OKYANUSTA BİR ADA
Cabo Verde’den gelirken 1300 deniz mili boyunca bacaklarımızı çok az hareket ettirmiştik. Uzaklar II, 11 gün sonra Fernando de Noronha Adası’na demirlediğinde biraz yürümek üzere sahile çıkmaya hazırdık. www.osmanatasoy.org
Botu sarı kumlu uzun bir kumsalın başına çekip yokuş yukarı tırmanmaya başladık. Kapı gibi bir yerden geçerken üniformalı biri el etti. Dönüp o tarafa doğru yürüdük. Yanına yaklaşınca selam verdik: “Bom dia, senhor!” Omzunda “Military Police” yazan iri yarı biri. Belindeki kemere bağlı kılıfa toplu bir tabanca sokulmuş. Adı Paşeko’ymuş. Biraz İngilizce biliyor. Ama İngilizce’yle başladığı lafın sonunu Portekizce getiriyor.
Adayı dolaşmadan önce giriş işlemlerini yapmamız gerekiyormuş. Fakat görevliler yemeğe gitmişler. Gelene kadar kendilerini beklememiz gerekiyormuş. Peşinden gelmemizi işaret etti. Tavırlarında, “Bu liman benden sorulur” havası vardı. Limanı kuş bakışı gören bir sundurmanın altındaki sandalyesine doğru yürüdük.
Gölgelik püfür püfür esiyordu. Bize de iki sandalye çekip yanına oturttu. Sonra sorularına başladı. Tabii ilk soru: “Memleket nere hemşerim?” Cevap: “Türkiye!” Paşeko Türkiye cevabını alınca bir an şaşırır gibi oldu. Uzun meslek yaşamında ilk defa bir Türk teknesi adalarına geliyormuş. İkimizi de alıcı gözüyle süzdükten sonra elini zurna çalar gibi ağzına götürüp, bir eliyle de göbeğini oynatmaya başladı. Göbek dansı taklidi yapıyor! Brezilyalıların toplumsal hafızalarındaki Türk imajının nasıl bir şey olduğunu böylece anlamış olduk.
MİLLİ PARK
Görevliler yemekten dönünce hiç beklemediğimiz bir sürprizle karşılaştık. Fernando de Noronha Adası milli park olduğu için gelen teknelerin yüklü bir para ödemeleri gerekiyormuş. Tarifeye baktılar. Kalacağımız her gün için 150 ABD Doları ödememiz gerektiği anlaşıldı. Bu parayı solugan alan sallantılı bir demir yerinde, üstelik kendi demirimizin üzerinde kalmak için ödeyecekmişiz!
Dillerini bilmediğimiz için çevirmenlik yapan Paşeko’ya, görevlilere adalarında kalmaktan vazgeçtiğimizi söylemesini rica ettim. Sonra devam ettim: “Maalesef bu parayı ödememiz mümkün değil. Bizi adanın milli park olması fazla ilgilendirmiyor. Buraya eksilen kumanyamızı, suyumuzu tamamlamak için geldik. Şimdi tekneye geri dönüp demirimizi alacağız ve buradan gideceğiz.” Paşeko dertli dertli başını salladı: “Bilmeden gelen herkes sizin gibi şikâyet ediyor…”
Görevliler gideceğimizi duyunca şaşırdılar. Teknenin adını bilgisayara kaydettikleri için silmeleri mümkün değilmiş. Hiç olmazsa bir gün kalın sonra gidersiniz, diye rica ettiler. Gitmekte kesin kararlı olduğumuzu anlayınca aralarında bir şeyler konuştular. Tekliflerini Paşeko aracılığıyla ilettiler: “Bir günlük parayı ödeyin, ondan sonra istediğiniz kadar kalın!” Onların yapabileceği bu kadardı. Neticede ‘emir kulu’ sayılırlardı. Tekliflerini kabul ettik.
Devamını Motor Boat & Yachting mayıs sayısında okuyabilirsiniz.
|