30 Ocak sabahı Bodrum’da, benim de yönetiminde yer aldığım Uluslararası Yat Sektörü Çalışanları Derneği (PYI Global) olarak düzenlediğimiz YachtMeet’te sektör bir araya geldi. Aylar süren hazırlığın ardından gerçekleşen bu çalıştayı hem gazeteci hem de organizasyonun içinden biri olarak izlerken şunu fark ettim: O gün salonda yalnızca başlıklar konuşulmadı; sektör kendiyle yüzleşti.
Türkiye süperyat üretiminde ikinci sırada. Bu artık ezber bir cümle. Ama ikinci olmak bazen zirveye en yakın olmak kadar, en fazla sorgulanan yerde olmak demektir. Çünkü bir noktadan sonra büyüklük değil, derinlik konuşulur.
Ve derinlik, bugün rakamlardan çok projelerin niteliğinde saklı.
Mart sayımızdaki “Bu Yıl Suya İnen Lüks Süperyatlar” dosyasında bunu net biçimde görüyorsunuz. 50 metre üzerindeki projelerde hibrit sistemler, uzun menzil platformlar ve daha rafine yaşam kurguları artık standart hâline geliyor. Türk yapımı yalnızca büyük değil; daha bilinçli.
Ama 40 metre altına indiğinizde deniz biraz daha dalgalı. Yeni inşa yavaşlıyor. Charter daha seçici ilerliyor. Refit tarafı bütçe hesabı yapıyor. Marina fiyatları yükselmiş, işletme giderleri ağırlaşmış. Orta segmentte tekne sahipleri frene basmış durumda.
Bu atmosferi Bosphorus Boat Show’da da hissettik. Geçmiş yıllardaki şubat fuarının o yoğun enerjisi yoktu. Bazı büyük ve alışıldık markalar sahada değildi. Düsseldorf’taki o “acele etmeyen” tempo İstanbul’a da yansımıştı.
Bu bir daralma mı?
Belki.
Belki de sektör hızdan dengeye geçiyor.
Büyümeden olgunlaşmaya.
Zaman, bu dönemeçten kimin daha sağlam çıktığını gösterecek.
İyi okumalar, iyi seyirler.






