| |
|
Bu Havada Yarış Olur Mu?
Ulusal yelken takımı sporcusu bir Laser’ci düşünelim. İlk milli yarışı Hyeres Olimpik Yelken Haftası’na katılıyor. Fiziksel olarak gayet iyi, antrenörleri onda parlak bir gelecek görüyor. Yarışların ilk iki günü gayet iyi geçti, havalar “şıkır” tabir edilen cinsten. Sporcumuz aldığı sonuçlarla büyük bir başarı göstererek altın filoda yarışmaya çok yaklaştı. Bugün ise hava döndü ve sertleşti, 25-30 kt esiyor sağnaklarda. Sporcumuz rüzgarı görünce, "Bu rüzgarda yarış nasılsa olmaz ben de altın filoya kalmayı garantilerim" diye düşünüyor. O gün o şartlarda yarış yapılıyor, bizim sporcumuz ise kötü dereceler yaparak altın filo şansını yitiriyor.
Yarıştan sonra, kaldıkları otele dönerken, "Bizim ülkemizde okyanusları geçmek için tasarlanmış yatların yarışlarını 25kt havada iptal ediyorlar, burada bundan daha fazla esen havalarda centerboard yarışı yapılıyor." diye düşünmeden edemiyor. İşte Bodrum’da Şubat ayında yapılan Kış Trofesi ikinci ayak yarışının özeti bu.
Biz Bodrum’da yarışırken daha doğrusu yarışamazken İstanbul’da da Platu 25 filo yarışları başladı. Meşhur rüzgarımız yapacağını yaptı ve iki gün planlanan yarışlar sadece bir gün olarak gerçekleştirilebildi. One design felsefesini her zaman destekledim, benim aklımdaki one design teknenin yerli yapım bir tekne olması ise maalesef gerçekleşmedi. Teknenin üretici firması ve Türkiye dağıtıcısı bu teknenin ardında durursa ülkemiz yeni bir one design filosuna sahip olacak. İzmir ve Bodrum’da da yeni kurulan bu filoya büyük bir ilgi var. Kulüplere ait teknelerle kurulan filoların, kişisel sahipli teknelere de yarışlara girme izni verilmesiyle daha da büyüyeceğini umuyorum. Bu oluşumun önündeki en büyük engel ise teknelerin barınacağı yerlerin kısıtlı olması. Belediyelerin işin içerisine çekilmesi bu sorunun belki de tek çözümü.
Sezon yarışları yaklaştıkça yeni tekne alımlarıyla ilgili söylentiler artıyor. Gelişen yat filosuna kaliteli yarışlar yapmak da kulüplerin görevi. Yarış düzenleyen otoritelerin kavrayamadığı konu ise eksiğimizin yarışların sayısı değil kalitesi olması. Yarış programı yine cumartesi ve pazarları içine alacak şekilde dolu. Güney yarışından sonra yapılacak yarışlara katılım sayısını çok merak ediyorum.
Güney yarışının tek etap olarak Çeşme’ye kadar düzenlenmesi yerinde bir karar. Gerçi Turgutreis açıklarında iyice büyüyen dalgaları kaçıracağımız için üzülüyorum ama buna değer. Bu yarıştan sonra düzenlenecek Navy Offshore Race ise umarım hak ettiği katılımı sağlar. Bu yıl katılım az bile olsa ısrarcı olunmalı ve birkaç yıl içerisinde bazı değişikliklerin de yapılmasıyla birlikte bu yarışın, takvimimizin klasiklerinden olması sağlanmalı.
Ülkemizde durum böyleyken, Valencia'da yelkenin en büyük organizasyonlarından biri belki de en büyüğü olan Amerika Kupası yapıldı. Ntvspor ve Eurosport sayesinde bu heyecanı bizler de izleme imkanına kavuştuk. Uzun süren anlaşmazlıklar ve mahkeme süreci sonunda yarış yapıldı ve BMW Oracle takımı kupayı kazandı. Her ne kadar bu süreç uluslararası yelken camiası tarafından sıkıcı ve gereksiz bulunsa da, bu tip "deed of gift" yarışında kuralların çok esnek olması, normal yarışlarda kullanılan teknelerde akla bile gelmeyecek teknolojilerin bu yarışta kullanılmasına olanak sağlıyor. Örneğin müthiş bir hız sağlayan kanat yelken, bilgisayar kontrollü anayelken arabası ve tabii ki bunlar için harcanan milyonlarca dolar.
Uluslararası arenada daha çok Türk yelkencisi görmek umuduyla. |
|