Arkadaş severiz ama yatıya kalmasınlar
Uzun uzun anlatmaya gerek yok... Bugüne kadar yaptığı harika işlere bakınca anlıyor ve hissediyor insan. Ama Demir Demirkan’la tanışınca insanın hayranlığı bir kat daha artıyor. Müziğin gerçekten ne olduğunu bilen insanlardan müzik dinlemek ayrı bir keyif verir. Denizin gerçekten ne olduğunu bilen ve onu yaşayan birinden de denizi... Kışın kendini hissettirdiği soğuk bir günde sıcak bir sohbetle ikisini birden sunan bir deniz aşığının anlattıklarını size aktarıyorum... Demir Demirkan’a ve orada olmadığı halde sohbetimizin en güzel kısımlarını süsleyen Sertab Erener’e sevgiler...
Deniz tutkusu nasıl başladı?
Beş yaşındayken.Yazları Çeşme’de geçirmeye başladığımız zamanlar yani. Sakızlı Koyu denen yerde geçirirdik yazlarımızı. Orada her zaman botlar, zodiac’lar, windsurf’ler vardı. Tekne merakı o zamanlardan başlar yani.
Peki nasıl büyüdü bu tutku?
Sonra birgün babam kendini emekli edip, “Ben tekne yapacağım” diyerek Bodrum’a gitti. Bir gulet yaptı. O guleti yaparken de tersaneyi satın aldı. Birkaç gulet daha yaptı. Ben de o aralar tersaneye gide gele tekne nasıl yapılır, ne malzeme kullanılır, bütün detayları öğrendim neredeyse. Sonuçta işin mantığını bilince, denize meraklı da olunca tekneyle aranın kötü olması mümkün değil. Biraz da windsurf sayesinde rüzgar bilgim olduğundan yelkenlilerle aram hep iyi oldu. Babamın tekne suya indikten sonra gemicilerimiz olmasına rağmen tekneyi yanaştırma, limandan çıkma gibi görevleri hep ben üstlendim.
Hangi yaşlarda oluyor bunlar?
15 falan herhalde. Liseye gidiyorum, her yaz Ege- Akdeniz bütün koylara girip çıkıyorduk. Sonra üniversitede vakit bulamaz oldum. Daha doğrusu üniversite bitince Los Angeles’ta yaşamaya başladım. Deniz tamam da tekne mekne hak getire tabii. Kendime zor yetiyordum. Türkiye’ye dönünce yine alevlendi aşkım. 12 metrelik bir gulet aldım kendime, birkaç yaz öyle geçti. Bir sürü maceramız vardır. Tek direkli şirin bir tekne, “Shaman”. Kapat motoru, öyle süzülsün. Sonra o tekne küçük gelmeye başladı, sattık. Fiber bir yelkenli mi, o mu bu mu derken iyice tekneler içine gömüldüm. Böyle başladı işte. Uzun bir hikaye ama ancak bu kadar kısaltılır.
Devamını Motor Boat&Yachting Şubat sayısında okuyabilirsiniz.