ABBA’dan Roxette’e, Berwaldhallen’den sokak melodilerine uzanan Stockholm, müziğin kentin dokusuna karıştığı bir başkent olarak her köşesinde başka bir tınıyla karşılıyor sizi…
YAZAR: Ozan Binici
Suyun kenarındaki bu güzel kent; kendine özgü İskandinav efsunu, gökçe sularına serpiştirilmiş inci tanesi adalarıyla sizi olağan bir çekimle karşılar. Ve siz zamanın ve mekânın ötesinde salınır durursunuz. Baltık’ın serin sularıyla Mälaren Gölü’nün buluştuğu yerde, 14 ada üzerine kurulu bu şehir, yüreğinizi alabora eder.
Sokaklarının mor renge ve beyaza büründüğü Stockholm’de mayıs; baharın geldiğini içten içe hissettiğiniz hafif bir meltem esintisiyle ılık, o nazenin leylak rayihasını siz havuzlukta dinlenirken iliştirir içinize.
Kimi zaman leziz bir harman; tatlı ve tuzlu karışımıyla hafifçe kürlenmiş gravlax lezzetine bir kadeh soğuk akvavit bulanır… Kimi zaman bir fika ritüelinde etrafınızı usulca saran kahve kokusunu bu yörenin gastro-kültürel izlerinden biri; geleneksel tarçınlı rulo çörekleri kanelbullar sarıp sarmalar…
Ve bu mevsimde tüm şehri kaplayan o pırıl pırıl kuzey güneşi bir başka işler ruhunuza. İsveçli Ted Gardestad’ın bir şarkısında söylediği gibi: “Güneş ışığı denizden yükselir Stockholm’de…”
Tarihin ve kültürün izinde
Bir müze şehir burası. Gamla Stan (Eski Şehir), Orta Çağ’dan kalma sokak dokusu ve kendine özgü hardal sarısı, kiremit kırmızısı evleri, dar sokaklarıyla mistik bir geçmişe taşır size.
Stockholm’ün Djurgarden adasında yer alan Skansen dünyanın en eski açık hava müzesi. Burada zaman perdesi aralanır ve farklı yüzyıllardan sesler taşır size geleneksel İsveç evleri. Yerel pazarlar arasından geçerken dönem giysili insanlarla buluşur gözleriniz.
Kuzeye özgü hayvan türleri, doğanın bilge rehberleri eşlik eder zaman tünelindeki yolculuğunuza.
Vasa Müzesi ise İskandinavya’nın en çok ziyaret edilen müzesi. Denizcilik ve savaş tarihinin simge varlıklarından Vasa. İlk yolculuğuna 1628’de yelken açmış; ne var ki akabinde alabora olmuş ve batmış. 1961’e dek, üç asrı aşkın bir süre sualtında kalmış bu savaş gemisi. Özenli bir restorasyon sonrası, 17’nci yüzyıldan yadigâr bu kültür varlığını onarmayı başarmış Stockholmlüler.
Peki ya! ABBA grubu ile aynı sahneyi paylaşmak ister misiniz? Bunu da görece mümkün kılmış İsveçliler.
Agnetha Faltskog, Björn Ulvaeus, Benny Andersson ve Anni-Frid Lyngstad. Adını bu dört ismin baş harflerinden alan ABBA grubu, 1974’te, Eurovision Şarkı Yarışması’nı kazandığı “Waterloo” ile küresel bir pop ikonu haline geldi. ABBA; 1973’teki ilk stüdyo albümleri “Ring Ring”den bu yana “Dancing Queen”, “Mamma Mia” ve “Chiquitita” gibi bu satırlara sığmayacak nice hitlerini Stockholm merkezli plak şirketi Polar etiketi altında kaydetti. Bu sokaklarda demlendi o şarkılar ilkin. Siz de bu efsanevi dörtlünün müzik ve moda tarihine iz düşen sahne giysileri içinde bir interaktif beşinci üyesi olabilirsiniz ABBA Müzesi’nde.
Ve her ne kadar Halmstadlı olsalar da bir o kadar da Stockholm’e aittir Roxette. Zira “Pearls of Passion” albüm kaydı da başkentten yelken açıyor dünya yolculuğuna. 1988’de yayınladıkları “Look Sharp” albümünde yer alan “The Look” ve “Listen to Your Heart” gibi hit şarkılarla 80’lerin sonu ve 90’ların başında müzik listelerini alt üst eden; ekspresif yorum gücüyle dinleyiciyi derinden etkileyen Marie Fredriksson ve grubun hem gitaristi hem de dillere pelesenk olmuş Roxette hitlerinin bestecisi Per Gessle’den oluşan bu pop-rock ikilisi çat kapı çalınır kulaklarınıza Stockholm sokaklarında. Kimi zaman bir kafeden, kimi zaman bir evden, kimi zaman da elinde gitarıyla müzik yapan bir sokak şarkıcısının dilinden.
Mayıs konserleri
Yüzyılı geride bırakan İskandinav bir simge İsveç Radyo Senfoni Orkestrası. Stockholmlü topluluk İsveç’in ilk ulusal radyo yayınlarıyla aynı dönemde, 1925 yılında kuruluyor. İsveç Radyo Korosu ile birlikte İsveç Devlet Radyosu Sweriges’e bağlı olarak görev yapan bu topluluk zaman içinde büyüyerek, 1965 yılında bir senfoni orkestrası hüviyetine bürünüyor. Bu tarihten sonra Sergiu Celibidache ve Herbert Blomstedt gibi baş şefler, orkestranın gelişiminde öncü rol oynuyor ve topluluğu uluslararası alanda tanınır hale getiriyor. Bu süreç orkestra içinde bir altın çağ olarak addedilmekte. Bloomstedt sonrası Finlandiyalı Esa-Pekka Salonen dönemi başlıyor.
Orkestra Salonen’le 1995 yılına dek modern müziğe cesurca kucak açıyor. Fin şef, bu sene de ünlü kemancı Janine Jansen ile birlikte İsveç Radyo Senfoni Orkestrası’nın yerleşik sanatçısı. Salonen üçünü bizzat kendisinin yöneteceği altı konserden oluşan bir seri için kendi bestelerinin yanı sıra ilham aldığı bestecilerden olan Sergei Prokofiev, Jean Sibelius ve Maurice Ravel’in yapıtlarından oluşan bir dağarcık hazırlamış müzikseverlere.

