Cascais’te One-Pro Dünya Şampiyonu olan Nautique Yachting Sailing Team, genel klasmanı ise 102 teknelik filoda 10’uncu tamamladı. Onur Erardağ ile başarıya uzanan yolculuğu konuştuk.
Türkiye’de son yıllarda büyüyen J/70 filosunun içinden uluslararası arenaya uzanan güçlü bir başarı hikâyesi çıktı. Nautique Yachting Sailing Team, Barcelona’daki Avrupa Şampiyonası podyumunun ardından rotasını Cascais’e çevirdi ve Atlantik’in zorlu koşullarında One-Pro Dünya Şampiyonluğu’na ulaştı. Ancak hikâyenin dikkat çekici yanı yalnızca kupa değil. Bu başarının arkasında, yıllara yayılan bir program, giderek sertleşen rekabet ve daha ilk yarışta yapılan kritik bir hatadan sonra yeniden ayağa kalkabilen bir takım var. Onur Erardağ ile ekibin nasıl kurulduğunu, Türkiye’de J/70 sınıfının geldiği noktayı ve Cascais’te şampiyonluğa uzanan haftayı konuştuk.
Önce Nautique Yachting Sailing Team’i tanıyalım. Takım nasıl kuruldu, yollarınız nasıl kesişti?
Aslında bu projenin temellerini çok eski dostum, can arkadaşım Arda Baykal ile birlikte attık. Arda ile dostluğumuz yelkenin ve yarışların çok öncesine dayanıyor. İkimizin de denize, yelkene ve rekabete olan tutkusu zaman içerisinde “Neden uzun vadeli, ciddi hedefleri olan bir yarış takımı kurmuyoruz?” düşüncesine dönüştü. Başından itibaren bunu birkaç yarışa katılacağımız kısa süreli bir proje olarak görmedik. Arda ile beraber uzun vadeli bir program oluşturmak, doğru ekibi kurmak ve zaman içerisinde Türkiye’den uluslararası arenada rekabet edebilecek güçlü bir J/70 takımı çıkarmak istedik. Nautique Yachting Sailing Team’in hikâyesi de aslında böyle başladı.
Daha sonra Doğa Arıbaş ve Fırat Şahin’in de katılmasıyla bugünkü ekibimiz oluştu. Ben dümenciyim; Arda, Doğa ve Fırat’ın da teknede kendi görev ve sorumlulukları var. Ancak zaman içinde öğrendiğimiz en önemli şey, J/70’de bireysel görevlerden çok dört kişinin tek bir ekip gibi hareket edebilmesinin belirleyici olduğu.
Bugün geldiğimiz noktada bizi güçlü yapan şeylerden biri de bu. Arda ile bir dostluk ve ortak hayalle başlayan proje, zaman içerisinde dört kişinin aynı hedef için mücadele ettiği gerçek bir takıma dönüştü. Türkiye’deki başarılarımızın ardından Avrupa Şampiyonası podyumu ve son olarak Dünya Şampiyonluğu gelince, yıllar önce birlikte kurduğumuz bu hayalin karşılığını görmek bizim için ayrıca anlamlı oldu.
Türkiye’den Cascais’teki J/70 Dünya Şampiyonası’na uzanan yolculuk nasıl başladı? Katılmaya nasıl karar verdiniz; teknenin taşınması ve hazırlık süreci nasıl ilerledi?
Dünya Şampiyonası, uzun vadeli projenin doğal olarak ulaşmak istediğimiz önemli hedeflerinden biriydi. Türkiye’de yarıştıkça ve uluslararası seviyeye çıktıkça çıtayı sürekli biraz daha yukarı koyduk. Temmuz ayında Barcelona’daki Avrupa Şampiyonası bizim için çok önemli bir test oldu. İlk Avrupa Şampiyonamızda One-Pro kategorisinde üçüncü olarak podyuma çıktık. Bu sonuç bize doğru yolda olduğumuzu gösterdi ama aynı zamanda geliştirmemiz gereken noktaları da çok net ortaya koydu.
Cascais’in ise çok farklı olacağını biliyorduk. Atlantik koşulları, sert rüzgâr, dalga ve dünyanın en iyi J/70 ekiplerinin yer aldığı çok güçlü bir filo vardı. Hazırlığımızı da buna göre yaptık. Teknemizin Avrupa’ya taşınmasından teknik hazırlıklara, antrenman programından ekip organizasyonuna kadar uzun ve detaylı bir süreç yaşadık. Oraya sadece bir Dünya Şampiyonası’na katılmak için gitmedik. Kendimizi dünyanın en iyi ekipleriyle aynı start hattında ölçmek ve gerçekten nerede olduğumuzu görmek istiyorduk.
Yurtdışında bu seviyede yarışmak, sportif hazırlığın ötesinde nasıl bir organizasyon gerektiriyor? Bütçe, lojistik ve destek açısından en çok hangi aşamada zorlanıyorsunuz?
