Bazı zamanlar vardır, insan dünyaya yetişemediğini hisseder… Haberler hızlanır, cümleler sertleşir, gündem birbirinin üzerine yığılır. Ekonomi, siyaset, savaşlar, kriz ihtimalleri, belirsizlikler… Hepsi aynı anda hayatımızın içine sızar. Günlük akışın içinde çoğu zaman devam ederiz; toplantılar yapılır, işler yetişir, çocuklar okula gider, faturalar ödenir, telefonlar susmaz. Ama içimizde bir yerde, dünyanın gürültüsünün bıraktığı derin bir yorgunluk birikir.
Belki de bu yüzden bugün “iyi oluş” kavramına her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü iyi olmak artık yalnızca sağlıklı beslenmek, spor yapmak ya da dinlenmekle açıklanabilecek kadar basit değil. Zihnin nefes alacağı, bedenin gevşeyeceği, insanın kendine dönebileceği alanlara ihtiyacımız var. Bazen bu alan bir oda, bazen bir yürüyüş yolu, bazen bir kitap sayfası olabilir. Ama deniz insanları için çoğu zaman cevap aynıdır: suya yaklaşmak.
Denizin iyi gelmesi romantik bir cümle gibi gelebilir size. Oysa suyun, özellikle de deniz ve kıyı alanlarının insan psikolojisi üzerindeki etkisi artık bilimsel çalışmaların da konusu. “Blue space” yani mavi alanlar üzerine yapılan araştırmalar; deniz, göl, nehir gibi suyla temas edilen çevrelerin stresin azalmasına, zihinsel toparlanmaya, ruh halinin dengelenmesine olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor. Elbette deniz tek başına bütün sorunları çözmez. Ama suya bakmanın, suyun sesini duymanın, ufuk çizgisinin karşısında durmanın veya yüzmenin insan zihninde açtığı alan inkâr edilemez.
Belki de bunun nedeni denizin bize hiçbir şeyi zorla anlatmamasıdır. Deniz konuşmaz ama ritmiyle insanı yavaşlatır. Dalgaların tekrar eden sesi, ufkun genişliği, mavinin gözü yormayan derinliği, tuzlu havanın tenimizde bıraktığı his… Bunların hepsi bedene ve zihne aynı cümleyi hatırlatır: Her şey sürekli kontrol edilmek zorunda değil. Bazen sadece bakmak, beklemek ve nefes almak da yeterlidir.
İçinden geçtiğimiz zamanlarda bu daha da kıymetli. Çünkü dünya giderek daha karmaşık bir düzene doğru ilerlerken, insanın iç düzenini koruması da zorlaşıyor. Belirsizlik arttıkça kontrol etme isteği büyüyor; kontrol edemedikçe kaygı çoğalıyor. Oysa deniz, kontrolün değil uyumun alanı. Rüzgârı değiştiremezsiniz, dalgayı susturamazsınız, akıntıyı yok sayamazsınız. Yapabileceğiniz tek şey; onu okumak, ona göre pozisyon almak ve bazen de rotayı yeniden düşünmektir.
Bazen iyi olmak, değişen koşullar içinde sadece dengede kalabilmektir.
İyi okumalar, iyi seyirler.
PressReader ve Magzter üzerinden okuyabilir veya iOS uygulamamızdan abone olabilirsiniz.
📖 Hâlâ elinize dergi alıp sayfaları çevirmek sizin için ayrı bir keyifse, dergimizi Shopier üzerinden satın alabilir ya da abonelik başlatabilirsiniz.




