Sadun Boro: Denizciysen denizi öğreneceksin!

Sadun Boro: Denizciysen denizi öğreneceksin!

Denizciler “Sadun Boro’yu gördün mü, hacı oldun sayılır” diyorlar. Teknesine atlayıp dünyayı dolaşan ilk Türk Sadun Boro. Denizle arasındaki aşkı, kavgaları ve anıları Motor Boat & Yachting dergisinin Türkiye’deki ilk sayısına anlatıyor. Yıl 2007, Sadun Boro ve teknesi Kısmet henüz Okluk’ta…

YAZI: BURCU BÜLBÜL

 

Hayatı serüven olan bir yaşam… Sadun Boro… Bu yaşama doğru yaptığımız yolculukta, hava da sanki bu serüvene ayak uydurmak için elinden geleni yapıyordu. Bir gün öncesinde Sadun Boro ile öğlen yemeğine orada olacağımıza söz vermiştik. “Balık yapacağım, geç kalmayın sakın…” demişti.

Yola çıkarken asla görmediğimiz şeyleri göreceğimizi biliyor ama bu kadar yağmur yağacağını tahmin etmiyorduk. Bodrum’dan Okluk Koyu’na kadar durmaksızın yağan yağmur ve dolu, doğanın yeşili, sarısı bambaşka bir dünyaya gittiğimizi haykırıyordu adeta. Okluk Koyu sapağına dönünce her şey değişiverdi. Yağmur dinmişti. Ortam o denli sessizdi ki, bir anda çalan telefonun sesiyle irkildik. Sadun Boro arıyordu. Kısmet’in demirlediği yeri bildirdi. Arabadan inince, tahta iskele ve denizin o muhteşem rengine kendini teslim etmiş ağaçla  merhabalaştık ilk.

Ve Kısmet… Her şey o kadar suyundaydı ki doğanın büyüsüne kapılmamak mümkün değildi. Derken Sadun Boro tekneden indi. O ufacık sandalla iskeleye doğru, yüzünde eksik olmayan gülümseyişiyle yaklaşıyordu.
Dünyayı dolaşan ilk Türk teknesi Kısmet’teyiz. Sadun Boro, son derece mütevazı ama bir o kadar da işlevsel ayrıntılarla donanımlı teknenin içerisine davet ediyor bizi.
“Burası her havaya limandır. 25 senedir buradayım. Kum, güzel demir tutar burada…Teknemin her şeyiyle bakımıyla dahi kendim ilgilenirim. Denizde hiç kimseden hayır yoktur. Kimseden medet ummayacaksın. Denizde yaşayacaksan, kendi başının çaresine bakmayı bileceksin.”

DENİZCİLİK MİKROBU

YACHTING WORLD’DEN BULAŞTI

Anlatmaya başladığında hem onu dinliyor, hem de Kısmet’e kısmet olmuş aksesuvarlara bakıyorduk. Duvarda yapıştırılmış paraları görünce sorduk, cevapladı: “Onlar her uğradığım limandan aldığım paralar.” Sadun Boro’yu aslında yazdığı kitaplarından tanıyoruz ama birebir kendisinden dinlemek, sürekli soru sormak istiyoruz. Üstelik bunu kendisine yıllardır sorulan aynı soruları sormadan yapmak gerekiyor.

“Sabah yedi buçukta kalkarım, her sabah. Denize girerim. Burada kaldığım sürece, yaz kış farketmez, her sabah denize girerim. Mecburidir denizde yaşayacaksan. Sabah denize girince kan deveranı artar, bir de burnuna iyice tuzlu suyu çekeceksin. O tuzlu su, soğuk algınlığını alır götürür. Soğuk havada tabii keyif için yüzmüyorsun ama suya bir girip çıkmak çok iyi gelir. Karada yaşadığım dönemlerde de her sabah soğuk duş alırım. Denize girdikten sonra, bir saat yürüyüş yaparım ormanda. Hava güzelse sandalımla denize çıkarım. Mesela kaç gündür ahtapot peşindeyim. Hemen her gün balık yerim. Et girmez tekneme. Malderesi, Değirmenbükü dolaşırım. Kaç gündür şahane hava vardı burada. Bugün yağmur yağdı şansınıza. Ama şimdi yükseldi hava neyseki.”

Sadun Boro
5 Haziran 2015’te vefat eden Sadun Boro ile 2007 yılında teknesinde görüşmüştük.

