| |
|
Süleyman Dirvana’nın vasiyeti
Türkiye’nin ilk yelkencilerinden biriydi o. 1950’lerde Boğaz’daki yalısından yelkenlisine atlayıp Bozburun’a giderdi. Her yıl... Üstelik 7.5 metrelik Seddülbahir’le, herkesin şaşkın bakışları eşliğinde. ‘70’lerde eşi ve oğlunu da yanına alıp bu seyahatlere devam etti. Yıllar boyunca... Gerçek bir denizciydi o.
1915’te Kandilli’de başladı yaşama, 2010’da Bozburun’da bıraktı...
Haberi aldığımda, oğlu Edhem Dirvana’yı aramak için birkaç gün bekledim. Öyle anlarda konuşmak hep zor olur ya... Biraz ondan, biraz ne diyeceğimi bilememekten.
Edhem Bey’in sesini duyunca yanıldığımı anladım. “Keşke herkese böyle bir hayat nasip olsa. Böyle dolu dolu geçen bir hayatın ardından üzülünmez. Şimdi onun bıraktığı mirası yaşatmak için uzun vade planlarım var” diyordu.
Doğruydu.
Yaşama sıkı bağlarla tutunmuş, rüzgârı en avantajlı şekilde kullanmış, 95 yıllık hayat yarışında hep en önde gitmiş birinin ardından insan gidene değil kendi hayatına bakıp da üzülür ancak. Bir de yaşarken böyle bir insanı tanıma fırsatı bulamadığına...
Hayatının her anını dolu dolu geçiren, yaşamın tadını son damlasına kadar çıkaran, orman yangınlarında ağlayan, teknesinin tamiratını kendi yapan özel bir insandı Süleyman Dirvana.
5 Haziran’da Bozburun’daki karayolu olmayan evinden, 60 yıl boyunca kullandığı teknesi Seddülbahir’e son kez binerek Bozburun merkeze getirildi. Önce denizci dostları, sonra tıp camiası uğurladı onu.
Süleyman Dirvana’nın iki vasiyeti vardı:
“Seddülbahir’e gömülmek istiyorum. Ege rüzgârı mezarımın üstünde essin” demişti.
Ailesi bu vasiyetini yerine getirdi. Dirvana şimdi tam da istediği gibi serin rüzgârlar altında yatıyor.
İkinci isteği ise Türkler’in denizi, rüzgârı daha fazla sevmesi.
Bunu yerine getirmek de hepimize düşüyor...
İyi okumalar, |
|