Teknede keyfimiz bozulmasın – Bilge Hergüner 

Teknede keyfimiz bozulmasın – Bilge Hergüner 

Bir tekne sahibi olarak, hayatımın en keyifli anlarını burada ailem ve dostlarımla birlikte yaşıyorum. Bu özel anların bozulmasına razı değilim ancak…

Bilge Hergüner  – Tezmarin Genel Müdürü

Ben de bir tekne sahibiyim ve teknemde hayatımın en keyifli anlarını yaşıyorum. Ailem ve dostlarımla ya da kimi zaman yalnız geçirdiğim bu özel dakikaların önemi çok büyük ve her ne sebeple olursa olsun bozulmasına razı değilim.

Bunun için yapabileceklerimin yanında müdahale edemeyeceğim şeyler mutlaka vardır. Öncelikle teknemi yeni aldığımda seçtiğim markanın özellikle Türkiye’de satış sonrası hizmetini üst seviyede sağlamasını isterim. Teslimden başlayarak kaliteli, eğitim görmüş ve işini gerçekten iyi bilen personelin benimle ve teknemle ilgilenmesi hoşuma gider.

Tekneyle ilgili bilmediğim her şeyi gönül rahatlığıyla sorabileceğim, bunları sorarken de kendisine ne zahmetler verdiğimi bana hissettirmeyecek profesyoneller isterim. Teknemdeki herhangi bir arızayı ilettiğimde beni anlayacak ve çözüm planını iletecek ve buna kesinlikle uyacak bir servis yapısını tercih ederim.

Tekneme geldiklerinde ekipman olarak donanımlı olmalarını, temiz ve uygun kıyafetli olmalarını, beklenmedik bir arıza olmadığında işi tamamlamalarını beklerim. Sürpriz maliyetler, yarım bırakılmış işler, dağınık ve kirli bırakılmış tekne hoşuma gitmez. Tekne sahibiyim diye arızayı giderecek parçaya veya hizmete misli ile ödeme yapmak ve buna mecbur edilmek herkesi olduğu kadar beni de rahatsız eder.

Marinalarda hizmet

Marinalarda rekabetin hizmet esasına dayalı olmasını isterim. Öncelikli ihtiyacım, ailem ve teknem için güvenli bir yer olması. Bunun yanında tertemiz ve düzenli olması beni rahat ettirir. Duş ve tuvaletlerin sürekli sağlanan temizliği ve konforu en hassas konulardandır. Bizler için kuru temizleme hizmeti de önemli. Hızlı ve kaliteli olmasının yanında ödediğimiz paranın da dışarıdakine göre bir miktar fazla olması kabul edilebilir ama sıklıkla öyle olmadığını görüyor ve başka çözümler yaratıyoruz.

Marinadan söz açınca palamar hizmetinden de bahsetmek gerekiyor. Öncelikle işini bilen, güler yüzlü ve yardımsever olmalarını bekliyoruz. Ayrıca işlerini iyi yaptıklarını anladığımızda bu bize güven veriyor. Geçen yaz marinada, komşu teknenin su aldığının palamarlar tarafından fark edilmesiyle başlayan mücadeleyi ve teknenin süratle çekek alanına götürülmesini izleyince çalışanlara güvenim ve hayranlığım bir hayli arttı.

Yine önemli konulardan bir tanesi marina içinde veya çevresinde aradığım her türlü malzemeyi ve hizmeti bulabileceğim iş yerlerinin bulunması. Bazen ihtiyaç ani olabiliyor ve çözüm için çok fazla vaktiniz olmuyor. Ayrıca bu iş yerlerinin sahipleri veya yöneticilerinden iyi ve şişirilmemiş fiyatlarla hizmet almayı bekliyorum.

Özellikle keyifli seyirlerle ulaştığımız koylardaki restoranlarda taze ve yeni yapılmış yiyecekler, taze tutulmuş, dondurulmamış balık ve diğer deniz ürünleriyle keyfimi tamamlamak isterim. Bir de klişe haline gelmiş şu lafı duymak istemem: “Ne yapalım biz de üç ay iş yapıyoruz!”

Tüm bunların yanında teknecinin diğer teknelere saygı göstermesini görmek hoşuma gider. Gürültü yapan, çevreyi kirleten, komşu tekneyi rahatsız eden, demir atarken olabilecek çaparizleri umursamayan teknelerden uzak durmak arzusundayım.

Cennet koylarda yapılaşma

Beni en çok rahatsız eden asıl konuyu sona sakladım. Ancak nasıl başlayacağımı ve nasıl ifade edeceğimi düşünürken açıkçası zorlanıyorum. Konu malum; bir kısmımızın duyarlı, bir kısmımızın duyarsız olduğu cennet koylarımızdaki yapılaşma.

Bu yazıyı yazmadan bir gece önce yine Bodrum’un Güvercinlik koyundan geçiyordum. İnanın her geçişimde mümkünse bakmamaya çalışıyorum. Kesilmiş ağaçlar, çalışan vinçler, yavaş yavaş ortaya çıkan beton yapılar. Aslında gerçekten çok merak ediyorum; Bodrum’da otellere o kadar çok ihtiyaç var mı ki?! Yetkililer mecburen ve başka yer yok diye mi bu çevre katliamına izin veriyorlar? Ayrıca bu izni verenleri denetleyen veya denetlemesi gereken kurumlar da içleri yanarak mı onaylıyorlar? Nedir bu doğa tahribatının kötü bir şey olmadığını onlara düşündüren?

Benim aklıma gelen en masum şey; bu kişilerin hiç denizden karaya bakmamış, bu güzelliği görmemiş kişiler olduğudur. Yoksa hiç kimse bu güzelliği bir rant uğruna yok etmek istemez. Çünkü bu yok etmek, yakmak ve yıkmaktır. Son zamanlarda bu örnekler maalesef çoğaldı ve cennet koylarımız yapılaşma tehlikesiyle daha da fazla karşı karşıya.

Gerçekten korunmaya muhtaçtılar, şimdi ise bazı insanlar bu koyları bazı başka insanlardan korumaya çalışıyor!