Uluslararası seviyede yarışmak aslında dört kişinin tekneye binip yarışmasından çok daha büyük bir operasyon. Teknenin ve ekipmanın Avrupa’ya taşınması, seyahat ve konaklama organizasyonu, teknik hazırlık, antrenman günleri, yelkenlerin ve ekipmanın sürekli kontrol edilmesi ciddi bir planlama ve bütçe gerektiriyor. Özellikle Türkiye’den Avrupa’daki yarışlara kendi teknenizle ve kendi programınızla katıldığınızda lojistik çok önemli hale geliyor. Teknenin doğru zamanda doğru yerde olması gerekiyor. Küçük bir aksaklık bile bütün programınızı etkileyebiliyor.
Projenin bütçesinin büyük bölümünü kendi imkânlarımızla karşılıyoruz. Bunun yanında en başından beri bize inanan ve destek veren sponsorlarımızın katkısı da bizim için çok değerli. Özellikle projenin ilk gününden bu yana yanımızda olan Superpar firmasına ve tüm sponsorlarımıza ayrıca teşekkür etmek isterim. Bu tür uzun soluklu projelerde verilen destek, sadece maddi açıdan değil, arkanızda size inanan insanların olduğunu hissetmek açısından da çok önemli.
Biz Nautique Yachting olarak bu projeye uzun vadeli bakıyoruz. Çünkü uluslararası seviyede başarı tek bir yarışla gelmiyor. Sürekli yarışmanız, antrenman yapmanız, hatalarınızdan ders çıkarmanız ve dünyanın en iyi ekipleriyle mümkün olduğunca fazla aynı start hattında bulunmanız gerekiyor. Bence en büyük yatırım da aslında burada: süreklilik.
J/70 Türkiye Turu’nda bu yıl 23 tekne mücadele etti ve siz turu şampiyon tamamladınız. Türkiye’deki filonun rekabet düzeyini ve J/70 sınıfının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’deki J/70 filosunun gelişimini çok olumlu buluyorum. Özellikle son iki-üç yılda çok güzel ve rekabetçi bir J/70 ortamı oluştu. Bunda Türk ve Rus yelkencilerin aynı organizasyonlarda yarışmasının önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. J/70 Türkiye Sınıf Birliği’nin düzenlediği yarışlara güçlü Rus ekipleri katılmaya başladı. Türk ekipler de özellikle kış aylarında Türkiye’de düzenlenen yarışlara yoğun şekilde katıldı. Böylece tekne sayıları ciddi şekilde arttı ve özellikle Bodrum’da çok kalabalık ve çekişmeli yarışlar yapılmaya başlandı.
Rus ekiplerin arasında dünya çapında önemli derecelere sahip, son derece tecrübeli yelkenciler vardı. Bu seviyedeki isimlerle sürekli aynı start hattında bulunmak biz Türk ekipleri için çok değerli. Onlarla yarıştıkça daha fazla tecrübe kazandık, tekne hızımızı ve yarış anlayışımızı geliştirdik. Bence bugün Türk J/70 ekiplerinin uluslararası arenada daha rekabetçi hale gelmesinde bu ortamın önemli bir katkısı var. J/70’de yarışlar zaten çok yakın geçiyor; küçük bir hata sizi birkaç sıra birden geriye atabiliyor. Tekne sayısı ve rekabet seviyesi yükseldikçe Türkiye’deki yarışların kalitesi de yükseldi.
Yeni ekiplerin ve genç yelkencilerin sınıfa ilgisinin artması ayrıca sevindirici. Türkiye Turu’nu şampiyon tamamlamak da bizim için çok değerliydi. Cascais’te elde ettiğimiz Dünya Şampiyonluğu’nun arkasında Türkiye’de son yıllarda oluşan bu güçlü ve rekabetçi J/70 ortamının da önemli bir katkısı olduğuna inanıyorum.
J/70’i yakından tanımayan okurlarımız için One-Pro kategorisini anlatır mısınız? Profesyonel ve amatör yelkencilerin aynı filoda yarışması sizin için ne ifade ediyor?
One-Pro kategorisinin temel mantığı, ekipte profesyonel yelkenci sayısının sınırlandırılması ve amatör ağırlıklı ekiplerin kendi aralarında ayrıca değerlendirilmesi. Ama burada önemli bir nokta var: Biz ayrı bir parkurda yarışmıyoruz. Tamamen profesyonel ekipler dahil herkesle aynı start hattında, aynı parkurda ve aynı genel klasman içerisinde yarışıyoruz.
Bence One-Pro’nun en güzel tarafı da bu. Dünyanın en iyi profesyonel yelkencileriyle aynı start hattında oluyorsunuz ve teknenizin hızını, taktik kararlarınızı, ekip uyumunuzu ve kendi seviyenizi doğrudan onlarla ölçebiliyorsunuz. Bu nedenle One-Pro Dünya Şampiyonluğu bizim için çok değerli. Bunun yanında 102 teknelik Dünya Şampiyonası filosunda genel klasmanı 10’uncu sırada tamamlamak da bizim için ayrıca önemli. Çünkü bu sonuç, profesyonel ekiplerin de bulunduğu dünya seviyesindeki bir filoda rekabet edebildiğimizi gösteriyor.
Cascais’e hangi hedefle gittiniz?
