2026’da yürürlüğe girecek yeni amatör denizci belgesi yönetmeliği, “büyük tekne–küçük tekne” ayrımından çok, denizde neyi ne kadar bildiğimizi sorguluyor: Boy mu önemli, bilinç mi?
YAZI: Fatih İştutan
Denizcilik mevzuatı boş durmadı, yine amatör denizciler için çalıştı; 17 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Teknelerin Donatımı ve Özel Tekneleri Kullanacak Kişilerin Yeterlikleri Hakkında Yönetmelik, 17 Temmuz 2026’da yürürlüğe giriyor ve amatör denizciliğin oyun alanlarını yeniden belirliyor.
Hem özel teknelerin üzerinde bulunması gereken donanımlar güncellendi, hem de o tekneleri kullanacak kişilerin yeterlik sistemi değiştirildi. En çok göze çarpan değişiklik şu: Amatör Denizci Belgesi (ADB) ikiye ayrıldı; ADB 10 ve ADB 24. Yani artık amatör denizciler de kategorize edildi.
10 metreye kadar tekne kullanabilecek olan denizciler ayrı, 24 metreye kadar tekne kullanabilecek olan denizciler ayrı değerlendirilecek. Üstelik ADB 24’e giden yol da doğrudan açılmıyor artık; en az 12 ay ADB 10 sahibi olma şartı getirildi.
Yani yeni yönetmelik “önce küçük, sonra büyük” diyor. Bir benzeri motosiklet kullananlarda da var; A1, A2 ve A gibi… Şimdi açık konuşalım: Bu yaklaşım deniz mantığına pek de ters değil. Kimse ilk direksiyon dersinde tır ya da otobüsü kullanmıyor. Ama mesele sadece boy meselesi mi, orası tartışılır.
Yeni yönetmelik teorik ve uygulama eğitimleri ve sınav sistemini de daha net tarif ediyor. Seyir, çatışmayı önleme kuralları, meteoroloji, güvenlik, haberleşme, motor bilgisi… Bunlar kâğıt üzerinde bakıldığında olması gereken başlıklar aslında. Zaten deniz, eksik bilgiyi affeden bir yer değil. Sınavlar ne kadar zor, konular ne kadar karmaşık olsa da sınavı geçersin, denizi geçemezsin; orası ayrı.
Burada hâlâ en çok karıştırılan noktaya tekrar değinmek gerekiyor: ADB, bir gemi adamı yeterlik belgesi değildir, yerine geçmez, ticari faaliyette kullanılamaz. Bu cümleyi yıllardır kuruyoruz, yine kuracağız. Hatta derginin Mart 2024 sayısında bu konuyu “Tekne Transferlerinde ADB Sorunsalı” başlığıyla da masaya yatırmıştık.
Ancak burada mevzuat bir istisnayı koruyor: Turizm mevzuatına uygun şekilde, mürettebatsız (bareboat) kiralanan özel tekneler, kiracı ADB sahibi tarafından, belgesindeki boy sınırını aşmamak şartıyla kullanılabiliyor. O kadar…
Yönetmelik sadece yeterlik belgeleriyle sınırlı değil. Özel teknelerde bulundurulması gereken asgari emniyet teçhizatı da yeniden düzenlendi. Tüm tekneler için zorunlu olanlar ayrı, 10 metreden büyük tekneler için ek zorunluluklar ayrı… Bir de önerilen ekipman listesi var.
“Teknede aynanın ne işi var?” diyen çıkar. Ama denizde bazen en anlamsız görünen bir şey, en kritik anda işe yarayabilir. Yönetmelik asgariyi söyler, deniz çoğu zaman daha fazlasını ister. O yüzden güvenlik malzemesine itiraz etmek, denizi biraz hafife almak olur bence. Tavsiyem; teknenizde bir ayna bulundurun…

Gelelim en çok konuşulacak kısma: Kazanılmış hak meselesi. Yıllardır ADB ile 24 metreye kadar tekne kullanabilen binlerce amatör denizci var. Bunlar hiçbir işlem yapmazsa, yeni düzenleme yürürlüğe girdiğinde 10 metrelik tekne kullanma yetkisine düşecekler. Hukuki tartışmalar çıkacak mı? Muhtemelen.
Ama sistem kapıyı tamamen kapatmıyor; mevcut ADB sahipleri, ADB 24 için öngörülen teorik eğitimleri tamamlayıp belgelerini yenilediklerinde 24 metre tekne kullanma yetkisini alabiliyorlar. Yani iş, büyük ölçüde bir eğitim ve yenileme sürecine bağlanmış durumda. Bence çok da büyütmemek gerekiyor konuyu.
Burada asıl eksik kalan nokta başka: Ayrım sadece tekne boyuna göre yapılmış. Oysa denizde davranış farkı sadece metreyle ölçülmez. Yelkenli ile bir motoryat aynı şey değildir ya da bir sandal. Rüzgârla yürüyen tekneyle gaz koluyla yürüyen teknenin refleksleri, manevrası, risk algısı farklıdır. Birinde rüzgârı kollarken diğerinde dalgaları kontrol etmelisiniz. Belki de sistem, boy kadar tekne tipini de konuşmalıydı.
Bir de yeni “Yetki Belgesi” hikâyesi var. Aslında yeni de değil. Önceki mevzuatta da aynısı vardı. Noter onayı, yetki verilen kişinin yeterliği… Kâğıt üzerinde, mevzuatta düzen hep var. Ama sahada kim kontrol etti? Yeni dönemdeki bu değişimi belirleyecek olan yeni yönetmelikteki Yetki Belgesi değil, denetim kültürü olacak.
Ve benim en zoruma giden, en kritik konu: Ticari faaliyet. Burada mesele “Kullanabiliyorum” değil, “Hukuken yapmaya yetkim var mı?” meselesidir. Şöyle anlatayım: Diyelim ki dünyanın en güzel lahmacununu siz yapıyorsunuz. Mahalledeki ustadan da iyi bile olabilir.
Ama o lahmacunu bir yerlerde satmak için belediyeden işyeri ruhsatı almanız gerekir, itfaiyenin yangın güvenliği onayı gerekir, sağlık denetimi gerekir, vergi kaydı gerekir. Evde arkadaşlarınıza istediğiniz kadar lahmacun yapın, kimse karışmaz. Ama satmaya başladığınız an iş değişir.
Denizde durum tam olarak budur. Kendi teknenizle dünya turu atın, okyanus geçin, kimse bir şey demez. Ama iş ticarete döndüğünde tablo değişir. Ticari yat kaptanları düzenli sağlık raporu alır, STCW (Standards of Training, Certification and Watchkeeping – Denizcilikte Eğitim, Sertifikasyon ve Vardiya Tutma Standartları) eğitimlerini yeniler, belgeleri süreli ve denetime tabidir, hukuki ve mali sorumluluk taşır.
Bu yüzden mesele, sadece tekneyi sürebilmek değil; o işi hukuken yapmaya yetkili olmak meselesidir.Sonuç olarak yeni düzenleme bazılarına hak kaybı gibi görünecek, bazılarına ise olması gereken bir kademelendirme gibi. Gerçek etkiyi ise maddeler değil, uygulama ve bilinç belirleyecek. Çünkü deniz, eninde sonunda herkesi gerçek seviyesiyle baş başa bırakır.
Denizlerde, belgeyi cebine koyup kendini Poseidon ilan edenlerle değil; bilgisini, sorumluluğunu ve sınırlarını bilen denizcilerle karşılaşmanız dileğiyle…





