralık 2009  
 
 
 

  Haluk Babacan  
   

 

Olimpiyat ve Marmaris...

Londra Olimpiyatlarına üç yıl kaldı. Olimpiyat yelkenciliğini tartışmaya açmak gerek yoksa önümüzdeki yıllarda bugünün de gerisine düşeceğiz.

Üç yıl kaldı. Bahsettiğim Londra’da yapılacak olan olimpiyat oyunları, yelkenin Everesti. Olimpiyat oyunlarını izleyen yıl, olimpik sporcular için karar verme ve hazırlanma yılıdır. Dünya ve Avrupa şampiyonalarına neredeyse hiç hazırlanmadan katılırlar. Sınıf değiştirenlere ya da spora ara verenlere sıklıkla rastlanır. Olimpik sınıflarda üst sıralarda yer bulamayanlar ve yeni başlayanlar için ise fırsat sezonudur. Yarışlarda iyi dereceler, sonraki kalifikasyon ve ulusal seçmelerin başlayacağı yıllara göre daha kolay elde edilir. İzleyebildiğim kadarıyla bizim olimpik sporcularımız bu yılı pek iyi değerlendiremediler. Bundan sonraki yıllarda üst sıra dereceler daha da ulaşılmaz bir hale gelecek. Ben 1988 yılında olimpiyat oyunlarına katılmıştım. O zaman her şey bir ilkti, bırakın planı programı olimpiyatlara bile gideceğimiz garanti değildi. 1988 yılından beri organize edilen tüm olimpiyatlara katıldık. Tam altı olimpiyattır aynı sorunlarla boğuşuyoruz. Yelkenci yetiştirme sistemimizi olimpiyat temelli kuramadık. Bence en önemlisi ise olimpiyat takımının bir antrenörünün olmaması. Malte Philip döneminde kurulmaya çalışılan antrenör alt yapısı ekonomik kaygılarla maalesef çöktü. Bugün ne bir olimpik takım koçumuz, ne bir olimpik takımımız , ne de bu takıma girmenin kriterleri var. Çok ivedi olarak ülkemizde ve yelken medyamızda olimpiyat yelkenciliğini konuşulur, tartışılır hale getirmeliyiz.

******

Marmaris Yelken Haftası’nın son iki yarışına katılma şansı elde ettim. Sevgili İskender’in Jeanneau Sun Fast 3200 teknesiyle yarıştık. İlginç bir tekne, solo ve duo yarışlar için olduğu gibi az ekiple hızlı yarışmak için de ideal. Rakibi sayılan Figaro’ya göre de içi bir hayli konforlu ve geniş. Çok dengeli, kontrollü ve kolay kullanılabilen bir yarış teknesi. Katılımcı sayısını duyduğumda, ‘Vaay bayağı kalabalık’ demiştim kendime. Filoyu gördüğümde ise, bu yarışın kantitenin yanına kaliteyi de katmaya başladığının farkına vardım. Archambault 35, X 41, IMX 40, X35, Mat 12, İMX 38, Beneteau 34,7; 40,7; 36,7, 47,7 vs . Bunlar aklımda kalan tekne modelleri. Ekipler de eğlence amaçlı charter teknelerde yarışan ekiplerden çok farklı, tam anlamıyla yarış yapıyorlar. Önümüzdeki yıllarda İstanbul filosunun da bu prestiji artan haftayı kazanmak için harekete geçeceğini tahmin ediyorum. Filo 135 tekne, müthiş bir görsel tatmin. Klüp yöneticilerini ve organizatörleri oluşturdukları bu etkileyici yelken şöleninden dolayı candan kutluyorum. Yarışların deniz organizasyonu önümüzdeki yıllarda katılımın daha da artacağı, yarışçı ve tekne kalitesinin de yükseleceği göz önüne alındığında biraz daha ilgi istiyor. Örneğin 135 tekneyle aynı anda tek parkurda koy içi yarış yapmak ciddi zor. Filo ikiye bölünse, bir bölümü koy içinde yarışırken diğerleri koy dışında yarışsa daha çekişmeli ve keyifli olur diye düşünüyorum. Ayrıca bu kadar büyük ve iddialı organizasyonun Race Officer’lığı, bu işte uluslararası tanınmışlığı olan yabancılara yaptırılırsa 30 derece pin end avantajlı start hatlarını ve start etmeye çalışırken birbirine giren tekneleri bertaraf etmiş oluruz. Keyifli rüzgarlı, adil yarışlar dilerim

 
     
 




         
 
 
  Burcu Esmersoy’la Tekne Sohbeti
Kara Park
Denizcinin Kütüphanesi
Gezi: Roma Sahilleri
Start Hattı
Uzaklar II'nin Yol Hikayeleri
Marin Jeneratörler
Şimdi Ne Olacak Kaptan?
Boat Test
 

Editörden

Selcen Tanınmış


 



Her geçen gün büyüyen bir ekiple iki yılı geride bıraktık. 25’inci sayımız yine zengin içeriğiyle hem keyifli vakit geçirmenize yardımcı olacak hem de aklınıza takılan sorulara cevap verecek.

 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim