Eren Ocean: denizin geri çağırdığı adam

Eren Ocean: denizin geri çağırdığı adam

Bir tekneyi A noktasından B noktasına götüren çok sayıda transfer kaptanı var. Eren Ocean’ı farklı kılan ise varıştan çok yolculuğa odaklanması. Karayipler ve Kuzey Atlantik’te kaptanlık yapan Ocean, her transferde tekne sahibine açıkdeniz rehberliği de sunuyor.

YAZI: Selcen Tanınmış Işıldar

Denizin tuzunu erken yaşta tadanların ondan bütünüyle kopması kolay değil. Hayat bazen insanı o an için doğru olduğuna inandığı, hatta toplumun da “doğru” diye tarif ettiği yollara sokuyor. Düzenli bir iş, güvenli bir kariyer olması gerekenler arasında sayılıyor… Yıllar geçtikten sonra ise insan, seçtiği yolun yanlış olmasından çok, kendisine ait olmadığını fark edebiliyor. Çünkü başkalarının doğruları her zaman bizim doğrularımız olmayabiliyor.

Eren Ocean’ın hikâyesinde de böyle bir dönemeç var. Çocukluğu Ege kıyılarında, yelkenle ve denizle iç içe geçmişken, 2010’ların başında aile kurmak ve daha “mantıklı” görünen bir kariyer için yelkencilikten uzaklaşıyor. Çok uluslu bir şirkette sekiz yıl boyunca başarılı bir sigorta brokeri olarak çalışıyor. Ama deniz, hayatının dışına çıktığı o yıllarda bile zihninden hiç çıkmıyor. Sonunda ofis odalarında değil, denizde mutlu olduğunu kabul edip rotasını yeniden suya çeviriyor.

DENİZ ZATEN HAYATIN İÇİNDEYDİ

Aslında bu dönüşü anlamak için biraz daha geriye gitmek gerekiyor. Eren, Ege kıyılarında büyüyor. Denizle ilk bağı ise Karadeniz’de, dedesinin kayığıyla balığa çıktığı günlere uzanıyor. Babası deniz tarihi ve gezi yazılarıyla ilgilenen emekli bir iş insanı; annesi ise yelken hakemliği yapmış, yaşadıkları kentteki ilk kadın yelken takımını kurmuş ve skipperlığını üstlenmiş bir denizci. Yelkenle 12 yaşında, aile ilk yelkenli teknesini aldığında tanışıyor.

Sonrası biraz kendiliğinden geliyor. Önce Ege kıyılarında, ardından Yunan adaları ve Akdeniz’de yelken açıyor. Üniversite için Kanada’ya gittiğinde ise denizin ölçeği değişiyor. Türkiye’de başlayan yarış kariyeri J/35 ve J/133’lerle Kuzey Atlantik’e taşınıyor.

Bu yüzden yıllar sonra kurumsal hayatı bırakıp yeniden denize dönmesi aslında keskin bir yön değişikliği değil. Daha çok bir süreliğine üzeri örtülmüş eski bir hayatın yeniden ortaya çıkması gibi.

Onun hikâyelerinde asıl mesele yaşanan aksilikler değil, o aksilikler karşısında kurulan denge.

GERİ DÖNMEK YETMİYOR

Eren’in denize dönüşünde romantik bir taraf ararsanız bulabilirsiniz ama hikâyenin asıl güçlü tarafı başka yerde. Çünkü o, “her şeyi bırakıp tekneye bindim” kolaylığıyla hareket etmiyor. Profesyonel olarak denize dönmeye karar verdiğinde bunu eğitimle destekliyor.

İngiliz Royal Yachting Association’ın teorik ve uygulamalı eğitimlerini tamamlıyor. Ticari onaylı RYA Yachtmaster Offshore 200GT’nin yanı sıra motorlu tekne, radar, VHF, ileri denizcilik ilk yardımı, kişisel hayatta kalma teknikleri ve STCW sertifikalarını alıyor.

Ancak bu eğitimleri anlatırken sertifikaların kendisinden çok düşünme biçimine vurgu yapıyor. “Önemli olan sağlam bir muhakeme yeteneği geliştirmek.” Belki de açıkdenizde en çok ihtiyaç duyulan şey bu. Çünkü bilgiye sahip olmak başka, o bilgiyi beklenmedik bir anda doğru karara dönüştürmek başka.