DENİZLERİ SEÇEN ADAM

Dayanamayıp soruyoruz, bir de ondan dinlemek gerek bu serüvenin nasıl başladığını… İyi ki de sormuşuz…
“Çok enteresan bir tesadüf burada olmanız… İçerik ortağınız olduğunu söylediğiniz Yachting World dergisinin hayatımda çok önemli ve özel bir yeri vardır. 1952 yılı ocak ayı… O zamanlar derginin arka kısmında personel diye bir bölüm vardı. Mürettebat arayanlar bu bölüme ilan verirdi. İşte o ilanlardan biri hayat çizgimi değiştirdi. İlanda ‘14 tonluk bir yelken teknesinde Yeni Zelanda’ya kadar kumanyaya iştirak edecek üç kişiye ihtiyaç vardır’ yazıyordu. Başvurdum. Yaklaşık 200 başvuru içerisinden ben seçildim. O sene İngiltere’de mektep bitmişti. İlk açıkdeniz, okyanus aşırı seyahatimi yapacaktım.

Yeni Zelanda’ya kadar gidemedik, ama Karayipler’e kadar gittik. İngiltere ve Dublin’e çıktık. Belki bu iş olmasaydı, hâlâ Marmara’da, Ege’de dolaşıyordum şu anda.
O yüzden, Yachting World dergisinin hayatımda yeri çok özel. Açıkdenizlerin kendine özgü hayatını yaşadıktan sonra içime mikrop girdi. Bu mikrop bir kez girdi mi çıkmıyor, ta ki öle……”
“Bu mikrop herkese nasip olmaz” diye kesiyoruz son kelimesini. “Tabii..” diyor ve devam ediyor: “Rahmetli Özal ve Rauf Denktaş ‘Bir kişiye gıpta ederiz. O da senin hayatın’ derlerdi. Fakat gıpta etmek başka, karar verip yaşamak başka. Caddebostan’da sandalla başladım. Ondan sonra başlayış o başlayış. Kararımı vermiştim. Aileden gelen herhangi bir denizcilik geçmişim de yok. Babam Tarsuslu, annem İstanbullu. Gerçi epey sıkıştırdım annemi ama ipucu alamadım.”

SADUN BORO
Sadun Boro bize kıymalı makarna hazırladı.

ŞEREFİMİZE KIYMALI MAKARNA

Sonra birden, “Hadi acıktık artık. Yemeğe geçelim. Harika kıymalı makarna yapacağım” dediğinde birdenbire kendimize geldik. Hani balık yiyecektik? Hani bu tekneye et girmezdi?.. Sanki içimizi okudu… “Eee benim tekneme et girmez aslında ama sizin şerefinize kıymalı makarna yaptım” dedi. Yemek o kadar güzeldi ki, uzun bir sessizlik oldu. Biz şehirliler alışmışız en azından TV sesine veya fonda çalan müziğe. Müzik zevkini merak ettik. Cevabı…

“Müzik. Dün akşam Hamiyet vardı. Hamiyet Yüceses. Eksik olmasın gelmişti tekneme. Bazen Münir gelir. Bazen de Safiye. Hatta geçenlerde Pavarotti geldi inanmazsın.”
Teknenin adı ve ilk seyahati ile devam etti sohbetimiz. “Teknemin adını eşim Oda koydu. Kısmet uluslararası bir kelimedir. İngilizce’de, Fransızca’da aynı isimle geçer. Hatta Amerika’da çok ünlü Kısmet adında bir opera vardır. Tesadüfen yıllar sonra Amerika’yı gezerken, bu operanın başrol artistiyle karşılaştık. Onun da teknesinin adı Kısmet’ti. ‘Bu ismi bu operada rol aldığım için koydum’ demişti.”

Teknesinin tüm donanımını Tarsus’ta yaptırmış. “O zamanlar Türkiye’de ithalat falan yoktu” diyor. “Fabrikaların büyük atölyeleri vardı. Teknenin her şeyini bu atölyelerde yaptırdım. Hatta hâlâ aynı makaralar var üstünde. Bu tekneyi yaparken Tarsus’ta çalıştım. O zaman Sümerbank’ta 1957 yılından 1960 yılına kadar işletme şefiydim. Sonra Tarsus’ta özel bir fabrikaya 3500 lira maaşla başladım. İşte Kısmet’i orada yaptım. Her şeyi sattık Kısmet’i yapmak için. Kısmet’in 130 bin lirada hesabını kestim. Artı bütün donanım. Bütün navigasyon aletlerinden boyasına, alet edavatına kadar… Üzerinde bizzat bir kış çalıştım, montajını yaptım.

O zamanın 130 bin lirasının değerini söyleyeyim size; Bodrum Kalesi’nin dibinden Azmakbaşı’na kadar bütün sahili o paraya alabilirdiniz.”

