Bir tasarımcının Cannes defteri

Bir tasarımcının Cannes defteri

Tekneler, tanıdık yüzler ve aralarda keşfedilen detaylarla bir tasarımcının festival günlerinden notlar…

Cannes’a geldiğinizde festivalin yalnızca limanda değil, bütün şehirde yaşandığını hemen hissedebiliyorsunuz. Sokaklarda fuar kartlarıyla yürüyen insanlar, dolu restoranlar, her köşede tanıdık bir yüz… Cannes Yachting Festival boyunca sektörün büyük bir kısmı aynı mahalleye taşınmış gibi oluyor. Benim için de bu birkaç gün, tekne ziyaretleri ve müşteri toplantıları kadar, farklı şehirlerde yaşayan arkadaşlarımla yeniden buluşmak demek.
Sabah programı yapmak kolay, asıl mesele gün içinde ona sadık kalabilmek. Bir sonraki randevuya yürürken bir tanıdıkla karşılaşıyor, kısa bir sohbet derken başka bir tekneye davet ediliyorsunuz. Bu yüzden Cannes’da programın arasına biraz boşluk bırakmak gerekiyor. Bazen en güzel karşılaşmalar tam da o boşluklarda yaşanıyor.
Bu yıl gezdiğim tekneler arasında Sanlorenzo SHE vardı. Cannes’da dünya prömiyerini yapan 25,5 metrelik model, 1960’ların İtalyan teknelerini hatırlatan çizgileriyle dikkat çekiyordu. Beni ilgilendiren, bu yaklaşımın içeride nasıl devam ettiğiydi. Piero Lissoni imzalı iç mekanlar, o dönemin sadeliğini bugüne taşıyordu. Tasarımın her köşede kendini göstermeye çalışmadan bir bütün oluşturması, üzerinde düşünmeye değerdi.
Böyle teknelerde gözüm ister istemez küçük detaylara kayıyor. Mobilyanın mekânla ilişkisi, materyallerin birleşimi, bir geçiş için bırakılan mesafe… Günlük işimizde uzun uzun tartıştığımız kararları gerçek ölçekte görmek çok değerli. Fotoğrafta beğendiğiniz bir çözümün yanında durup nasıl yapıldığını inceleyebiliyor, gerçekten kullanışlı olup olmadığını değerlendirebiliyorsunuz. Bazen teknenin tamamından çok, tek bir detay aklınızda kalıyor.

Cannes defteri
Sirena 118, koyu ahşap ve kumaşlarla şekillenen iç mekânıyla ferahlığın yalnızca açık tonlarla yaratılmadığını gösteriyor.

AKLIMDA KALANLAR

Başka bir gün ziyaret ettiğim Sirena 118 ise farklı bir karaktere sahipti. Cannes’da dünya prömiyerini yapan teknenin Cor D. Rover imzalı iç mekânında koyu ahşaplar ve koyu renk kumaşlar öne çıkıyordu. Açık ahşap ve krem tonlarının sıkça tercih edildiği yat iç mekânlarından sonra bu yaklaşım, farklı bir renk anlayışıyla karşılaşmak için güzel bir fırsattı.
Sirena 118, ferahlığı yalnızca açık renklerle ilişkilendirmemek gerektiğini düşündürüyor. Bir mekânın nasıl hissettirdiğini, renkler kadar oranlar, gün ışığı ve malzemelerin bir araya geliş biçimi de belirliyor. Farklı günlerde gezdiğim tekneleri zihnimde karşılaştırırken en çok bunlar üzerinde duruyorum. Aynı büyüklükteki iki alanın ne kadar farklı hissettirebildiği, tasarımın günlük yaşama etkisini açıkça gösteriyor.
Sirena’nın haftası ödüllerle de hareketlendi. Cannes’da düzenlenen World Yachts Trophies’de Sirena 118 ve Sirena 42M ödül alırken, Sirena Marine de “Yılın Tersanesi” seçildi. Türk yat üreticilerinin böylesine uluslararası bir buluşmada adından söz ettirmesi ayrıca sevindiriciydi.
Fuardaki bir diğer durağım, dünya prömiyerini yapan Numarine 27XP oldu. Gezmekten gerçekten keyif aldığım teknelerden biriydi. Explorer teknelerde beni en çok ilgilendiren, uzun seyahat fikrinin içerideki yaşama nasıl yansıdığı. Günlerce teknede kalırken nerede oturacağınız, eşyalarınızı nereye koyacağınız ve ortak alanları nasıl paylaşacağınız önem kazanıyor. 27XP’ye de bu gözle baktım. Güzel bir tekne görmek kadar, içinde zaman geçirmeyi hayal edebilmek de benim için önemli.

Cannes defteri
Numarine 27XP, uzun seyirlere uygun yerleşimi ve yaşam alanlarıyla öne çıkıyor.

CANNES GECELERİ

Cannes’da cuma akşamlarının ayrı bir havası oluyor. Fuar saat 22.00’ye kadar açık kalıyor; gün batımına doğru stantlarda kokteyller başlıyor, teknelerdeki davetlerle iskeleler iyice hareketleniyor. Gündüz toplantıdan toplantıya koşan herkes biraz yavaşlıyor, sohbetler uzuyor ve fuar yavaş yavaş bir akşam buluşmasına dönüşüyor.
Ben de Numarine 30XP’deki partiye katıldım. Çok keyifli, bol sohbetli ve eğlenceli bir akşamdı. Yeni insanlarla tanışmak ve onlarla acele etmeden zaman geçirmek güzeldi. Gün içinde bir sonraki randevuya yetişme telaşıyla kısa kesilen konuşmaların akşam uzayabilmesi, bu buluşmaların en sevdiğim tarafı. Yeni bağlantılar da çoğu zaman ortak bir tanıdığın yaptığı tanıştırmayla kuruluyor.
Gecenin devamında ise yollar genellikle La Boheme’de kesişiyor. Kalabalıkta nereye dönseniz bir tasarımcı, tersane çalışanı veya tedarikçiyle karşılaşabiliyorsunuz. Gündüz yarım kalan konuşmalar orada devam ediyor. İşten de konuşuyoruz, birbirimizin hayatında neler olduğundan da. Birkaç günlüğüne herkesin aynı şehirde olması, normalde bir türlü denk getirilemeyen buluşmaları kolaylaştırıyor.
Cannes’dan dönerken telefonunuzda yüzlerce fotoğraf, çantanızda kartvizitler ve aklınızda yeni fikirler oluyor. Gezdiğiniz tekneler kadar, aralarda yaptığınız sohbetler de aklınızda kalıyor. Bazen küçük bir tasarım detayı, bazen ayaküstü başlayan bir konuşma, üzerinde çalıştığınız bir projeye başka türlü bakmanızı sağlayabiliyor. Benim Cannes defterim de biraz teknelerden, biraz insanlardan, büyük ölçüde bu küçük keşiflerden oluşuyor.

📱 Dergimizi dijital olarak okumak isteyenler için farklı platformlarda da erişim mevcut.
PressReader ve Magzter üzerinden okuyabilir veya iOS uygulamamızdan abone olabilirsiniz.
📖 Hâlâ elinize dergi alıp sayfaları çevirmek sizin için ayrı bir keyifse, dergimizi Shopier üzerinden satın alabilir ya da abonelik başlatabilirsiniz.