RYA eğitiminin Eren’de bıraktığı asıl iz, öğrendiği tekniklerden çok, denizde nasıl düşünmesi gerektiği olmuş. Kerterizden gelgit ve akıntı hesaplarına, MOB (denize adam düştü) manevralarından sert hava koşullarında uygulanacak yöntemlere, motor devre dışı kaldığında yelkenle demirlemeye kadar pek çok senaryonun amacı aynı: işler planlandığı gibi gitmediğinde doğru kararı verebilmek. Çünkü açıkdenizde bilgi kadar, o bilgiyi doğru anda kullanabilmek de önemli.

Eren bunu çok net bir cümleyle özetliyor: “Hazırlık seçenekler yaratır. Seçenekler güvenliği sağlar.” Eğitim insana bilgi ve özgüven kazandırıyor; ancak deniz, ne kadar deneyimli olursanız olun her şeyi kontrol edemeyeceğinizi de hatırlatıyor. Onun ifadesiyle, “RYA eğitimi size özgüven kazandırıyor. Ama alçakgönüllülüğü deniz öğretiyor.”

BİR TEKNEYİ DEĞİL, İNSANI DA TAŞIMAK

Bugün Eren, ticari lisanslı ve sigortalı bağımsız bir transfer ve rehberlik kaptanı olarak çalışıyor. Bildiği kadarıyla Karayipler ve Kuzey Atlantik’te bu alanda profesyonel çalışan tek Türk asıllı Kanadalı. Yaptığı transferlerin bir bölümü bildiğimiz anlamda teslim seyri. Tekne sahibi tatilini ya da yarışını tamamladıktan sonra zaman bulamadığı için teknesini ABD’ye veya Kanada’ya götüremiyor; Eren de kendi seçtiği mürettebatla tekneyi teslim ediyor.

Ama onu asıl heyecanlandıran diğer tür seyirler. Açıkdeniz tecrübesi sınırlı tekne sahipleriyle birlikte yola çıkıyor. Burada rolü değişiyor. Teknenin kumandasını devralan kaptan olmaktan çıkıp, tekne sahibinin yanında yürüyen bir rehbere dönüşüyor.

Navigasyon, rota seçimi, hava ve deniz koşullarını okumak, yelken trimi, demirleme, sert hava taktikleri, denize düşen adam kurtarma prosedürleri… Bunların hepsini seyir sırasında aktarıyor. Ama belki de daha değerlisi, planın bozulduğu anları birlikte yaşamaları.

Çünkü açıkdenizde gerçek öğrenme çoğu zaman her şey yolundayken değil, bir şeyler ters gittiğinde başlıyor. Bir arıza çıktığında, hava beklenenden farklı davrandığında ya da teknedeki bir sistem çalışmadığında, karar alma biçimi teorinin önüne geçiyor. Eren’in en çok keyif aldığı şey de burada başlıyor: yolculuğun başında çekingen olan bir tekne sahibinin sonunda daha özgüvenli, daha sakin ve denizi daha iyi tanıyan bir denizciye dönüşmesi. İnsanlar seyir sonunda yalnızca teknelerini bir noktadan diğerine taşımış olmuyorlar. Onlar da bir yere varıyorlar.

EN ZOR OLAN FIRTINA DEĞİL

Açıkdeniz denildiğinde çoğumuzun aklına önce hava gelir. Fırtınalar, yüksek dalgalar, arızalar… Eren’in cevabı ise başka. Ona göre başka. Ona göre açıkdenizde karşılaştığı en büyük zorluk insanları yönetmek.

Çünkü teknik sorunlar ne kadar ciddi olursa olsun çoğu zaman bir çözümü var. Tekne su alabilir. Pervaneye halat ya da ağ dolanabilir. Dümen teli kopabilir. Elektronikler arızalanabilir. Motor ya da dişli kutusu sorun çıkarabilir. Yıldırım düşebilir. Rüzgâr kasırga sınırlarında 50 knot’ı aşabilir. Bunların hepsini yaşamış.

Ama asıl öngörülemez olanın insan tepkisi olduğunu söylüyor. Panik, şiddetli kaygı, korkudan hareket edememe ve hatta intihar düşüncesi… Bunlar hiçbir navigasyon kitabında tam karşılığı olmayan durumlar.

Bu yüzden kaptanlığı yalnızca teknenin yönünü belirlemek olarak görmüyor. “Kaptan olmak, navigasyon kadar psikolojiyi de yönetmeyi gerektirir.” Bazen açıkdenizde elinizdeki en önemli araç pusula ya da elektronik harita değil; herkesin sakin kalabilmesi için önce sizin sakin kalabilmeniz. Bu cümle belki de Eren’in kaptanlık anlayışını en iyi anlatanlardan biri.

“Deniz, ne kadar deneyimli olursanız olun her şeyi kontrol edemeyeceğinizi hatırlatıyor.”

DENİZİN SINAVLARI

Eren’in anlattığı seyirlerin hemen hepsinde denizin insana kendi gündemini dayattığı bir an var. Ama her hikâye krizle başlamıyor. Bermuda’dan ABD’ye biri Türk, diğeri Yunan asıllı iki yelkenciyle yaptığı transfer bunlardan biri. İki hafta boyunca dar bir alanda birlikte yaşayan üç kişi, çok kültürlülüğü sorun değil avantaja dönüştürüyor. İnegöl köftesinden tzatziki’ye uzanan sofralar kuruluyor; teknik sorunlar ise birlikte çözülmesi gereken adeta bir oyuna dönüşüyor.

Karayipler’de başka bir gece ise sargassum adı verilen yoğun yosunların biriktiği bölgeye giriyorlar. Motoru çalıştırmak riskli, rüzgâr da yok. Tekne neredeyse olduğu yerde kalıyor ve yapabilecekleri tek şey akıntının onları bölgeden çıkarmasını beklemek.

Bazı seyirler çok daha sert geçiyor. Panama’dan Nova Scotia’ya yaşlı bir yelkenliyi götürdüğü yolculukta iki hafta içinde motor kayışı altı kez kopuyor. Jamaika’nın yaklaşık 350 mil güneyinde dümen sistemi sorun çıkarıyor, direğe yıldırım düşüyor ve elektronik seyir cihazları devre dışı kalıyor. Yaklaşan tropikal fırtınadan kaçmak için Jamaika Yacht Club’a yöneldiklerinde ise bu kez dümen teli kopuyor. Eren, 47 ft’lik tekneyi akıntı, pervane suyu ve anayelken yardımıyla başka teknelere zarar vermeden iskeleye yanaştırıyor.

Başka bir seyirde yanında Afganistan’da görev yapmış iki ABD’li kadın gazi var. Daha yolculuğun başında sintineye saatte yaklaşık 25 litre tuzlu su dolmaya başlıyor. Yanına aldığı küçük seyyar sintine pompası kritik hale geliyor. Ama bu yolculuğu zorlaştıran yalnızca teknik sorun değil; savaş sonrası travmanın etkilerini yaşayan iki insanla uzun süre dar bir teknede birlikte olmak da kaptanlığın başka bir boyutunu ortaya çıkarıyor.

Eren’in anlattığı bu seyirlerde ortak olan, başına ne geldiğinden çok o anda nasıl davrandığı. Açıkdenizde tecrübe onun için yalnızca fırtına görmek ya da mil biriktirmek değil; hazırlıklı olmak, sakin kalmak ve doğru anda doğru kararı verebilmek. Bu yüzden belki de onun hikâyelerinde asıl mesele yaşanan aksilikler değil, o aksilikler karşısında kurulan denge.

VARIŞTAN DAHA ÖNEMLİ OLAN

Eren’e bugün hâlâ bu işi neden yaptığını sorduğunuzda cevap bir rota ya da okyanus adı olmuyor. Yanıtı: insan. Tekneleri bir marinadan diğerine taşımaktan değil, insanlara açıkdenizin doğru hazırlık, eğitim ve denize saygıyla ulaşılabilir olduğunu göstermekten keyif aldığını söylüyor. Belki de bu yüzden müşterilerinin kendisi için yazdığı yorumların çoğu yelkencilik becerisiyle değil; sakinlik, profesyonellik, güvenilirlik, rehberlik, açık iletişim ve dürüstlükle ilgili.

Felsefesi birkaç cümleyle özetlenebilecek kadar basit, ama açıkdenizde uygulaması bir o kadar zor: amaç ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamak değil, acil durum ortaya çıkmadan çok önce doğru kararları vererek tekneyi ve içindeki insanları güvenle varış noktasına ulaştırmak. Onun anlatısında deniz, insanın kendini kanıtladığı bir sahne değil; bilginin, hazırlığın, muhakemenin ve alçakgönüllülüğün sınandığı bir yer.

Bir tekneyi Karayipler’den Kuzey Atlantik’e götürürken teknik olarak yaptığı şey hâlâ bir transfer olabilir; ama asıl mesele, beraber yola çıktığı insanın denize başka türlü bakarak karaya dönmesi.

📱 Dergimizi dijital olarak okumak isteyenler için farklı platformlarda da erişim mevcut.
PressReader ve Magzter üzerinden okuyabilir veya iOS uygulamamızdan abone olabilirsiniz.
📖 Hâlâ elinize dergi alıp sayfaları çevirmek sizin için ayrı bir keyifse, dergimizi Shopier üzerinden satın alabilir ya da abonelik başlatabilirsiniz.