İSTİRİDYEDEKİ İNCİ
Deniz, günde iki kez kayaları, yosunları, denizsalyangozlarını, tekneleri, insanları umursamadan geldiği gibi çekip gidiyor. Ama o herkesin umurunda… St. Malo’da… Yılmaz A. Bayazıtoğlu Fotoğraflar: Belma Bayazıtoğlu
XVI. ve XVIII. yüzyıllar arasında Atlantik’i İspanyollar ve İngilizlere dar eden Fransız korsanlarının yatağı; gelgitin en ihtişamlı olduğu yerlerden biri; kâşiflerin, uzak yol kaptanlarının, balıkçıların, yelkencilerin, Victor Hugo’nun ifadesiyle Deniz İşçileri’nin yaşadığı kent St. Malo.
Ünlü Fransız şair Chateaubriand’ın, rüzgârın ve dalgaların sesini dinleyerek istirahat ettiği Grand Bé Adası’nı karaya bağlayan yolun yanıbaşındaki Bon-Secours plajında optimistler telaşlı... Tekneler, direkler, yelkenler hızla taşınıyor kıyıya. 10-12 yaşlarındaki çocuklar antrenörlerinin gözetiminde hemen gruplara ayrılıyor. Hem denizsuyu hem hava sıcaklığı sadece 10C0. Rüzgârın altında soğuk kimbilir nasıl işliyor iliklerine. Ama vazgeçmek yok. Çünkü saatler sayılı; deniz gittiği gibi yine hiçbir şeyi umursamadan gelecek, hızla. Çalıştırıcısı, daha tekneye binerken bumbayı kafasına yiyen çocuğun başını şefkatle okşuyor, atalarının oynadığı bahçeye gönderiyor. Ve Manş’ın yeşil sularında kelebekler gibi uçmaya başlıyor tekneler. Cıvıl cıvıl, rengârenk…
St. Malo Fransa’nın kuzeyindeki Bretonya’da, Rance Nehri’nin Manş Denizi’ne döküldüğü yerde, küçük ama denizcilik açısından çok önemli bir kent. Bulunduğu bölgeye denizin yeşil renginden ötürü Zümrüt Sahilleri deniyor. Kentte yaşayanlar tarihle yatıyor, denizle kalkıyor.
Şehir, VI. yüzyılda Galler Bölgesi’nin Anglosaksonlarca istila edilmesi üzerine Büyük Britanya’dan Kıta Avrupa’sına kaçanlar tarafından kurulmuş. Adını da Galli rahip Mac Low’dan (veya Maclou) almış. Zamanla bu isim Bretonca söyleyişle Malo’ya dönüşmüş.
Denizcilik tarihinin peşine düştüğümden beri St. Malo, dalgaların arasında bıkmadan karşıma çıkıyor… Yıllar önce de karşıma çıkmış ama fark etmemiştim önemini. Tam 50 yıl önce sevgili annemiz, cumhuriyet öğretmeni Süha Aladağ 1960’ta gitmiş oraya. Bozkırın kavruk çocuklarına öğrettiği Fransızcasını pekiştirmek için… Anlatırdı denizin göz açıp kapayana kadar nasıl hışımla akarcasına gelip gittiğini, muhteşem kaleyi, sonsuz kumsalları ve denizcileri…
St. Malo ile yıllar sonra Kuzey Amerika’da karşılaştım; Kanada’nın Vaftiz Babası Jacques Cartier’nin peşindeyken Montreal’de, geniş sığlıklarda morina avlayan balıkçıların öykülerini dinlerken Newfoundland’da, İngilizlerin sürgününden kurtulmuş Akadyalı ailelerle sohbet ederken Halifax’ta... Ardından R. Surcouf, Duguay-Turoin, Broussais gibi korsanları okurken. Falkland Adaları’nda Bougainville’in ve Kanada’dan kovulan Akadyalıların izini sürerken, Horn Burnu’nda dalgaların arasındaki cesur uzakyol kaptanlarını hayal ederken…
O denizciler ister St. Malo’da doğmuş olsun ister başka yerde her seferinde dönmüşler beşiklerine. Ganimet üleşmek, balık satmak, yaralarını sarmak, sevgililerinin tenini koklamak, hastalıklarından kurtulmak veya gemilerini onarmak için… St. Malo şimdi o denizciler sayesinde Marsilya ve Le Havre gibi Fransa’nın en büyük ticaret filolarından birine sahip.
Devamını Motor Boat & Yachting ağustos sayısında okuyabilirsiniz.
|