Cascais’e giderken One-Pro’da podyum hedefimiz kesinlikle vardı. Barcelona Avrupa Şampiyonası’nda üçüncü olduktan sonra Dünya Şampiyonası’nda da podyum için mücadele edebileceğimizi biliyorduk. Ama Dünya Şampiyonu olmak ve 102 tekne arasında genel klasmanı 10’uncu sırada tamamlamak bizim için gerçekten çok büyük bir sonuç oldu.
Yarışlar ilerledikçe hızımızın iyi olduğunu ve dünyanın güçlü ekipleriyle aynı tempoda kalabildiğimizi gördük. O noktadan sonra düşünce şeklimiz de değişmeye başladı. Artık sadece iyi bir sonuç almaya değil, One-Pro şampiyonluğunu kazanmaya odaklandık. Bunu yaparken mümkün olduğunca genel sonuç hesabından uzak kalmaya çalıştık. Her yarışa yeniden başlamak, her startı ve her şamandıra dönüşünü ayrı değerlendirmek önemliydi. Çünkü 102 teknelik böyle büyük bir filoda tek bir kötü start veya yanlış karar bütün haftanın sonucunu değiştirebiliyor.
Şampiyonanın sizin açınızdan kırılma anı hangisiydi? Rüzgâr ve deniz koşullarının sizi zorladığı ya da ekip olarak zor bir anı aştığınız bir yarışı anlatır mısınız?
Benim için şampiyonanın en önemli kırılma anlarından biri aslında daha ilk yarıştı. İlk yarışımızı çok iyi götürmemize rağmen finiş hattıyla ilgili yaptığımız bir hata nedeniyle geri dönmek zorunda kaldık ve ciddi sıra kaybettik. Dünya Şampiyonası’nın daha ilk yarışında böyle bir hata yapmak psikolojik olarak gerçekten zor. Teknede hepimiz büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Ben de dümenci olarak çok üzüldüm ve kızdım. Çünkü bu seviyede her puanın ne kadar değerli olduğunu biliyorsunuz.
Ama sonrasında ekip olarak çok önemli bir şey yaptık: O yarışı orada bıraktık. Bence şampiyonanın bizim açımızdan gerçek kırılma noktası buydu. Yapılan hatayı bütün haftaya taşımak yerine önümüzdeki yarışa odaklandık. Birbirimizi suçlamak yerine takım olarak yeniden yarışmaya başladık.
Cascais zaten son derece zor bir parkur. Atlantik dalgası, sert rüzgâr ve çok güçlü bir filo içerisinde hem tekne hızını hem de konsantrasyonu sürekli korumanız gerekiyor. Yarışlar ilerledikçe özellikle sert hava ve dalgadaki hızımızı da geliştirdik. Bugün geriye baktığımda, sadece aldığımız sonuçla değil, ilk yarışta yaşadığımız o hayal kırıklığından sonra takım olarak verdiğimiz reaksiyonla da gurur duyuyorum. Bence büyük şampiyonalar sadece hızlı olduğunuz zaman değil, zor bir an yaşadığınızda ne kadar hızlı yeniden ayağa kalkabildiğiniz zaman kazanılıyor.
Şampiyonluğun kesinleştiği anda teknede neler yaşandı? Bu şampiyonluk sizin için ne ifade ediyor ve sırada ne var?
Şampiyonluğun kesinleştiği anı tarif etmek gerçekten kolay değil. Aylarca hazırlanıyorsunuz, teknenizi binlerce kilometre taşıyorsunuz, antrenman yapıyorsunuz, iyi ve kötü yarışlar geçiriyorsunuz ve sonunda dünyanın en iyi J/70 ekiplerinin bulunduğu bir organizasyonda Dünya Şampiyonu olduğunuzu öğreniyorsunuz. Teknede hepimiz için çok duygusal bir andı.
Benim için de ister istemez projenin en başı aklıma geldi. Arda ile yıllar önce konuşarak, hayal ederek başladığımız bir projenin bizi Dünya Şampiyonluğu’na kadar getirmiş olması çok özel bir duygu. Ama bu kesinlikle dört kişinin ortak başarısı.
J/70’de tek başınıza hiçbir şey yapamazsınız. Bir kişinin hatasını diğer üç kişi telafi ediyor, bir kişinin doğru kararı bütün teknenin sonucunu değiştirebiliyor. Doğa’nın, Arda’nın ve Fırat’ın bu başarıdaki payı çok büyük. Nautique Yachting adına Türk bayrağıyla One-Pro Dünya Şampiyonu olmak bizim için büyük bir gurur. Bundan sonraki hedefimiz daha fazla uluslararası yarışa katılmak, dünyanın en iyi ekipleriyle daha fazla yarışmak ve genel klasmanda da sürekli üst sıralar için mücadele eden bir Türk takımı haline gelmek.
PressReader ve Magzter üzerinden okuyabilir veya iOS uygulamamızdan abone olabilirsiniz.
📖 Hâlâ elinize dergi alıp sayfaları çevirmek sizin için ayrı bir keyifse, dergimizi Shopier üzerinden satın alabilir ya da abonelik başlatabilirsiniz.





