Anasayfa  |   Üyelik  |   Takvimli Masaüstü  |  Editörden  |  İletişim  |  Künye  |  Arşiv  Mayıs 2010  
 
 
 

  Barış Demir  
   

 

Deneyim ve Ekip

Fırtınada gemisini kaybeden var mı? Yangın yaşayan? Denize adam düşüren? Makineleri devreden çıkan? Bu soruları kaptan seçerken gemi sahibi soruyor. Başvuru sahipleri gergin, benzer kazalar yaşayanlar da söyleyip söylememe konusunda tedirgin. Derken biri çıkıp bunların tamamını yaşadığını söylüyor ve işi kapıyor. “Bir daha yapmaz” çıkarımı deneyim denilen bilinmezin en verimli yanı kuşkusuz.
Taze kaptan bir arkadaşım çalıştığı tekneyi dokuz oturak kayalara oturttu. Tekne kaybedildi ve işsiz kaldı. Kabahatliydi ya da değildi. Bu başka konu, neticede batırdı gemiyi. İşsizliğin bunalımı, “Ben nasıl bu hatayı yaptım”ın vicdan azabıyla birleşince tadı kaçtı arkadaşımızın. Ben de ona piyasada tanınan dokuz tekne batırmış ve hiç işsiz kalmayan bir başka arkadaşımdan söz ettim. Musibet bitmez o ayrı ama sert ve acıklı kazaları bir daha yaşama ihtimali düşüktür sahiden. Şimdi bu adama dünyanın en gelişmiş seyir cihazlarını da verseniz gözünü pruvadan ayırmaz. Öyle her şeyi elektronik seyir cihazlarına bırakmaz. Harita masasında kağıt haritası olur mutlaka. Elektrik kontağından yangın yaşamış adamın teknesinde kablolar düzenli, aküler bakımlı, tüm sistem her an kontrol edilebilir olur. Yangın tüpleri bakımlıdır ve el altında tutulur. Denize adam düşürenin teknesinde kötü havada ve gece seyrinde can yeleksiz dolaşamazsınız. Yoğurdu üfleyerek yer bu adamlar, iyi de ederler.
Yeni tekne alan bir arkadaşımız güneye inecek. Sıkı denizci olan kuzeni onunla birlikte, içimiz rahat. Çanakkale Boğazı çıkışında kuzenine nöbeti devredip biraz uyumaya çekilen sıkı denizci arkadaşımızın yaşadıkları fıkradan hallice: Bir uyanır ki güvertede in cin top oynuyor. Eyvah, adam denize düştü! Bir telaş hemen telsize sarılır, durumu ve konumunu bildirir. “Nasıl bıraktım ben bu adamı, nedir bu başıma gelen?” diye dertlenip şaşkın dolanırken aşağı inip kamaraya bakar ki ne görsün, paşam mışıl mışıl uyumakta. “Ulan!” diye gırtlağına sarılacakken Sahil Güvenlik botunun anonsu ve makine sesi duyulur. Onlara yapılan açıklama ise evlere şenlik: “Başüstündeymiş arkadaş görememişim.” İyi de tekne 9 metre sayın arkadaşım, nasıl yani?
Musibet-nasihat ilişkisi tescilli, size de bir adam lazımsa mümkünse başına gelmiş işleri deneyim hanesine yazın. Dikkatli, özenli ve bilgili olup hiç musibet yaşamamış arkadaşları tenzih ederim. Bu özelliklere sahip biri de kolay bulunmuyor. Her durumda doğru eleman, doğru ekip ömrü uzatıyor. Tersi ise evlerden uzak. Tanınmış, başarılı bir adam evli olduğu halde gönlü başka bir kadına kayar. Kadın da ilgilidir ama heyhat o da evlidir. Minik flörtler ateşi söndürmez ve adam gözü karartıp yalnız olduğu bir akşam kadının evine gider. Tedbiri elden bırakmaz, ekibi toplar ve bir fotoğraf uzatır. Talimatları verir: “Şu binanın dördüncü katında olacağım. Bir branda alın ve şu pencerenin altına gerin. Fotoğraftaki adam eve gelecek olursa zile bir kere basın, ben camdan brandaya atlayacağım.” Vuslatın heyecanıyla yukarı çıkar, sohbet kısa sürer. Heyecanın epey yükseldiği bir anda zil çalar. Adam tereddütsüz dördüncü kattan bırakır kendini. Kadın üzerine bir şeyler giyip kapıyı açar. Kapıda adamımızın ekibinden bir eleman, kadını görünce başını eğer ve şöyle der: “Yenge kusura bakma rahatsız ettim, patrona söyle branda bulamadık.”
Bir insanın tekne alması için mutlaka büyük denizci olması gerekmiyor. Öğrenmeye niyetli, elinden azıcık iş gelen, denizi seven herkes bir yerden başlayabilir. Ama öyle temel şeyler var ki insan, bırakın tekne alıp denize çıkmayı, ekmek almaya bakkala gitmesin bunlar diyor. Tuzla’da 27 metre çift direkli bir yelkenlinin refit işini yapmıştık. Patron Türkiye’nin kıymetli iş adamlarıyla ticari ilişkileri olan bir yabancıydı. Ön taraftaki oturma grubunu yetersiz bulup pruva direğini kaldırmamızı önermişti. Neyse, izah ettik vazgeçti. Ben bir bizim başımıza geldi sanırken duydum ki fuarda beğendiği yelkenliyi marinada görünce “Bu bizim tekne değil, bunun direği var” diyen de varmış.
Bu zamanda “Yok kardeşim, ben sana tekne satmam” diyecek biri bulunmaz ama gelecekten umutluyum. Tekne satıcısı dostlara böyle adamlara tekne satmama rahatlığına erişecekleri günler diliyorum. Moda diye tekne alacaklara da en azından ekibi sağlam kurmalarını tavsiye ediyorum.

Kolayına rüzgarlarla güzel bir yaz geçirin umarım.


 
         
     




         
 
 
  Tekne Sohbeti
Predator 60: Fırtına Kuşu
Yaşlı Kurtlar İstanbul'da
Açık Cennet: Sardunya
TAYK-İYK Match Race
Serin Seyir
Zulmün Babası Kaptan Cook
Charter Rehberi
Okyanusta Bir Ada
 

Editörden

Selcen Tanınmış


 



En çok özlediğim mevsimdir yaz. Kimine göre bunaltıcıdır, yapış yapıştır o yüzden baharda kalmak ister onlar. Oysa bahar kararsız bir mevsimdir. Ne yapacağını tam bilemez. Üşütse mi, ısıtsa mı? Açsa mı, kapasa mı? Arada kalmışlığın verdiği bir huzursuzluk taşır. ..

 
  E-bülten  
  Adınız    
  Soyadınız    
  Email adresiniz    
         
         
 
 
 
     
 
 
 
Doğuş İletişim