Yarış parkurunda bazen line botunda, bazen başhakem koltuğunda, bazen de organizasyonun görünmeyen operasyon kısmında… Gökhan Mahmut Caner ile yelkene uzanan hikâyesini ve TAYK’ın perde arkasını konuştuk.
Yazı ve Fotoğraflar: Osman Uğur
Yat yarışları, dışarıdan yalnızca birkaç saatlik bir mücadele gibi görünse de perde arkasında oldukça yoğun bir hazırlık süreci barındırıyor. Hava koşullarına tamamen bağlı ilerleyen bu organizasyonlarda kayıt süreçlerinden yarış ekipmanlarına, deniz operasyonlarından yarışçıların taleplerine kadar birçok detay aynı anda yönetiliyor. Genç yaşına rağmen TAYK bünyesinde line botundan başhakemliğe, ofis operasyonlarından yarış hazırlıklarına kadar birçok farklı görevi üstlenen Gökhan Mahmut Caner de bu yoğun yapının önemli parçalarından biri. Şimdilerde J/70 sınıfında başhakemlik görevini sürdüren Caner ile yelkene başlangıcını, hakemlik kariyerini ve TAYK’taki görevlerini konuştuk.
Yelken sporuna nerede ve ne zaman başladınız?
Yelkene 2004 yılında Mersin Yelken İhtisas Kulübü’nde başladım. Laser 4.7 sınıfında yaklaşık iki yıl yarıştım. Ardından beş yıl kadar Laser Radial sınıfında sporculuk yaptım. Bir dönem de 420 sınıfında deneme sürecim oldu.

– Hakemliğe geçişiniz nasıl oldu?
Üniversiteyi kazandıktan sonra İstanbul’a geldim. Bu nedenle aktif yarışçılık biraz geri planda kaldı. Ancak yelkenden kopmamak adına 2012 yılında Çanakkale’de açılan aday hakem kursuna katıldım ve hakemliğe ilk adımımı attım. İlk görev aldığım yarış da Urla’da düzenlenen Türkiye Şampiyonası’ydı. 420, 470, Techno 293 ve RS:X sınıflarının yarıştığı organizasyonda ilk görev yerim line botu oldu.
– TAYK ile yollarınız nasıl kesişti?
TAYK ile tanışmam 2014 yılında düzenlenen TAYK MDK Sonbahar Kupası Yat Yarışı ile oldu. Rahmetli Cahit Üren ağabeyimizin davetiyle organizasyonda görev aldım. İlk görevim, karadan verilen bir startta start hattındaki teknelerin tespit edilmesiydi.
– İlk başhakemlik deneyiminiz nasıldı?
İlk başhakemlik deneyimimi 6-7 Nisan 2019’da Turgutreis’te düzenlenen Dragut Sailing Cup’ta yaşadım. Açıkçası başhakemlik, parkurdaki diğer görevlerden çok farklı bir sorumluluk. Her detayı düşünmeniz ve organizasyonun kontrolünü kaybetmeden ilerlemesini sağlamanız gerekiyor. O gün bunu çok daha iyi anladım.
– Uzun yıllardır yarış organizasyonlarında görev alıyorsunuz. Unutamadığınız bir anınız var mı?
Çok fazla anı birikti ama aklımdan hiç çıkmayan olaylardan biri 2017 yılında Deniz Kuvvetleri Kupası sırasında yaşadığımız Bodrum depremi oldu. Hayatımda yaşadığım ilk büyük depremdi. Yarış komitesiyle akşam yemeğinin ardından otele dönmüştük. Yaklaşık yarım saat sonra ciddi şekilde sallanmaya başladık ve kendimi dışarı attım. Geceyi otelin bahçesinde geçirmek zorunda kaldık. Yarışçılar üzerinde de olumsuz etkisi olmuştu ve ertesi gün yapılması planlanan yarışlar iptal edildi.

– TAYK bünyesinde hangi görevleri üstleniyorsunuz?
Aslında görevimi tek bir başlık altında toplamak zor. Çünkü TAYK sadece bir spor kulübü değil, aynı zamanda bir okul gibi. Yapılan her çalışma yelkenciliğin gelişimine katkı sağlamak amacıyla ilerliyor. Ben de burada idari işlerden ön muhasebeye, IRC yazışmalarından deniz operasyonlarına kadar birçok farklı görev üstleniyorum.
– Yarış öncesi ve sonrası nasıl bir hazırlık süreci oluyor?
Bizim için yarış hazırlıkları aslında trofelerin bitmesiyle başlıyor diyebilirim. Yarıştan önceki son bir iki gün ise daha çok ince detayların tamamlandığı süreç oluyor. Botların suya indirilmesi, yakıt kontrolleri, denizde kullanılacak ekipmanların hazırlanması ve lojistik süreçlerin yönetilmesi gibi birçok konu aynı anda ilerliyor. Yarış sonrasında ise ofis düzeninin yeniden kurulması ve kullanılan ekipmanların eski düzenine getirilmesiyle ilgileniyoruz.
– Karşılaştığınız en büyük zorluklar neler?
Açıkçası TAYK’ta çalışmaya başladığım günden bu yana kendimi şanslı hissediyorum. Önce değerli büyüğümüz Cahit Üren’den, sonrasında eski genel müdürümüz Can Giray bu süreçte karşılaşılan zorluklarla nasıl başa çıkılması gerektiğini bize yaşayarak çok iyi şekilde öğretti diyebilirim. Sorduğum her sorunun cevabını net şekilde alabildim.

– İşinizin en keyifli yanı nedir?
Kesinlikle denizde olmak. Denizi ve suyu seven biri için bunun tarifi zor. Yelken sporunun içinde kalmak ve bu spora küçük de olsa katkı sağladığımı hissetmek bana büyük keyif veriyor.
– Yarış organizasyonlarında hep konu olan meşhur “bayrak çantası”nın hikâyesi nedir?
Biz ona kendi aramızda “beyaz çanta” diyoruz. Her yarış öncesi düzenlenir, yarış sırasında tekrar dağılır ve bir sonraki yarış için yeniden toparlanır. Bitmeyen bir döngü diyebiliriz. Artık TAYK’ın klasiklerinden biri oldu.
– Hakem adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?
Henüz genç bir hakemim ama en önemli tavsiyem mümkün olduğunca fazla yarışta görev almaları olur. Her yarışın farklı bir tecrübesi ve öğreteceği mutlaka yeni bir şey var. Bu işe gönül veren herkesin fırsat buldukça sahada olması gerektiğini düşünüyorum.
– Geleceğe yönelik hedefleriniz neler?
Yelken camiasının içinden gelen biri olarak en büyük hedefim adil ve güvenilir bir hakem olmak. Öncelikle ulusal yarışlarda daha fazla görev alıp kendimi geliştirmek, ardından da uluslararası organizasyonlarda ülkemizi temsil edebilecek seviyeye ulaşmak istiyorum. Ayrıca bizden sonra gelecek genç hakemlere destek olmak ve tecrübelerimi paylaşmak da benim için çok önemli.




