Yat yarışlarında gözler genellikle start hattında ve finiş çizgisindedir. Ancak her başarılı organizasyonun arkasında, görünmeyen ama kusursuz işlemesi gereken büyük bir emek vardır. Yaklaşık 15 yıldır yarış sekreterliği yapan Dilara Kol ile yarış sekreterliğinin bilinmeyen yönlerini, yüksek tempolu anlarını ve denize uzanan hikâyesini konuştuk.
Röportaj ve fotoğraflar: Osman Uğur
Bir yat yarışının başladığını çoğu kişi komite teknesinde toka edilen Lima flamasıyla anlar. Oysa yarış aslında çok daha önce başlar. Yarış ilanının yayımlanmasıyla birlikte teknelerin kayıtları alınır, ekip listeleri hazırlanır, yelken numaraları, sponsor isimleri, sınıflar ve belgeler tek tek kontrol edilir.
Kısacası yarışın görünmeyen ama en kritik hazırlık süreci başlar. Bu sürecin merkezinde ise yarış sekreteri vardır. İstanbul’da yat yarışlarının perde arkasında uzun yıllardır emek veren isimlerden biri de Dilara Kol. Yaklaşık 15 yıldır yarış sekreterliği yapan Kol ile yelken dünyasına nasıl adım attığını, yarış sekreterliğinin bilinmeyen yönlerini ve unutamadığı anları konuştuk.

KIYIDAKİ SES GÜÇ
Dilara Kol için deniz, sadece bir çalışma alanı değil; çocukluk anılarının üzerine inşa edilmiş bir tutku. Hikayesi oldukça nostaljik bir tesadüfle başlıyor: “Yelkene profesyonel olarak 2009’da Marmara Yelken Kulübü’nde başladım. İlginçtir, yıllar önce ilkokul mezuniyet balom da bu kulüpte yapılmıştı. O gün orada dans ederken, yıllar sonra aynı iskelede rüzgarı ve saniyeleri kovalayacağımı bilmiyordum.”
Yelkene dair hiçbir bilgisi yokken girdiği bu dünya, onu kısa sürede içine çekmiş. Sadece bir spor değil, bir disiplin ve özgüven okulu olduğunu keşfetmiş. Hatta bu tutkusu kuzenine de bulaşmış. O dönem 7 yaşında olan kuzeni Arda’nın elinden tutup denizle buluşturmasıyla başlayan süreç, bugün Arda’nın 23 yaşında bir yelken antrenörü olmasıyla meyvesini vermiş.
Yarış sekreterliğini genellikle “arka plan” işi sanırız ama Dilara bu tanıma gülümseyerek karşı çıkıyor. Ona göre sekreterlik, perdenin açıldığı anda sahnede olan ilk isim: “Sporcu, antrenör ya da heyecanlı bir veli… Yarış sabahı kıyıya adım atan herkesin ilk muhatabı benim. Kayıtları alır, ilan panosunu bir nakış titizliğiyle işler, hava durumundan gün batımına kadar her detayı duyururum. Komite teknesi denize açıldığında ise kulağım telsizde, gözüm ufukta olur.”

HATA PAYI YOK
Bir yarış sekreterini en çok zorlayan anları sorduğumuzda, Dilara Kol o yüksek adrenalinli anları anlatırken sanki yeniden yaşıyormuş gibi oluyor. “İstanbul parkurundaki yüksek katılımlı yat yarışlarını düşünün. Yüzlerce tekne aynı anda finişe yığılıyor. Kıyıda ise şampanyalar hazırlanmış, kupa töreni için geri sayım başlamış. İşte o an, benim için saniyelerin saatlere dönüştüğü andır. Sonuçları girmek, protestoları değerlendirmek ve en önemlisi “sıfır hata” ile o listeyi ödül törenine yetiştirmek. Bir tekne sahibinin veya bir sporcunun hakkının bana emanet olduğunu bilmek, o stresi dünyanın en tatlı yükü haline getiriyor.”
Dilara’ya göre bu işin altın kuralı, rüzgar kadar tarafsız olabilmek. “Hangi kulüp, hangi tekne olduğu fark etmez. Yarış sekreteri bir hakemdir ve pusulası daima adalettir” diyor. Bugüne kadar 100’e yakın ulusal ve uluslararası yarışta görev alan Kol, IQ Foil Türkiye Şampiyonası’nda finiş hakemi olarak görev alarak yarış organizasyonunu bu kez sahada, farklı bir görevle deneyimledi.
14 yılın sonunda Dilara Kol’un rotası hâlâ açıkdenizlere dönük. Türkiye Yelken Federasyonu hakemi olarak görevine devam ederken, gözü uluslararası sulardaki organizasyonlarda. Onun için yelken; doğaya karşı değil, doğayla birlikte hareket etmeyi öğreten bir hayat okulu. Ve bu okulun en sadık öğrencilerinden biri olarak, her yarış sabahı o “ilk günkü” heyecanla kayıt masasının başına geçmeye hazır.
PressReader ve Magzter üzerinden okuyabilir veya iOS uygulamamızdan abone olabilirsiniz.
📖 Hâlâ elinize dergi alıp sayfaları çevirmek sizin için ayrı bir keyifse, dergimizi Shopier üzerinden satın alabilir ya da abonelik başlatabilirsiniz.




