Sistem değişmeli – Haluk Babacan

Türkiye olimpiyat takımı olarak Rio Oyunları’nı çok tatmin edici olmayan bir tabloyla bitirdik. Her ne kadar yelken başarılı olarak kabul edilse de Spor Bakanımız başarısız olan spor dallarının başkanlarını istifaya davet etti.

Yarış Yorum - Haluk Babacan
Devşirme aşısının bizim sistemde çok da başarılı olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Bu sporcular tarafından kazanılan madalyalar toplum tarafından benimsenemedi, benimsenemeyecek. Yelken, devşirme sporcusu olmadan mücadele veren ender spor dallarından biri, bununla da gurur duymalıyız.

Olimpiyat Oyunları’nda başarı için zorlanan federasyonlar, kısa yoldan başarı kazanmak için zaten kısıtlı olan kaynaklarını altyapılara harcayacağına hazır pişmiş sporcuları alarak başarıyı arıyor. Devlet ise sporcu yetiştirmeyi imkansız hale getiren eğitim sisteminde düzenleme yapıp federasyonları sporcu havuzunu büyütmeye yönlendireceğine daha iyi devşirmeyi becerebilecek başkanı başa getirmenin yollarını arıyor. Bugünkü koşullarda yelken sporu için başarı tüm sınıflarda temsil edilebilme, kürsü ise madalya yarışına kalma başarısıdır.

Oyunlara katılan sporcularımızın sosyal medyada yayınladıkları Tokyo 2020 mesajları ise beni çok heyecanlandırdı. Edindikleri bunca deneyimle bir kampanya daha yapmaları onların kalitesini ve bu işe adanmışlıklarının birer göstergesi. Bizlere düşen ise onların yanına birkaç cesur yelkenci daha ekleyebilmenin yollarını aramak. Kendilerine içeriden rakipler bulursak eminim onlar da daha ileri gideceklerdir. Olimpik her sınıfta en az iki tekne ve ekibi olimpiyat mücadelesinin içerisine sokmamız gerekiyor. Bunu başaramadığımızda sürekliliği yitiriyor, o sınıftaki tüm yükü tek bir sporcunun omuzlarına yüklüyoruz.

Federasyon seçimleri 5 Kasım’da yapılacak, maalesef yine çok adaylı bir seçime doğru gidiyoruz. Adaylar arasında güç birliği yapılamadı. Kurulların aday üye sayısının sporcu sayısından fazla olduğu komik bir seçim daha bizi bekliyor. Seçim siyasetinin tüm kirli oyunlarının oynanacağı, safların keskinleşip, hesap sormaların başlayacağı tatsız tutsuz bir dönem. Umarım yeni seçime kurullar, daha adil temsil şartlarının olduğu, ikiden fazla aday olduğunda iki turlu seçime imkan sağlayan uygulamaların da olduğu yeni bir seçim ve genel kurul düzeni konusunda çalışmalar yapar. Her dört yılda bir yaşadığımız bu tatsız ortamdan bir an önce kurtuluruz.
Bu sezon ilk yelken yarışıma Güney Yarışı’nın ilk etabıyla başladım. Orient Express ekibi bensiz geçen dönemde sevgili Arif Gürdenli idaresinde çok başarılı bir sezon geçiriyor. Ben de bu yarışın en zor etabında ekibe destek olmak için aralarına katıldım. Tekne geçen sezona göre birkaç modifikasyon geçirdi, salma hafifledi, formu değişti, modernize edildi. Dümen sistemi yenilendi. Tasarım ofisinin önerdiği yelken yüzeyini artırma teklifi ise şimdilik göz ardı edildi. Yarış öncesinde teknenin performansındaki değişikliği çok merak ediyorum. Güçlü bir ekiple start aldık. Hava raporları hızlı bir yarış olacağının sinyallerini veriyordu.

İstanbul Boğazı’nda starttan sonra bir iki aksilik yaşasak da Ahırkapı önlerinde filonun liderliğini aldık, hızlı bir balon seyriyle heyecanlı bir yarışa başladık. Marmara Adası yönünün yarılarında rüzgâr öne doğru döndü, balonu indirip cenova ile zar zor Marmara Adası’nı tutturduk. Daha sonra tekrar balon basarak Gelibolu yönüne doğru seyrettik. Rüzgâr şiddetini hiç düşürmedem hatta artarak devam etti. Çanakkale Boğazı’nı hiç durmadan geçtik, hatta gemiler bizi değil biz gemileri geçiyorduk, ilk zamanlar bu yeni duruma alışmak bizi bir hayli zorladı.

Boğaz’dan çıkıp Bozcaada’ya doğru yöneldiğimizde rüzgâr beklendiği gibi arttı, hız artınca tabi marinalara yaklaşma hızımız da bir o kadar arttı, sığlıkları kayaları kıl payı atlatıp Sigri’ye doğru kavança attığımızda, deniz ve rüzgâr şartlarının aşırılara varması nedeniyle balonu indirip cenova seyrine geçtik, sabah olana kadar da böyle devam ettik. Ülkemizde bu şartlarla pek karşılaşmadığımız için yelken gardrobumuzda buna uygun yelkenler de yoktu. Fractional bir A5’imiz olsa, stay sail’le birlikte bize çok daha stabil ve daha hızlı bir seyir sağlayabilirdi. Cenova ise geniş seyirde hem teknenin kafasının stabilitesini azaltarak daha çok dümen düzeltmesi yapmamıza yol açtı, hem de dalgadan inerken güçsüz kaldığımız için dalganın üzerinden atlamamızı engelledi.

Gün doğarken Sakız kanalının Türkiye tarafına geldik, havanın da çok düşmesini değerlendirip balon bastık, tekne hem hız hem stabilite olarak çok rahatladı. 15 dakika sonra rüzgâr tekrar sağnaklı 35+ knot’lara çıkınca balonu indirip cenovaya geçtik. Bu şekilde finişe kadar geldik. Finişe girdiğimizde filonun geri kalanında yaşanan talihsiz sakatlıkları duyunca hepimizin keyfi kaçtı. Bizleri sevindiren ise kimsenin yaralanmamasıydı. İlerleyen saatlerde yarışı kazandığımız belli olunca yorgunluğumuzun yerini sevinç aldı, uykusuz geçen 23 saatin ödülünü almıştık. Bu yarış bitti fakat birçok ders de alındı diye düşünüyorum. Bunlardan en önemlisi, teknelerimizi en zor koşullara hazır tutmak, gerekli yelken ekipmanlarının bulundurulmasını sağlamak bizlerin sorumluluğu. Sonuçta bu teknelerin kardeşleri okyanus koşullarında bundan çok daha sert koşullarda devamlı yarışıyorlar. Ayrıca TAYK’ın teknelerde yaptığı güvenlik kontrolleri de çok önemli. Bunları starttan önce hızla değil, deneyimli gözlerle hiçbir eksiğe göz yummayacak şekilde yapmak gerekiyor. Bu sıkı kontroller ilk başta çatlak seslere yol açsa da uzun vadede sporumuza büyük getirileri olacaktır.

Adil ve kolayına rüzgârlar dilerim. MBY

Dergimize Abonelik Merkezi web sitesinden hızlı ve kolayca abone olabilirsiniz.

Yorumunuzu yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir