BUZIOS’UN IŞIKLARI
Bir sabah erkenden Brezilya açıklarındaki Abrolhos Adaları’ndan şamandıramızı fora ediyoruz. Adalar arasındaki tatlı hayat bitiyor. Pruvamızı Brezilya’nın kalabalık limanlarına çeviriyoruz. www.osmanatasoy.org
Issız koyun yegâne sakinleri bobby kuşları yola çıkacağımızı anlamış gibiler. Üstümüzden pike yaparak suya dalıyorlar. Üç gündür bobby’leri izliyorduk. Erkekleri çığlığa, dişileri ıslığa benzer sesler çıkarıyor. Hepsinin üzerindeyse ağır hareketlerle daireler çizen firkateyn kuşları uçuyor. Vücut yapıları müsait olmadığı için suya dalamayan firkateyn kuşları korsanlıkla geçiniyor. Bobby’lerin kuyruğunu gagalıyor, tuttukları balığı düşürüyor, sonra da ganimetlerini suyun üzerinden topluyorlar.
Koydan çıkınca yelkenler basılıyor. Pusula rotamız 231 derece. Brezilya anakarasındaki Buzios’a kadar 345 mil yolumuz var. Rüzgâr kuzey doğudan beş kuvvetinde esiyor. Her şey yolunda giderse üç günde hedefimize ulaşırız.
Kıçtan gelen rüzgâr akşamüstü altı kuvvete çıkınca yelkenleri küçültmek gerekiyor. Hava kararırken oltaya bağlı çıngırak çalıyor. Arkaya baktığımda 40 metre gerimizde, misinanın bittiği yerde, suların karıştığını görüyorum. Zokayı yutan büyük bir balık olmalı. Oltayı sararak balığı kıça kadar getiriyoruz. 1.5 metre uzunluğunda, sırtı yeşil, baraküdayı andıran büyükçe bir balık. Oltanın ucunda deli gibi çırpınıyor. Kakıcı hazırlarken Sibel kova, bıçak ve kesme tahtasıyla yanıma geliyor. Sanki balığı yukarı almış gibi her şeyi hazırlıyoruz. Ancak avımızı güverteye çıkarmak kısmet olmuyor. Başına gelecekleri sezen hayvan can havliyle harmanlayınca misinayı koparıp ağzındaki zokayla birlikte okyanusun derinliklerine doğru gözden kayboluyor. Kaçan balığın arkasından üzgün bir ifadeyle bakan Sibel başını sallayarak, “Bari akşama mercimek çorbası yapayım” diyor ve kuzineye iniyor.
Aceleci Denizci
Gece telsizden çağrıldığımızı duyuyoruz. Arayan Abrolhos’ta tanıştığımız André. Bizden birkaç saat sonra yola çıkmışlardı. Birbirimize koordinatlarımızı veriyoruz. İstanbullu eski bir Ermeni ailesine mensup olan André iddialı yat yarışçılarından. Hızlı gitmeyi seviyor. Bizim yelkenleri küçülttüğümüz yerde onlar spinnaker ile gidiyorlarmış. Ancak broşa düşüp koca balonu suya sokmuşlar. Balon gönderi kırılmış. Hayatında ilk defa uzun bir seyre çıkan kız arkadaşı Marleene’in ödü kopmuş. Başlarına gelenleri André’den daha sonra dinliyoruz. Tekne broşa girip yan yatınca dizüstü bilgisayarı navigasyon masasından fırlayıp yere düşerek kırılmış. Elektronik haritasız kalmışlar. Teknede kâğıt harita da yok. Yolun ilk yarısını turistik bir broşürün haritasına bakarak yapmışlar. İkinci yarısını ise André’nin daha önce kaldığı otelin lobisinde gördüğü haritadan aklında kalanlara göre tamamlamışlar! Neyse ki şansları yaver gitmiş, sağ salim Buzios’a varmışlar. Gece vardiyasında André’nin spinnaker’la gitmesini konuşuyoruz. Kendisi de yat yarışçısı olan Sibel, bu havada balonla gitmenin doğru olmadığını söylüyor. Ona katılıyorum. Emniyet dışında, bence olayın bir başka cephesi daha var. André’nin bu kadar acele etmesine ne gerek vardı. Genç ve güzel bir kız olan Marleen’le yeni tanıştıklarını öğrenmiştik. Sibel’e balon açacağına, mevcut yelkenleri de küçültüp o güzel hanımla geçireceği zamanı uzatmasının daha doğru olacağını söylüyorum. Hak veriyor.
Devamını Motor Boat & Yachting eylül sayısında okuyabilirsiniz.
|