İsveç Radyo Senfoni Orkestrası’na en uzun süre baş şeflik yapan isim İngiliz şef Daniel Harding ise Jevgenij Svetlanov ve Manfred Honeck sonrası devraldığı müzik direktörlüğü görevini yaklaşık 20 yıldır sürdürüyor.
1977 Kolombiya doğumlu Andres Orozco-Estrada, Ağustos 2026’da, Baltık Denizi Festivali kapsamında gerçekleşecek olan bir konserle orkestranın yeni müzik direktörü olarak göreve başlayacak.

İsveç Radyo Senfoni Orkestrası, konserlerini İsveç Radyo Senfoni Korosu ile aynı sahneyi paylaştığı ve Herbert Blomstedt yönetiminde 30 Kasım 1979’da açılan Berwaldhallen’de veriyor. Tasarımı mimarlar Erik Ahnborg ve Sune Lindström tarafından yapılan, adını İsveçli besteci Franz Berwald’dan alan yapı modern İskandinav mimarisinin bir simgesi.
İsveç Radyo Senfoni Orkestrası’nın mayıs takvimi ise görülmeye değer. Topluluk, ayın ilk konserini, İsveç Radyo Korosu ile birlikte, İsveçli şef Fredrik Burstedt’ın yönetiminde gerçekleştiriyor. Konser programında iki kadın bestecinin; Helena Munktell’in, ülkesi İsveç’in halk müziğinden izler taşıyan Senfonik Süit’i ile Avusturyalı çağdaş besteci Olga Neuwirth’ün modern müziğin usta ismi Pierre Boulez’e ithafen yazdığı Tombeau II adlı eser de yer alıyor.
İskandinavyalı topluluk bir diğer konserinde ise Richard Strauss’a ün kazandıran ilk eser olan Don Juan Senfonik Şiiri’ni yorumluyor. İsveçli besteci Wilhelm Stenhammar’ın, modern tiyatroda iz bırakan isimlerinden olan hemşehrisi August Strindberg’in Bir Rüya Oyunu adlı eseri için bestelediği sahne müziği de programın bir diğer yapıtı.

Mayıs ayının son konseri ise Herbert Blomstedt yönetiminde. Sanatçılar, Gustav Mahler’in sağken dinleyemediği bir baş yapıtını, tamamladığı son senfonisi olan 9. Senfoni’yi yorumluyor. Bu eser senfonik yazının anıtsal bir simgesi. Klasik müziğin asırlık çınarı Bloomstedt’in Alman bestecinin senfonik mimarisine olan ustalığı göz önüne alındığında Mahler’in zamansız derinliğinde kaybolmamak işten değil doğrusu.
Ve Stockholm usulca kalbinizde yer eder…
PressReader ve Magzter üzerinden okuyabilir veya iOS uygulamamızdan abone olabilirsiniz.
📖 Hâlâ elinize dergi alıp sayfaları çevirmek sizin için ayrı bir keyifse, dergimizi Shopier üzerinden satın alabilir ya da abonelik başlatabilirsiniz.