Bugünün materyalist dünyası için oldukça yabancısı olduğumuz fikir ve tavırlarının rotası da belli ki gençken çizilmiş… Sözlerine devam ediyor Boro: “Seyahatten dönünce 1969’dan 1976’ya kadar yani 6-7 sene daha yine fabrikada çalıştım. O zamanın parasıyla aylık net 20 bin lira geçerdi elime. Rakı 12 liraydı, siz hesap edin. İşte öyle bir devirde bıraktım her şeyi, üçbin liraya emekli olup Amerika’ya gittim. İki buçuk yıl tekneyle gezdim. Allah’tan 1975 senesinde bir arkadaşın zoru ile Bodrum’da bir ev aldık. Allah razı olsun, yoksa bana kalsa onu bile almazdım. Evi kiraya veriyoruz, çok şükür geçinip gidiyoruz. Yani hem keyifle gezeyim hem de işlerim tıkırında gitsin diye bir şey yok. Olmaz. Fedakârlık şart. Her şeyin bir karşılığı var bu hayatta.”

ORADAN ORAYA ÇİZGİ ÇEKMEKLE ROTA ÇİZİLMEZ

Önemli bir başka konuya geçiyoruz… Sahil seyri. Sadun Boro’nun bu konudaki hassasiyetinin de farkındayız. Şimdilerde herkes sadece teknolojik aletlere güvenerek yola çıkarken, bunun denizcilik sayılmayacağını söyleyen bir adam çünkü. Başlıyor anlatmaya: “Yıl 1961… Eski teknem Harem vardı o zamanlar. Eski bir bahriyeli olan Rahmetli Edip Osra ile Ege’ye indik. Fethiye’ye kadar gittik. Sahil seyrinde en zor ve en önemli şey şudur: Haritayı karşına aldığın zaman, haritayla karşılıklı konuşacaksın. Rotayı çizmek demek oradan oraya çizgi çekmekle olmaz. Sahil seyrini öğrenmeden denizci olamazsın. Kimse bunun farkında değil. Yani diyelim bozuldu elektronik aletler. Ne yapacaksın? Çok şahit oldum, insanlar şaşırıp kalıyor biraz sıkışınca… Gezdiğin yerin haritasını alacaksın eline. Nereden nereye gidiyorsun. Bunlardan kerteriz alarak bunu öğrenmesi lazım. Konuşacaksın haritayla. Zaten denizciliğin keyfi de buradadır. Her şey hazır olduğu zaman ne önemi var. Senin katkın nerede? Diğer türlü arabayla karayolunda dolaşır gibi… Ne anlamı var?

Bu iş ehliyetle olmaz. Bana doktor ehliyeti verseler ben doktor mu olacağım? Yani denizciysen denizi öğreneceksin. Kendi kararlarını kendin vereceksin. Teknolojiden faydalan ama diğer şekilde de başının çaresine bakmayı bil.”

Kendisine bir sürü insanın gelip “Senin kitaptan, hiç haritaya bakmadan buraya kadar geldik” dediğini anlatıyor ve bunu yanlış buluyor. Kitabının başında da yazmış zaten, “muhakkak haritayla çalışın” diye. Ama insanların bir şey öğrenirken üşengeç davrandığını, iki kere denize çıkınca allâme-i cihan oldum sandıklarını söylüyor. “Neyseki adım başı koy var da sığınıp kurtarıyorlar paçayı” diye de ekliyor hınzırca gülerek.

Her tarafın yanmaya ve pislenmeye devam etmesinden de çok şikayetçi duayen denizci. Denizcilere sürüyle prosedür, şart koşmak yerine, kurslar açılmasını, denizlerin ve kıyıların kıymetinin bilinmesini istiyor. “Hâlâ ormanda çöp torbaları buluyorum. Bunu yapan da bu işten ekmek yiyen insanlar” diye kızgın bir ses tonuyla söyleniyor.
Tabii bu arada bizi yine merak sarıyor. Tek başına bütün kış burada mı yaşadığını soruyoruz.

“Kısmet’i kışın karaya çekerim Bodrum’da. Nisan sonu tekrar denize indiririm. Kışın bir de kayak faslım var. Hayat öyle kolay değil anlayacağınız. Yaklaşık bir buçuk, iki ay kayak için dağlardayım.”
Sadun Boro’ya göre doğadan ne kadar çok zevk alırsan, doğayı doya doya ne kadar yaşarsan, hayattan da işte ancak o kadar zevk alır o kadar yaşarsın…
“Ondan ötesi milyarlarca karınca gibi gelir gidersin” diyor ve devam ediyor yüzünün her çizgisine hayat sıkıştırmış bir ifadeyle:

“Banka alırsın satarsın, 40 tane holding sahibi olursun. Alt tarafı üç sayfa gazete ilanına bakar. Veya sala okunur, öbür tarafa çeker gidersin. Ama doğanın içinde adam gibi yaşarsın. İşte seçimini ona göre yapacaksın. Bana derler hep, ‘Eee senin vaktin var, dolaşıyorsun.’ Halbuki ben bu vakti ayırmak için ne fedakârlıklar yaptım hayatım boyunca. Onu kimse sormaz, bilmez.”

Dergimizi abone olarak ya da Turkcell Dergilik ve Magzter uygulamasını IOS ve Android tabanlı tablet ve telefonlarınızdan indirerek okuyabilirsiniz.